Rusya ve Orta Doğu

Suriye’deki parçalanmışlık yeniden inşayı nasıl engelliyor?

By
p
Article Summary
Suriye’deki savaş sadece coğrafi değil ekonomik parçalanmışlığa da neden oldu, paralel ekonomiler yarattı. Tüm bunlar şimdi yeniden inşa sürecini de zorlaştırıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suriye ordusunun İdlib Şafağı Harekâtı Beşar Esad’ın şubatta verdiği “ülkenin her santimetresini kurtarma” sözünü gerçekleştirmeye yönelik bir adım olarak görünüyor. Hama’nın kuzeybatısı ve İdlib’in güneyine yönelik harekât, Rusya’nın desteğiyle devam ediyor.

Suriye ordusu 2016-2019 döneminde Rus ve İranlı müttefiklerinin desteğiyle şu bölgelerde etkileyici zaferler kazandı: Lazkiye vilayetinin kuzeybatısı, Suriye’nin ticari başkenti Halep, ülkenin iç kesimlerinde yer alan Hama ve Humus, güneydeki Dera ve Kuneytra, Badya olarak da bilinen Suriye Çölü, Şam ve civar kırsallar, Rakka ve Deyrizor’daki bazı bölgeler. Buna rağmen Suriye henüz bölünme tehlikesini atlatmış değil, topraklarının tamamında milli egemenliğini sağlamış değil.

Bu satırların yazarının tahminine göre 185 bin 179 kilometrekare toprağa sahip Suriye’nin karasularının sadece 599 mil karesi (%0,84) hükümetin kontrolünde. Farklı güçlerin Suriye topraklarının ne kadarını kontrol ettiği ise şöyle tahmin ediliyor:

  • Muhalif militanlar: Ağırlıkla İdlib ve İdlib’e mücavir Halep, Hama ve Lazkiye’deki bazı bölgeleri kapsayan 7 bin 700 kilometrekare (Suriye topraklarının %4,16’sı).

  • Türkiye: Azez, El Bab ve Afrin’de yaklaşık 3 bin 999 kilometrekare (Suriye topraklarının %2,16’sı).

  • Suriye Demokratik Güçleri (SDG): Halep vilayetinde 3 bin 999, Rakka vilayetinde 12 bin 999, Deyrizor vilayetinde 16000 ve Haseke vilayetinin tamamı olan 23 bin 300 kilometrekare. Bu bölgelerin toplamı Suriye topraklarının %30,4’üne tekabül ediyor.

  • ABD’ye yakın gruplar: Humus vilayetinde Tanf çevresindeki çöllerde yaklaşık 6 bin kilometrekare (Suriye topraklarının %3,24’ü).

  • Çöllük bölgelerde İslam Devleti tarafından kontrol edildiği söylenen bölgeler: Yaklaşık 1000 kilometrekare (Suriye topraklarının %0,54’ü). 

  • İsrail işgali: Golan Tepeleri’nde yaklaşık 1200 kkilometrekare (Suriye topraklarının %0,65’i).

  • Şam’ın kontrolü dışındaki toplam alan: 77 bin 749 kilometrekare, yani Suriye topraklarının %41,98’i.

Bu parçalanmışlık Suriye halkını da ayrıştırmış durumda. 100 binin üzerinde nüfusu olan büyük kent merkezleri arasında hükümetin kontrolünde olanlar şöyle: Halep (1,6 milyon kişi), Şam (1 milyon 57o bin), Humus (780 bin), Hama (460 bin), Lazkiye (340 bin) ve Deyrizor (240 bin). Hükümetin kontrolü dışındakiler ise Rakka (180 bin), El Bab (130 bin) ve İdlib (130 bin).

Ülkenin coğrafi bölgeler ve nüfus açısından parçalanmış olması, sosyal ve ekonomik hayatın bozulmasına yol açarken, bu durum özellikle doğal kaynaklar, tarım ve taşımacılık sektörlerine gözle görülür bir şekilde yansıyor.

2015’te, Suriye’nin günde 65 bin varil üretim kapasitesine sahip petrol sahalarının %80’i, İslam Devleti’nin kontrolündeydi. Hükümet petrol sahalarının %8’ini kontrol ediyordu ve buradaki kapasite 10 bin varildi. Oysa 2010’da hükümetin elindeki kapasite 385 bin varildi. Kürtler ise günde 25 bin varil kapasiteyle petrol sahalarının %12’sini kontrol ediyordu.

2017’de SDG, Suriye’nin kuzeydoğusu ile doğusunun büyük bölümünü ele geçirdi. Ülkenin petrol rezervlerinin %95’i (2,5 milyar varil) bu bölgelerde bulunuyor. SDG’nin kazanımları arasında Deyrizor yakınlarında bulunan en büyük petrol sahası El Ömer ve ülkenin en büyük doğal gaz tesisi Conoco da yer alıyordu. Doğal gaz açısından Şam’ın kayıpları daha az oldu. 2011 yılında 8,7 milyar metreküp olan toplam gaz üretimi, 2015’te 5,7 milyar metreküpe düşse de rezervler 240,7 milyar metreküp olarak tahmin ediliyor. Suriye ordusu 2016-2017 yıllarında, Humus vilayetindeki Şair, Hayyan ve El Mehr sahaları dahil ülkenin gaz sahalarının %55’ini ele geçirdi.

Şam’la Kürtler arasındaki ayrışma altyapıya da yansıyor. Genel Petrol Hattı diye adlandırılan boru hattının kontrolü, SDG ile hükümet arasında kabaca yarı yarıya bölünmüş durumda. Boru hattı Haseke vilayetindeki Rimelan’da bulunan Karaçok petrol sahasını Suriye’nin Tartus limanına ve Lübnan’ın Trablus limanına bağlıyor.

Şam, ülkenin petrol yükleme terminaline sahip tek deniz limanı olan Baniyas’ta kontrolü hiçbir zaman kaybetmedi. Şam bölgesinin başlıca gaz sağlayıcısı olan Humus’taki Güney Orta Bölge Tesisi hükümet tarafından işletiliyor. Halep’in ihtiyacını karşılamak üzere Rakka vilayetindeki Tabka bölgesinde kurulan Kuzey Orta Bölge Tesisi ise 2014-2017 yıllarında İslam Devleti’nce işletildi. Batı’nın o günlerdeki iddiasına göre tesisin ürünleri kaçak yollardan hükümet kontrolündeki bölgelere sokuluyordu.

Irak’tan Suriye’nin sahil şeridine ulaşan Kerkük-Baniyas boru hattındaki pompalama istasyonlarının üçü de Suriye ordusu tarafından ele geçirildi. Bunların en önemlisi olan T2 istasyonu Deyrizor’da bulunuyor. Bu istasyon, Irak’taki T1 istasyonu ile Suriye ordusunun 2017’de geri aldığı El Sayyem petrol sahasıyla bağlantılı. T3 ve T4 istasyonları ise Humus vilayetinde bulunuyorlar.

Suriye’nin başlıca iki fosfat yatağının bulunduğu Palmira yakınlarındaki Hunayfis ve El Şarkiye’yi ele geçiren İslam Devleti, 2016’da İranlı milisler tarafından buralardan çıkarıldı. Daha sonra, Rusya’yla İran arasında sağlandığı iddia edilen “centilmenlik anlaşması” sayesinde Şam yönetimi fosfat çıkarma konusunda Rus şirket Stroytransgaz ile 50 yıllık üretim paylaşım anlaşması yaptı.

SDG Suriye ordusundan önce davranarak, Fırat Nehri’nce beslenen ülkenin en büyük tatlı su kaynaklarını ele geçirdi. Bunların başında, Halep’in içme suyunun büyük bölümünü sağlayan Rakka vilayetindeki Esad Gölü geliyor.

Suriye’deki tarım arazilerinin yarısından fazlası da kuzey ve kuzeydoğuda bulunuyor: Kuzey Suriye’deki güvenlik kuşağı, İdlib, Suriye’nin ambarı olarak bilinen Cezire’nin Kürt yönetimindeki bölgeleri ve Tabka Barajı’nın suladığı Fırat kıyılarındaki tarım alanları. Hükümetin buralarda kontrolü kaybetmiş olması, sürdürülebilir bir kalkınma sağlama kabiliyetini baltalıyor. Gıda güvenliğinden, kendi kendine yeterlilikten bahsetmiyoruz bile.

Ulaşım ağlarının kopması ve sınırlara erişim sorunu da Şam için sıkıntı yaratmaya devam ediyor. Olumlu boyutlara bakıldığında, hükümet, tüm deniz limanlarında -- Lazkiye, Baniyas, Tartus – ve Şam, Lazkiye ve Kamışlı havalimanlarında kontrolünü korudu. Kamışlı, SDG kontrolündeki Haseke vilayetinde yer alan ancak hükümetin denetiminde olan bir bölge. Havalimanlarına son olarak Halep havalimanı da eklendi.

Sorunlu boyutlara gelince, ülke içindeki karayolları ve Irak, Türkiye ve Ürdün’le bağlantı sağlayan uluslararası ticaret güzergâhları savaş nedeniyle felce uğramış durumda. Hudutlara erişimin sınırlı olması, gümrük gelirlerinde ciddi bir düşüşe neden oldu.

1 Mayıs itibarıyla Türkiye sınırındaki 20 kapının sadece ikisi Şam’ın kontrolündeydi. Bunlardan biri olan Keseb Sınır Kapısı kısıtlı şekilde çalışmaya başlamış durumda. Diğer kapıların altısı Özgür Suriye Ordusu’nun, beşi Kürtlerin, üçü de Heyet Tahrir El Şam’ın kontrolündeydi. En önemli sınır kapısı olan İdlib ile Türkiye’nin Hatay ili arasındaki Bab El Hava dahil sadece üç sınır kapısı tam anlamıyla çalışır durumdaydı ve üçü de Şam’ın denetimi dışındaydı.

Irak sınırına gelince El Yarubiye kapısı SDG’nin, Tanf da ABD yanlısı milislerin kontrolünde. 2017 yılından sonra İran’ın hakim olduğu üçüncü sınır kapısı Ebu Kemal’in akıbeti ise Lübnan ve Akdeniz’e karadan “köprü” kurmak isteyen Tahran’ın ABD’den gördüğü baskı nedeniyle belirsizliğini koruyor.

Ürdün sınırındaki Nasib kapısının 2018 yılında yeniden açılması, hem Suriye’nin kendi ticareti hem de Lübnan’ın Körfez ülkeleriyle ticareti için olumlu bir işaret oldu. Dera sınır kapısı ise “Suriye’nin Bütünü Yaklaşımı” kapsamında BM öncülüğündeki yardım faaliyetleri için kullanılıyor. Irak’la sınır ticaretini artırmak isteyen Suriye ve Ürdün, üçüncü bir sınır kapısı açmak için görüşmeler yaptılar.

Suriye savaş sırasında paralel ekonomilerin doğuşuna sahne oldu. Bunlar, İslam Devleti, Nusra Cephesi, Kürtler ve Türkiye tarafından kontrol edilen bölgelerde ortaya çıktılar. Dünyanın en zengin terör örgütü olarak anılan İslam Devleti’nin yarattığı ekonomi çökmüş olsa da İdlib’de önce Nusra Cephesi’nin, sonra da Heyet Tahrir El Şam’ın işlettiği “ekonomi” devam ediyor. Daha zayıf ve tarım odaklı olan bu ekonominin yanında, kuzey Suriye’deki güvenlik kuşağında Türkiye bağlantılı bir tarımsal “ekonomi” oluştu. Bölgede yaşayan Arap ve Türkmenler Türkiye’den insani yardım alıyor ve Suriye Lirası’nın yanı sıra Türk Lirası’nı kullanıyorlar.

Bir başka ekonomi, Suriye’nin diğer yerlerine göre daha az zarar gören Kürt yönetimindeki bölgelerde ortaya çıktı. Bir miktar petrol gelirine ve buğday, zeytinyağı, pamuk, koyun gibi tarımsal ürünlerin ihracatını canlandırma çabalarına dayanan Kürt ekonomisine, kooperatifler ile özel sektörün kaynaştırılmasına yönelik popülist sloganlar yön veriyor. Suriye Lirası halen kullanılıyor. 2016 yılında Irak Kürdistanı’yla sınır kapısının açılması, ekonomik faaliyetlere ivme kattı.

Sonuç olarak, ülkenin bölünmüşlüğü Suriye’nin yeniden inşasında dış aktörlerin farklı yaklaşımlar benimsemesine neden oluyor. Örneğin Türkiye kuzey Suriye’deki güvenlik kuşağına odaklanıyor, Türk Telekom ve PTT gibi kuruluşlar yerel projelerde yer alıyor. Afrin'deki turizm sektörü de yavaş yavaş canlanıyor.

ABD’li stratejistler ise Kürtlere odaklı olan ve işlerin yerelde, ufak çapta ve yavaş yavaş ilerlemesini, yani Şam’ın baypas edilmesini öngören bir yaklaşım savunuyorlar. Bazı uzmanların yorumlarına göre bu yaklaşım, Washington'un Suriyeli Kürtler ile Irak’ı tek bir “Sünnistan” devleti olarak birleştirme ve Körfez devletlerinin mali desteğiyle buradaki doğal kaynaklara, su ve tarım kaynaklarına hakim olma planlarıyla örtüşüyor.

BM ve Avrupa Birliği ise yeniden inşa sürecine, “Suriye’nin Bütünü Yaklaşımı” çerçevesinde temel iyileştirmeler ve insani yardım merceğinden bakıyorlar. Bu arada İran Suriye’nin iç ve doğu kesimlerindeki askeri varlığını uzun vadeli bir ekonomik hâkimiyete dönüştürmeye çalışıyor. Rusya ise enerji sektöründe Şam’la Kürtler arasında kopan ekonomik bağları karşılıklı yarar temelinde yeniden kurmanın yolunu arıyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Suriye'de Rusya

Igor A. Matveev is a Russian expert on Syria and the Middle East with a background in diplomacy. He is currently a visiting lecturer at the School of Government and International Affairs at the Moscow State Institute of International Relations (MGIMO-University). From 2014 to 2017, he headed the Trade and Economic Division of the Russian Embassy in Damascus. Matveev is the author of a series of books and articles dedicated to Syria's history, economy and foreign policy. His latest book is “The Economic Impact of the Syria Crisis: Lessons and Prospects” (Beirut: Arab Scientific Publishers, 2018).

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept