İsrail'in Nabzı

Kudüs meselesi: Abbas Türkiye’nin ABD’ye karşı öfke siyasetini benimsemiyor

By
p
Article Summary
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ABD’nin Kudüs kararıyla patlak veren krizde Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün liderlerine kulak veriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Ramallah’taki Filistin yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık’taki Kudüs kararını bugüne dek Filistin devletinin kuruluşunu sağlayacak yol olarak görülen diplomatik kulvarda büyük bir gerileme olarak görüyor. Arap Birliği ile temas halinde olan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 13 Aralık’ta Müslüman liderlerin bir araya geldiği İstanbul zirvesine de bizzat hitap etti, ABD’nin kararından duyduğu kaygı ve öfkeyi dile getirdi. Ancak Filistin yönetimindeki realistler bu tepkilerin şu ana dek sadece retorik değerde olduğunun bilincinde. Abbas fazla bir etki gücüne sahip değil, Hamas ise güçlenmiş durumda.

İstanbul’daki toplantının ardından Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman Abbas’ı Suudi Arabistan’a davet etti. İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan kıdemli bir analiste göre Suudiler, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği ve İran’ın üst düzeyde katıldığı İstanbul toplantısında kullanılan sert ABD karşıtı dilden rahatsız oldu.

Bundan iki hafta önce ve Kudüs açıklamasından sadece bir gün sonra Veliaht Prens Riyad’da bir grup ABD’li dış politika uzmanıyla bir araya gelmişti. Bir katılımcının verdiği bilgiye göre Veliaht Prens, Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti kabul eden Suudi pozisyonunu tekrarlamak dışında Trump’ın Kudüs kararına değinmedi, açıkça ABD yanlısı bir dil kullandı ve Filistin meselesinin 2002 Arap Barış Girişimi temelinde çözülmesi halinde İsrail ile iş birliği ihtimalini dışlamadı.

İsrailli analist, Beyaz Saray’la düzenli temas halinde olan yeni Suudi yönetiminin Trump’ın kararına aslında hiç şaşırmadığı inancında. Buna göre Veliaht Prens, Kudüs kararıyla kopan fırtına yatıştıktan sonra ABD barış girişiminin canlanmasını, Abbas’ın da ABD’li temsilcilerle yeniden görüşmeye başlamasını istiyor. Suudilere göre ABD’nin barış girişimi Abbas’ın düşündüğünden daha dengeli. Aslında Suudi yönetimi geleneksel olarak kademeli bir sürece inanıyor ve bu bağlamda Filistinliler ile İsrail arasında Filistin devletinin kuruluşuna zemin hazırlayacak uzun vadeli bir ara anlaşmadan yana.

Abbas’a yakın kıdemli bir FKÖ yetkilisi Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede Riyad’ın politika değiştirdiğini vurguladı. Buna göre Suudi Arabistan için düşman artık İsrail değil, İran. ABD ile stratejik ortaklık da birincil önemde.

FKÖ yetkilisi, Abbas’ın Veliaht Prens’in ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi’nin telkinlerine son derece açık olduğunu söyledi. Kahire, Gazze’deki İran etkisini kırmak için El Fetih-Hamas uzlaşısının uygulanmaya devam etmesini istiyor. Trump’ın Kudüs kararına rağmen Mısır ABD’yle iyi ilişkiler sürdürme niyetinde.

Abbas Ürdün Kralı II. Abdullah dâhil Arap ortaklarına kulak veriyor olabilir ama İsrail’le müzakereler konusunda geleneksel Filistin pozisyonundan vazgeçmiş değil. Filistin lideri İsrail’le müzakerelerin 2002 Arap Barış Girişimi çerçevesinde olması gerektiğini ve bu kapsamda başkenti Doğu Kudüs olan bir devletin ufak toprak takasları dâhil olmak üzere 1967 sınırları temelinde kurulması gerektiğini Kahire, Amman ve Riyad’daki muhataplarına iletti.

Abbas bu görüşmelerde şu noktayı da vurguladı: ABD’nin Kudüs kararı nedeniyle Filistin tarafı, bundan sonra yapılacak müzakerelerde Batı ve Doğu Kudüs arasındaki sınır dâhil olmak üzere sınır meselesinin 1967 hatları temelinde öncelikli konu olarak ele alınmasında ısrar edecek. Uluslararası tanıma, Yaser Arafat ile Yitzhak Rabin arasında 1993’te teati edilen mektuplar esasında olacak. İki taraf için güvenlik düzenlemelerine gelince Abbas, bunlarda bölgesel katılım olması gerektiğini, Filistin devletinin silahsızlaştırılacağını ve İsrail’in burada herhangi bir askeri varlık bulundurmaması gerektiğini söyledi.

Abbas’ın yinelediği bir başka nokta da Filistinli mültecilerin dönüş hakkının Arap Barış Girişimi’ndeki ilkeye dayanması. Bu ilke, mülteciler meselesine BM Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararı temelinde karşılıklı mutabakatla adil bir çözüm bulunmasını öngörüyor. Abbas ayrıca Arap Barış Girişimi çerçevesinde İsrail-Arap iş birliğine destek ifade etti ve Filistin devletinin inşasında büyük ekonomik yardıma ihtiyaç olacağını belirtti.

Sonuç olarak Ramallah’taki Filistin liderliği, çaresizliğe varan bir hüsran yaşamasına rağmen İran’ın yer aldığı “İstanbul koalisyonu” ile değil pragmatik Sünni devletler ile saf tutuyor. Öte yandan Filistinlilerin talepleri Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan tarafından büyük ölçüde kabul görüyor olabilir ama Washington’un bunların yakınından geçmesi bile son derece düşük bir ihtimal. Kaldı ki İsrail de bunları müzakere zemini olarak asla kabul etmez. Dolayısıyla ufukta sadece siyasi açmaz var ve her zaman gündemde olan şiddetin patlama tehlikesi bugün iyice büyümüş görünüyor.

Bu bölümlerde bulundu: Israeli-Palestinian conflict, Küdüs

Büyükelçi Uri Savir, meslek hayatını İsrail’de barış stratejileri geliştirme alanında geçirmiştir. Hâlen, 1996’da kurduğu Peres Barış Merkezi’nin başkanlığını yürütmektedir. 1993’ten 1996’ya kadar Dışişleri Bakanlığı’nda genel müdürlük görevini yürüten Savir, bu dönemde Oslo Anlaşması’nda İsrail baş müzakerecisi, Ürdün ile görüşmelerde İsrail müzakere heyeti üyesi ve Suriye ile görüşmelerde İsrail müzakere heyeti başkanı olarak görev almıştır. Savir ayrıca Metro International isimli küresel gazetenin yönetim kurulu başkanlığını yürütmüş, Glocal Forum’u kurmuş ve Yala Young Leaders (Yala Genç Liderler) isimli internet barış hareketini başlatmıştır. Savir, barış kuruculuğu konusunda bir dizi kitap kaleme almış, bunlardan “The Process” (Süreç) 1997’de New York Times’ın “dikkat çeken kitaplar” listesinde yer almıştır.

x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X