Türkiye'nin Nabzı

Referandum sonuçlarını belirleyecek üç unsur

By
p
Article Summary
Muhafazakâr kesimde küçük ancak önemli kırılmalar yaşanıyor. Nisan ayında yapılacak anayasa referandumunun sonucunu muhtemelen siyasi, etnik ve ideolojik nitelikli bu kırılmalar belirleyecek.

Referanduma çeyrek kala siyasi iklim ve araştırmalar Türkiye’nin yerleşik seçmen davranışları çerçevesinde ayrıştığını gösteriyor. Başkanlık sistemine iktidar partisi AKP seçmenin yüzde 80’i “evet”, ana muhalefet partisi CHP’nin ve Kürt partisi HDP’nin yüzde 90’lık kesimi “hayır” demeye hazırlanıyor. Bununla birlikte Türkiye kamuoyunun, her zamankinden farklı bir hareketlilik içinde olduğunu söylemek gerekir. Seçmen, önünde bir genel seçimin değil, kritik bir referandumun bulunduğunun farkında.

Nitekim siyasi ortam, baskın bir siyasi kutbun oyları kendisine çektiği 2015 kasım seçimlerinden ziyade, itirazların öne çıktığı, partizan seçmen davranışının kısmen kırıldığı 2015 haziran seçimlerini andırıyor. Hareketlilik esas olarak muhafazakâr seçmen kitlesinden kaynaklanıyor.

Başkanlık sistemini sahiplenen iki siyasi partinin, AKP ve MHP’nin seçmeninde bu konuda ciddi tartışmalar ve kimi ayrışmalar söz konusu. Bu iki partinin kasım 2015 genel seçimlerinde toplam oy oranları yüzde 62 iken, (kararsızlar hesaba katılmazsa) bugün başkanlık referandumuna “evet” diyeceklerin oranı yüzde 43’e düşmüş bulunuyor.

AKP’lilerin yaklaşık yüzde 10’u başkanlık sistemi konusunda kararsız, diğer bir yüzde 10’u bu sisteme karşı. AKP seçmeninin 20’si ise toplam seçmenin yüzde 10’u demek. Buna göre iktidar partisinin oyu, kasım ayından bu yana 10 puan kayıpla ilk gerilemeyi yaşadığı ve tek başına hükümet kuracak milletvekili çıkaramadığı 2015 haziran seçimleri seviyesine, yani yüzde 40’a düşmüş görünüyor.

Muhafazakârların diğer kanadında durum daha ciddi. MHP kitlesinde “hayır” deme eğilimi yüzde 65, muhtemel “evet” oyu sadece yüzde 25.

Sağ seçmendeki tereddüdün bir başka göstergesi ise kararsızların oranındaki yükseklik. Metropoll şirketinin “Türkiye’nin Nabzı: Ocak 2017” başlıklı raporunun verilerine göre, başkanlık sistemine karşı olan iki siyasi partide, CHP ve HDP’de yüzde 5 civarında olan kararsız oranı, AKP ve MHP’de yüzde 10’a ulaşıyor.

Muhafazakâr kesimdeki bu ayrışma ve tereddüt, Erdoğan’ın çok istediği başkanlık sisteminin kabulünü zorlaştırıyor. Bu neden böyle? Bir seçim kazanma makinesi olan Erdoğan’ı muhafazakâr kesimi ikna açısından bu kez zorlayan ne? Muhafazakârları tereddüde iten ne? Erdoğan’ın son dönem devletçi-güvenlikçi politikalarını ve güçlü Türkiye söylemini sahiplenmesi beklenen milliyetçi kesim neden yüksek oranda “hayır” demeyi düşünüyor?

Üç faktörden söz edilebilir. İlk faktör Erdoğan’ın şahsına endeksli siyaset algısı. Erdoğan’ın kişiliği ve varlığıyla özdeş kılınan yerleşik politikalar, siyasi tahayyül, umut ya da endişe Türk siyasetinde, özellikle muhafazakâr kesim açısından belirleyici unsurlar haline gelmiş durumda. İktidarın kişiselleşmesinin ve buna endeksli otoriterleşme eğiliminin tipik göstergelerinden birisi olan bu durum, iki zıt sonuç üretiyor. Bir yandan siyasi liderin adeta yönlendirici bir rehber gibi algılanmasına yol açıyor ve popülizmin gitgide derinleşen toplumsal meşruiyetine vurgu yapıyor. Nitekim Metropoll’ün araştırmasında AKP’li seçmenin yüzde 53’ü, neden başkanlık sistemini desteklediği sorulduğunda “Erdoğan’ın başkan olmasını istediğim için” yanıtını veriyor.

Ancak madalyonun diğer yüzünde bunun tam tersini görmek mümkün. Başkanlık modelinin önerdiği güçlü yürütme ve lider sistemiyle ideolojik açıdan tam uyum içinde olması beklenen MHP’lilerin “hayır” deme eğilimindeki en önemli faktör “Erdoğan’ın başkan olmasını istememek” olarak öne çıkıyor, bu oran oldukça yüksek: Yüzde 40.

İkincisi Kürtlerle ilgili, etnik nitelikli bir faktör. Kürtlerin yaşadığı Güneydoğu illerinde muhafazakâr-dindar kesim ile seküler, milliyetçi Kürt grupları arasında oylar geçişken olsa da seçmen davranışı açısından yerleşik bir bölünme her zaman olmuştur. Nitekim, kasım 2015 seçimlerinde bu bölgede seçmenlerin yaklaşık yarısı HDP’yi, diğer yarısı AKP’yi tercih etmişti. Referanduma doğru, dikkat çekici olan bu illerdeki Kürt seçmenlerin önemli bir kısmında sandığa gitmeme eğiliminin gözlenmesidir.

Araştırmacı Prof. Dr. Özer Sencar yaptığımız görüşmede “Kürtlerin üçte birinde sandığa gitmeme eğilimi tespit ettiklerini” söylüyor, bölgenin iki önemli kanaat önderi akademisyen Dr. Vahap Coşkun ile Diyarbakır Ticaret Odası eski Başkanı Mehmet Kaya bu tespitleri teyit ediyor.

Bu çekimser kitlenin içinde başkanlık sistemi tartışmasını kendi duyarlılıklarına uzak bulan kimi HDP seçmenleri de bulunuyor. Ancak çoğunluğu bugüne kadar genellikle AKP’ye oy veren gruplar oluşturuyor. Bunların oy vermeme eğilimlerinin görünür üç nedeni var: AKP’nin Kürt meselesinde tavizsiz ve aşırı Türk milliyetçiliğini temsil eden MHP ile yaptığı siyasi iş birliği, Anayasa paketinde Kürtlerin beklentilerine hiçbir yanıt olmaması, AKP’nin çözüm sürecini tümüyle rafa kaldırarak, bölgede son bir yıldır izlediği baskıcı politikalar. Kürt sorununun muhafazakâr kesimde başkanlık sistemi konusunda beslediği bu ayrışma, siyasi davranışlara yansıması halinde referandum sonuçlarını etkiyebilecek bir unsur.

Muhafazakâr kesimde tereddüdü oluşturan üçüncü faktör ise daha çok ideolojik nitelikli. AKP seçmenleri arasında bir süredir, içinde siyasi bir itirazı ve memnuniyetsizliği barındıran bir hareketlilik yaşanıyor. Diğer bir ifadeyle muhafazakâr dokuda muhalif bir kesim bulunuyor. Bu kesimin itirazı Erdoğan’ın liderliğine ya da şahsına değil tarzına yönelik. Tepkiyle karşılanan, Erdoğan’ın parti teşkilatı ve hükümet politikaları açısından kişiselleşen iktidar ve otoriterleşen siyaset anlayışı.

AKP içindeki alternatif siyaset odaklarının ve Erdoğan’a tam biat etmeyen aktörlerin, örneğin eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu gibi kısmen “liberal” siyasi seçkinlerin tasfiyesi, Erdoğan’ın “sivil” bir tutumdan milliyetçi-devletçi bir tutuma yönelmesi, içe kapalı politik ve ekonomik düzen söylemi, hukuk ilkeleri konusundaki hassasiyet eksikliği, muhalif eğilimin rahatsız olduğu konuların başında geliyor.

Metropoll’ün araştırmasında başkanlık sistemine “hayır” deme eğilimdeki AKP seçmeni, “Neden?” sorusuna yüzde 44 oranında “Otoriterliğe yol açacağını düşündüğüm için” yanıtını veriyor. Bunu, yüzde 21 ile “ülke bütünlüğüne zarar verir” şıkkı izliyor.

Bu muhalif eğilimin açık siyasi biçimler almadığı, kolektif eylemlere dönüşmediği muhakkak. Ancak bireysel düzeyde, özellikle seçmen davranışı açısından durum farklı. Bu konuda ilk işaretler haziran 2015 seçimlerinde görülmüş ve AKP’nin oyu bu çerçevede yüzde 40’a gerilemişti. Soru şu: Bu kez bu eğilimler, bu tereddüt, itiraz ve karşıtlık sandığa yansıyacak mı, hangi oranda yansıyacak?

Yanıt zor. Bu ayrışma sandığa ciddi düzeyde yansıyabileceği gibi hiç yansımayabilir de. Ancak belirtmek gerekir ki muhafazakâr seçmenin başkanlık sistemine “hayır” demesi, Erdoğan ve AKP’yi iktidardan düşürmeyecek, sadece uyaracak ve itirazı dile getirecek bir seçenek. Bunun karşı ağırlığını ise “istikrar söylemi” oluşturuyor. İstikrar ve bölünme riski söyleminin muhafazakâr gruplarda ciddi karşılığı var.

Referandum sonuçlarını etkiyecek üç faktörün üçü de muhafazakârlarla, kısmen de Kürtlerle ilgili. Referandum sonucu Türkiye muhafazakârlığının geleceği konusunda da bir fikir verecek.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: mhp, kurds, recep tayyip erdogan, akp, chp, hdp, presidential system

Ali Bayramoglu is an academic and political commentator in Turkey. He has produced several publications on minority rights, on the Kurdish issue and on religious and conservative movements in Turkey. Since 1994, he has continuously contributed as a columnist to a variety of newspapers. His most well-known books include  The Islamic Movement in Turkey (2001), The Military in Turkey (2004), The Religious and Secular in the Democratization Process (2005), and The Process of Resolution: From Politics to Arms (2015).

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept