Türkiye'nin Nabzı

Sultanahmet’i diğer İslam Devleti saldırılarından ayıran üç fark

By
p
Article Summary
Al-Monitor’a konuşan güvenlik kaynakları Nabil Fadlı’nın İD’le bağlantısına dair bir bilgiye ulaşılamadığını vurguluyor.

İstanbul’un turist merkezlerinden Sultanahmet Meydanı'nda 12 Ocak günü sabah saat 10 sularında meydana gelen şiddetli patlama ve sonrasında ortaya çıkan dehşet tablosu herkesi şok etti. Yabancı turist kafilesini hedef alan ve intihar saldırısı olduğu kesinleşen bu eylemde çoğu Alman 10 kişi öldü, ikisi ağır 15 kişi de yaralandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı gün yaptığı açıklamada Sultanahmet saldırısından “Suriye kökenli canlı bomba eylemini şiddetle kınıyorum” diye bahsetti.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş da “İntihar bombacısı 1988 doğumlu ve Suriye uyruklu” diye konuştu. Kurtulmuş’un açıklamasından yaklaşık bir saat sonra saldırının Nabil Fadlı isimli bir Suriyeli tarafından gerçekleştirildiği bilgisi basına sızdı.

Bu saldırıyı, İD’in 2015’te Türkiye’de gerçekleştirdiği diğer intihar saldırılarından ayıran üç önemli farklılık var- Temmuz 2015’teki Suruç saldırısı ile Ekim 2015’teki Ankara saldırısı.

Bu farklılıklardan ilki Sultanahmet saldırısının hem eylemcisinin hem de kurbanlarının Türkiye vatandaşı olmaması. Bu, Türkiye’nin terörle mücadele tarihinde bir ilk. Hal böyle olunca da akla şu soru geliyor: Acaba Türkiye Ekim 2015’ten itibaren Suriye ve Irak’ta savunmaya geçen ve bu iki ülkede sıkıştıkça cepheyi genişletmek istediği gözlenen İD için yeni bir çatışma mekanı mı olacak? Şayet örgüt Suriye ve Irak’taki sıkışmışlığını çatışmayı Türkiye’ye çekerek aşmaya çalışıyorsa ne yazık ki bu saldırının devamı gelecek demektir.

İkinci farklılık ise bu saldırının, doğrudan İD bağlantılı değil örgütü ilham alan bir saldırı olması. 2015’teki diğer saldırılarda özellikle Adıyaman merkezli ‘Dokumacılar ağı’ ile Diyarbakır ve Bitlis’teki ‘yerli’ İD hücreleri ön plana çıkmıştı. Bu nedenle bu eylemlerdeki intihar bombacılarının İD’le bağlantıları -Suriye’ye giriş-çıkış tarihleri, İD içindeki faaliyetleri, Türkiye’deki faaliyetleri gibi- net olarak ortaya konabiliyordu. Ancak Sultanahmet saldırısının faili olarak ismi geçen Nabil Fadlı isimli şahısın geçmişi ve İD bağlantısı tam bir muamma.

Al-Monitor’a konuşan güvenlik kaynakları Nabil Fadlı’nın Türk istihbaratı tarafından takip edilen ve ismi bilinen canlı bombaların listesinde bulunmadığını ve İD’le bağlantısına dair bir bilgiye ulaşılamadığını vurguluyor. Hatta eylemcinin gerçek isminin Nabil Fadlı olmayabileceği, kendisini gizlemek için sahte isim ve kimlik kullanmış olabileceği ihtimallerinin de üzerinde duruluyor.

Türkiye’ye gelen Almanya İçişleri Bakanı Thomas De Maiziere’nin saldırıdan 48 saat sonra Türk yetkililerle yaptığı görüşmelere rağmen intihar saldırganının kimliğine ilişkin açıklamalardan tatmin olmamış görünmesinin sebebi de bundan kaynaklanıyor olabilir. Nitekim, Alman Bakan saldırganın kimliğinin henüz kesinleşmediğini açıkladı. Güvenlik kaynakları Suriye vatandaşı Nabil Fadlı olarak kayıtlara geçen eylemcinin gerçek kimliğinin tespiti için aile bireylerine ulaşılmaya çalışıldığını, kesin kimlik tespiti için DNA örneklerinden karşılaştırma yapmanın şart olduğunu vurguluyor.

Türkiye medyasında adının Nabil Fadlı olduğu iddia edilen eylemcinin Suriye’den yasadışı yollarla Türkiye’ye giriş yaptığı, Kilis ve Gaziantep’in ardından Ankara’ya gittiği, Ankara’da üç-dört gün kaldıktan sonra İstanbul’a geçtiğine dair bilgiler yer aldı. Bu haberlerde, Fadlı’nın 5 Ocak’ta yanındaki dört kişiyle birlikte İstanbul Zeytinburnu’ndaki Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne bağlı birime giderek kayıt için başvurduğu da bildiriliyor. Fadlı’nın Suriye’deki iç savaşta başta İD olmak üzere terör örgütlerinin saldırılarına maruz kaldığını, ailesinden birçok kişinin öldüğünü, bu saldırı ortamından kaçarak Türkiye’ye geldiğini, Avrupa’ya mülteci olarak geçmek istediğini anlattığına dair iddialar da var. Ama normalde böylesi bir eylem için Türkiye’ye gelen bir kişi devlet dairesine gidip parmak izi verir mi?

Peki elde bu eylemcinin kendi beyanı haricinde yüzde yüz Suriyeli olduğunu kanıtlayacak deliller var mı? Acaba Suriyeli göçmen olduğuna kesin gözüyle bakılan eylemci Türkiye’de hangi İD hücreleriyle bağlantıya geçti? Bu sorulara kesin cevaplar vermek henüz zor. Dolayısıyla da Sultanahmet saldırısının eylemcisi hala bir hayalet durumunda, yani saldırının üstündeki sır perdesi halen devam ediyor. Bu nedenle de Sultanahmet saldırısı yüzde yüz İD bağlantılı bir saldırı değil, İD ilhamlı bir saldırı olarak sınıflandırılıyor.

Sultanahmet saldırısını diğer saldırılardan ayıran üçüncü özellik ise eylemin teknik boyutu. 2015’teki Suruç ve Ankara bombalamalarında kullanılan bomba düzenekleri elektrikli ateşleme ile çalışan daha profesyonel veya fabrikasyon sistemlerdi. Oysa bu saldırıda görgü tanıklarının ifadelerinden eylemcinin üzerinde taşıdığı el bombasının pimini çekerek patlattığı ve patlamanın ve üç-dört saniye sonra gerçekleştiği anlaşılıyor. Bu sayede de 35 kişilik turist kafilesi içinde biri eylemciyi fark ederek, insanları uyarmış ve turistlerin kaçmasına olanak sağlayarak can kaybını önemli oranda azaltmış.

Diğer yandan, Sultanahmet saldırısı ağır siyasi kutuplaşma altındaki Türkiye toplumunun İD’e ilişkin gerçeklik algısını yitirdiğini gösteriyor. Hükümete yakın kesimlere göre İD ya ‘Batı dünyasının İslam coğrafyasındaki mızrak ucu’ ya “Rusya’nın piyonu” ya da Esad rejimi ile İran’ın Türkiye’deki “taşeronu” konumunda.

PKK yanlısı Kürtlere göre ise İD eylemleriyle AKP’nin ve özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi ajandasına hizmet eden, derin bir devlet mekanizması.

Muhalefet partilerine göre ise Sultanahmet saldırısının sorumlusu “istihbarat zafiyeti” içinde olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)

Kısacası Sultanahmet saldırısı bir kez daha gösterdi ki kamuoyundaki ‘İD bir taşerondur’ yaklaşımı iki ölümcül hataya neden oluyor. Bunlardan ilki siyasi karar alıcıların ve toplumun sorunun özünü ıskalaması. Diğeri ise Türkiye’yi İD ile mücadelede pasifleştirmesi.

Saldırı sonrasında yapılan kısır siyasi tartışmalar bize şu çıplak gerçeği gösteriyor: İD’le etkin mücadele edilebilmesi için devlet içinde halen entegre ve bütüncül bir mücadele stratejisi geliştirilememiş durumda ve bunun geliştirilmesi için gereken sorunları tartışmaya bir türlü sıra gelmiyor. Bu sorunlara kritik öneme sahip sınır güvenliği, hukuk sistemindeki boşluklar, hukuk sisteminin İD’i halen bir terör örgütü olarak tanımlamaması ve İD’in istihbarat sis perdesi içinden çıkartılamaması da dahil.

Öte yandan bu günlerde hem PKK hem de İD’le, iki cephede mücadele eden Türkiye’nin PKK’yla mücadeleye öncelik vermesi de örgütle mücadeleyi ikinci plana itiyor. Bu da Ankara’nın İD’le mücadelede sahadaki kapasite eksikliğini ortaya koyuyor.

Bu bölümlerde bulundu: turkey’s syrian policy, tourists, terrorist attacks, suicide bombing, pkk, is, akp
x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X