Türkiye bölünmeye mi yol alıyor?

Kürt hareketini destekleyen kent ve kasabalarda görülmemiş yıkım ve sivil ölümlerine neden olan Kürt savaşının ilk sonucu, Kürtlerin Türkiye’den zihinsel ve ruhsal kopuşunu dramatik biçimde hızlandırmak oldu.

al-monitor .
Kadri Gürsel

Kadri Gürsel

@KadriGursel

İşlenmiş konular

ypg, terror attacks, syria, recep tayyip erdogan, pyd, pkk, kurds in turkey, istanbul, is

Oca 4, 2016

Ankara acı sonuçlarıyla baş etmeye çalıştığı Kürt sorununu çözmeyip kontrol altında tutmak için on yıllardır silinip yer değiştiren, incelip kalınlaşan, azalıp çoğalan “kırmızı çizgiler” çeker... Ankara’nın hep ola gelmiş kırmızı çizgileri Türkiye’nin Kürt sorununun bölgeselleşmesi nispetinde sınır da aşarlar.

İşte Ankara böyle bir kırmızı çizgiyi, Suriye’nin Türkiye sınırındaki Tel Abyad’ın 2015’in haziranında Kürt örgütü PYD’nin silahlı gücü YPG tarafından ele geçirilip Kürt kantonları Kobani ile Cezire’nin birleşmesinin ardından çekmişti. Bu “kırmızı çizgi”, Fırat’ın Türkiye’den Suriye’ye geçtiği noktada, nehrin batı kıyısında kalan sınır kasabası Carablus’tan başlayarak aynı yaka boyunca aşağıya iniyordu. Kırmızı çizginin batısı IŞİD’in kontrolündeydi. Carablus’tan batıya hudut boyunca uzanan 90 kilometrelik hat, IŞİD’in dış dünya ile tek karasal bağlantısını oluşturuyordu.

Kırmızı çizginin doğusunda, başka bir ifadeyle Fırat’ın doğu yakasında ise Kürt kantonu Kobani vardı. Kobani’deki hâkim güç, Ankara’nın savaş halinde olduğu Kürt hareketi PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD idi. Ankara’nın buradaki kırmızı çizgisi IŞİD’e değil, PYD’ye karşı çekilmişti. Tersine, IŞİD Kobani’yi ele geçirseydi Ankara bundan hiç de rahatsızlık duymazdı. Nitekim 2014’te Kobani IŞİD tarafından kısmen işgal edildiğinde, Türkiye’yi yönetenlerin bundan memnun olmadıklarına dair bir veri mevcut değildi. Ama PYD’nin silahlı gücü YPG Carablus’u IŞİD’den kurtarmak için nehrin batı yakasına geçseydi Türkiye’nin kırmızı çizgisini de geçmiş olurdu ve bu durum Ankara’yı çok rahatsız ederdi. Çünkü Ankara’dakilere göre IŞİD geçici, PYD ise kalıcıydı ve bu mantığa göre PYD, IŞİD’den daha tehlikeliydi.

Dünyanın IŞİD-PYD mukayesesi yaparak vardığı sonuç ise Ankara’dakinin tam aksiydi. Büyük güçler, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez dünya güvenliğine yönelik acil ve yakın bir tehdidin teşhisinde mutabık kalmışlardı ve bu tehdidin adı da IŞİD’di. Mutabakat, Suriye’nin kuzeyinde bu tehdide başarıyla karşı koyup onu geriletebilecek yegâne gücün laik PYD olduğu hususunda da mevcuttu.

Dolayısıyla, Ankara’nın haziranda çektiği kırmızı çizgisi dünyanın bu gerçekleri karşısında 25 Aralık’a kadar dayandı. Bel kemiğini YPG’nin oluşturduğu, içinde Araplar başta olmak üzere yerel etnik grupların da yer aldığı “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) adlı koalisyonun 23 Aralık’ta Kobani’nin güneyinde IŞİD’e karşı Amerikan hava desteğinde başlattığı operasyon iki gün içinde ilk hedefine ulaştı. SDG Türkiye sınırına 70 km mesafedeki stratejik Tişrin Barajı’nı ele geçirdi ve ardından Fırat’ın batı yakasında köprübaşı elde etti.

Tişrin Barajı, Tel Abyad’ın düşmesinden sonra IŞİD’in başkenti Rakka’nın Türkiye ile bağlantısını sağlamakta kilit bir güzergâh haline gelmişti. Bu harekât ile Tişrin bağlantısı kesildi. IŞİD için artık baraj göllerinin batısından güneydoğuya bir yay çizmek suretiyle kurulacak olan irtibat hem uzun hem de riskli olacak. Harekât Türkiye sınırına 40 kilometre mesafedeki Menbiç kasabasına doğru uzanır ve burası da alınırsa IŞİD’in Türkiye ile Rakka arasındaki karasal devamlılığı pratik bakımdan kesilecek. IŞİD sınırdaki 90 kilometrelik hat boyunca izole edilecek.

Öte yandan, Fırat’ın batı yakasına çektikleri kırmızı çizgilerinin aşılmasına Ankara’daki yöneticilerin ilk tepkisi “Fırat’ın batısına geçenler Araplar, PYD değil” minvalinde demeçler vermek oldu. Geçersiz politikaların ürünü olan kırmızı çizgilerin bölgenin gerçekleri karşısında anlamsızlaşması Ankara için elbette ki kolay hazmedilir bir gelişme değil. Dünyanın meselesi ise Ankara’dakilerin izleye geldiği Kürt politikası yüzünden Türkiye’nin IŞİD’e karşı üzerine düşeni yapmayı sürekli ertelemesi, bu politikanın herkes için bir ayak bağı olması...

Ankara’nın PYD’yi IŞİD’den daha büyük bir tehdit olarak algılayıp kırmızı çizgiler çekmesinin bir nedeni, sınırın Suriye tarafının Irak’tan batıya doğru uzayıp giden bir hat boyunca, ülke bütünlüğüne tehdit olarak gördüğü PKK’ya yakın bir Kürt örgütünün denetimine geçmesinin doğuracağı jeopolitik risklerdi. PKK’yla sürdürülen savaş da haliyle Ankara’nın gözünde bu riskleri artırıyordu. İkinci neden ise Suriye’de PYD’nin oluşturduğu Kürt kantonlarının Türkiye’deki Kürt hareketinin özerklik arayışına yapacağı katkılardı. Kürt kantonları Suriye’deki bir siyasi çözümün çerçevesinde tanınırsa, en kalabalık Kürt nüfusuna sahip Türkiye’nin çözülmediği için kangrenleşmekte olan Kürt sorunu daha da görünür hale gelecek. Neticede, Ankara’yı Suriye’de Fırat’ın batısına kırmızı çizgi çekmeye zorlayan, kendi Kürt sorunudur.

Kürt sorunu bakımından Fırat sadece Suriye’de değil, Türkiye’de de bir ayrım çizgisi oluşturmaktadır. Türkiye’nin Kürt sorununun tarihi ve coğrafi ağırlık merkezi Fırat’ın doğusuna geçilince başlar. Ve Türkiye’yi yönetenlerin geçen temmuzda PKK’ya karşı başlattıkları savaş sadece şehir ve kasabaları yakıp yıkmak ve sivilleri öldürmekle kalmıyor, Türkiye’nin batısını Kürt çoğunluklu doğusuyla Fırat üzerinde birleştiren manevi köprüleri de birer birer çökertiyor.

Bunun bir işareti, PKK milisleriyle ağır silah kullanan hükümet güçleri arasında tarihi Sur ilçesinde haftalardır süren çatışmalara ve sokağa çıkma yasaklarına sahne olan Diyarbakır’dan geldi. Kürt sivil toplum kuruluşlarını bir çatı altında toplayan Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) 26 Aralık’ta Diyarbakır’da düzenlediği olağanüstü toplantıda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş şunları söyledi: “Bu direniş zaferle sonuçlanacak. Kürtler artık kendi coğrafyasında siyasi irade olacak. Belki Kürtlerin bağımsız devleti de olacak, federal devleti de, kantonları da özerk bölgeleri de...”. Türk medyası kendinden beklenen bir refleksle “bağımsız devlet” vurgusunu başlığa çıkardı.

Türkiye’nin batısında daha büyük tepki uyandıran gelişme ise DTK’nın 27 Aralık’ta açıkladığı sonuç bildirgesinde Kürtler için “özyönetim kararı aldığını” duyurmasıydı. DTK, Türkiye genelinde “demokratik özerk bölgeler”in oluşturulmasını, bu bölgelerin seçilmiş özyönetim organları tarafından yönetilmesini, eğitimin özyönetimlere bırakılmasını istedi. Bildirgede yer alan 14 maddede sağlık, yargı, adalet, ulaşım, enerji, asayiş ve bütçe yönetimi gibi yetkilerin özerk yönetimlerin uhdesine bırakılması talep edildi.

DTK’nın bu kararlarının bugün için tabii ki uygulanma şansı yok... Ama Kürt hareketinin müzakere edilecek bir çözümün asgari koşulu olarak özerkliği empoze edeceğini göstermesi bakımından önem taşıyorlar.

Şu an için ise ufukta bir ateşkes görünmüyor. Savaş sürecek. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan PKK’lıların kent ve kasabalarda güvenlik güçlerine karşı koymak için kazmış oldukları “hendeklerde boğulacaklarından” söz ediyor. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık da “Mevcut durumda silahlı mücadeleye son vermek için hiçbir neden yok. Aksine gelecek aylarda iç savaş Türkiye’de ağırlaşacak” diyor.

22 Aralık’ta İstanbul’un Asya yakasındaki Sabiha Gökçen Havalimanı’nın apronunu hedef alan bir havan saldırısı önümüzdeki dönemde Türkiye’nin büyük kentlerinin Kürt sorunu kaynaklı terörizmin tehdidi altına girebileceğini akla getirdi. Bir temizlik işçisinin ölümüne, beş yolcu uçağının da hafif hasar görmesine neden olan saldırıyı, adı 90’lı yıllarda sivilleri ve turistleri hedef alan terör eylemleriyle hatırlanan “Kürdistan Özgürlük Şahinleri” (TAK) üstlendi. Kürt hareketi, TAK’la herhangi bir bağının olmadığını iddia etse de “TAK” diye bir örgütün olmadığı ve bu adın şehirlerdeki terör eylemlerinde kullanılan bir rumuz olduğu biliniyor. TAK adına yapılan açıklamada, “Bu eylemimiz, Kürt şehirlerini harabeye çeviren faşist saldırılara karşı yapılmıştır. Havan toplarıyla yapılan bu saldırı yeni dönem eylemselliğimizin başlangıcı olacaktır” denildi.

Türkiye yeni yıla savaşan tarafların daha çok kan ve ölüm vaat eden açıklamalarıyla girdi. Erdoğan yayımladığı yeni yıl mesajında 2015’te 3 bin 100 teröristin “etkisiz hale getirildiğini” söyledi ve “Güvenlik güçlerimiz hem dağları, hem de şehirleri karış karış teröristlerden temizlemeye devam edecek” dedi. KCK da yeni yıl münasebetiyle yayımladığı açıklamada, savaşı “metropoller” dedikleri Türkiye’nin batısındaki büyük şehirlerde sürdüreceklerini ve 2016’da “dünyada görülmemiş bir fedai direnişi” ortaya koyacaklarını ilan etti.

Hükümet güçleri ve PKK arasındaki savaş böyle devam ederse yakın bir gelecekte iki taraf açısından da kontrolü güç bir hal alabilir ve o zaman yaşanacak vahim gelişmelerin sonucu ne olursa olsun, Türkiye’nin gerçek kırmızı çizgileri, yani sınırları tartışmaya açılabilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriyeli muhalifler niçin Türkiye’den gitmek istiyor?
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Eyl 10, 2020
Barzani Ankara’ya Bağdat’tan uzlaşı mesajı getirdi
Amberin Zaman | Kürtler ve Kürdistan | Eyl 8, 2020
Sosyal mesafe kuralları: Tedbir mi cezalandırma mı?
Sibel Hürtaş | | Eyl 2, 2020
Şehir hastaneleri kara deliği ürkütüyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Ağu 31, 2020
Türkiye-Pakistan yakınlaşması Hindistan’ın tepkisini çekiyor
Amberin Zaman | Savunma ve güvenlik iş birliği | Ağu 27, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020
al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020
al-monitor
Mali’de Fransız hezimeti Türk’ün hesabına bir zafer mi?
Fehim Taştekin | | Eyl 14, 2020
al-monitor
İthal otomobile sert fren
Mustafa Sönmez | | Eyl 8, 2020