‘Yeni Türkiye’nin üniversite rejimi

Türkiye’de üniversitelerin düsturu ABD’deki gibi “ya makale yayınlarsın, ya gidersin” değil; “Ya Ak Partili’sin, ya gidersin”. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .
Mustafa Akyol

Mustafa Akyol

@AkyolinEnglish

İşlenmiş konular

universities, turkey, recep tayyip erdogan, leadership, justice and development party, gulen movement, akp

Nis 23, 2015

Sedat Laçiner geçen mart ayına kadar 35 bini aşkın öğrencisiyle Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden biri olan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin (ÇOMÜ) rektörüydü. Doktorasını Londra’daki Kings College’da yapan Uluslararası İlişkiler Profesörü Laçiner, sık sık yazdığı köşe yazıları ve katıldığı tartışma programları dolayısıyla da tanınan bir isim. Eskiden Ak Parti hükümetine desteğiyle bilinen Laçiner, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz iki yılda giderek otoriterleşmesi üzerine eleştirel bir çizgiye kaydı. Çok geçmeden bazı Erdoğan yanlısı yorumcular onu “paralel” olmakla suçladı. Bazılarına göre ise odasında Erdoğan yerine Abdullah Gül’ün fotoğrafının asılı olması bile şaibeliydi.

Belki hikayenin devamını anlatmadan önce, Türkiye ile Batı üniversitelerindeki yönetim usulü açısından pek çok Batılıya şaşırtıcı görünecek önemli bir farkı belirtmek gerekiyor. Türkiye’de rektörlerin seçimi için önce akademisyenler arasında bir ön oylama yapılır. Ancak bu ön oylamanın sonuçları bağlayıcı değildir. Merkeziyetçilik takıntılı Türkiye Anayasa’sına göre tüm üniversiteler Yükseköğretim Kurumu’na ve o kurum da Cumhurbaşkanı’na bağlı olduğu için son sözü Cumhurbaşkanı söyler.

Nitekim, ÇOMÜ’nün yeni rektörünü de Cumhurbaşkanı Erdoğan atadı. Aslında Laçiner Şubat sonunda üniversitede yapılan ön seçimlerden 670 oyun 237’sini alarak birinci çıkmıştı. Ancak Erdoğan anayasal yetkisini kullanarak oyların sadece 180’ini alan Profesör Yücel Acer’i rektör olarak atadı. Acer de görevi devralır almaz Ak Parti yanlısı basına üniversitedeki “paraleller”e karşı bir temizlik başlatacağını gururla açıkladı.

Çok geçmeden Laçiner’in kaybettiklerinin rektörlükle sınırlı olmadığı da anlaşıldı. Yeni rektörün talimatıyla makamındaki bilgisayarına el kondu ve üniversitenin yaklaşık 100 kilometre uzağında bulunan küçük bir kampüse tayini çıktı. Yeni rektörün adamları “suç” unsuru aramak için Laçiner’in oturduğu lojmanın etrafındaki kamera kayıtlarını inceledi. Dahası yeni yönetimin gazabından sadece Laçiner değil, birlikte çalıştığı ekip de payına düşeni aldı ve derhal ücra ilçelere sürüldü. Laçiner’e göre “ÇOMÜ’de yaşananlar bir nevi cadı avı” idi.

Paralel avının hüküm sürdüğü tek yer ÇOMÜ de değil. Erdoğan yanlısı basın diğer üniversitelerdeki “paralel akademisyenleri” de ifşa edip, akademiden atılmaları için çalışıyor. Hedefteki üniversitelerden bir diğeri Gazi Üniversitesi. Gazi Rektörü Süleyman Büyükberber “en büyük hainlerden” biri olmak ve üniversiteyi kendi adamlarıyla doldurmakla suçlanıyor. Bir dizi sansasyonel haberle Büyükberber’i hedef alan Sabah gazetesinin 20 Nisan’daki dev manşeti şöyleydi örneğin: “Paralel Rektör Paniğe Kapıldı”.

Objektif konuşmak gerekirse, Gülen hareketi gerçekten de üniversiteler ve diğer devlet kurumlarda büyük bir “kadrolaşma”ya gitmekle itham edilebilir. Bu yöndeki eleştiriler, iktidarın cadı avı başlamadan önce bağımsız gazeteciler tarafından da dile getiriliyordu zaten. Ancak mevcut cadı avı da yeni bir kadrolaşma dalgasından başka bir şey değil aslında. Devlet üniversiteleri de dahil olmak üzere tüm devlet kurumları şimdi de Ak Parti destekçileriyle dolduruluyor. Ne de olsa bir insanın “paralel” olmadığını kanıtlamasının en kolay yolu Ak Parti’nin bayraktarlığını yapmak.

Bu kapsamda, bu “Yeni Türkiye”nin prototip üniversite yöneticisi, 2010’dan bu yana Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nin Rektörü olan Mansur Harmandar olabilir. Harmandar 2013’te Ak Parti adayı olarak yerel seçimlere katılmak için rektörlüğü kısa süreliğine bırakmış ama seçimleri kaybedince üniversiteye yine rektör olarak dönmüştü. Son olarak, 20 Nisan’da açılışını yaptığı Ak Parti’nin Muğla İl Başkanlığı binası ve Ak Parti üyelerine üniversite kampüsünde verdiği piknikle gündeme geldi. “Parti” ile “üniversite”nin kucaklaşmasının çok aşikar bir tablosuydu olay…

Tüm bu manzaranın ortaya koyduğu bariz sorun ise şu: Türkiye’deki üniversiteler sağlıklı bir akademik hayatın, nesnellik, özerklik ve özgürlük gibi temel şartlarından yoksunlar. Ve bu durum, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun konuşmalarında sık sık değindiği “liyakat”a fırsat tanımıyor. Zira bu ortamda en önemli nitelik çalışkanlık, yaratıcılık ve yetkinlik değil; Ak Parti taraftarlığı. Temel ilke, Amerikan üniversitelerindeki gibi “Ya makale yayımla, ya git” değil; “Ya Ak Parti’li ol, ya git”.

Adil olmak için, Ak Parti öncesi dönemin de bundan pek farklı olmadığını hatırlamak gerekir. O dönemde, bilhassa da 90’larda, devlete egemen olan ideoloji Erdoğanizm değil Kemalizmdi. Kemalist akademisyenler, Anıtkabir’e yaptıkları düzenli ziyaretler ve “gericiler”e karşı başlattıkları cadı avlarıyla kanıtlıyorlardı liyakatlarını.

Ak Parti gerçekten de o “eski Türkiye”yi tarihe gömdü ve yeni bir Türkiye verdi bize. Ancak burada “yeni” olan yönetmenin kuralları değil, sadece kimin yönettiği. Gerçekten yeni ve takdire şayan bir Türkiye için ise çok daha yapısal bir dönüşüme ihtiyacımız var. Hiyerarşi yerine çoğulculuk, üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğü ve hakimiyet kültürü yerine özgürlük kültürü esaslı bir Türkiye…

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Döviz-faiz sıkışması ve yeniden küçülme
Mustafa Sönmez | | Kas 20, 2020
Rusya’nın Sudan üssü Türkiye ve Biden’a mesaj mı?
Anton Mardasov | Rus etkisi | Kas 19, 2020
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020
Ekonomide kadro değişimi erken seçim amaçlı
Mustafa Sönmez | Türkiye seçimleri | Kas 12, 2020
Kriz büyürken iş dünyası suspus
Mustafa Sönmez | | Kas 5, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye Barış Pınarı’nda yeni bir sayfa mı açıyor?
Fehim Taştekin | türk-kürt çatışması | Kas 25, 2020
al-monitor
Döviz-faiz sıkışması ve yeniden küçülme
Mustafa Sönmez | | Kas 20, 2020
al-monitor
Azerbaycan’a asker tezkeresi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Kas 19, 2020
al-monitor
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020