Türkiye'nin Nabzı

Batı Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığından ne beklemeli?

By
p
Article Summary
ABD ve diğer Batılı devletler, adaylık konuşmasında İslamcı eğilimler sergileyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi halinde Türk dış politikasının nasıl bir seyir izleyeceğini sorguluyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) cumhurbaşkanı adayı olduğunun açıklanmasının ardından Türk dış politikasının Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığında nasıl bir seyir izleyeceği konuşulmaya başlandı. Zira Erdoğan’ın seçimleri kazanması muhtemel görünüyor.  

Başbakanın 1 Temmuz’da yaptığı adaylık konuşması düşünüldüğünde Batı’nın bu konudaki endişeleri pek de yersiz sayılmaz. Zira konuşma Başbakanın İslamcı eğilimlerini halen güçlü bir şekilde koruduğunu gösteriyor. Konuşmasına “Bu davayı, bu hareketi, bu mücadeleyi işte bu günlere eriştiren Rabbim’e sonsuz hamdüsenalar olsun” diye başlayan Erdoğan başbakanlığı sırasında Filistin’in, Mısır’ın Somali’nin ve Afganistan’ın mazlumları için de siyaset yaptığını söyledi.

Başbakanın ağır İslami ve tarihsel göndermeler ile Mısır ve Suriye’deki rejimlere dair olumsuz atıflarla bezeli uzun konuşmasında, Batı’ya yaptığı tek gönderme ise Cumhurbaşkanı olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için daha çok çalışma vaadiydi.

Ancak konuşmanın derinliklerine iliştirilen bu vaat de Erdoğan’ın aşırı İslami tonunu değiştirmedi. Ayrıca, AB üyeliğine ilişkin samimi bir bağlılıktan ziyade, siyaseten doğruluk adına söylenmiş bir sözden ibaret gibi algılandı.

Başbakan AB konusunda nasıl çalışmalar yapılacağına dair ayrıntılara da girmedi. Eğer bu konuda atılacak adımlara değinseydi, bu, Türkiye’nin Batı’yla kurduğu tarihsel yakınlığını sürdüreceğinin bir göstergesi sayılabilirdi. Buna mukabil, Erdoğan konuşmasında Batı yanlısı Kemalist laik kesimlere sert bir şekilde çıkışmayı tercih etti.

Başbakanın yalnızca cumhuriyet dönemiyle sınırlı kalmayıp, Osmanlı döneminde Batı’yla kurulan ilişkileri hedef alması ise bilhassa önemliydi: “İki yüz yıldır bizi tarihimizden koparmak istediler. Ecdadımızdan koparmak istediler. İddialarımızdan vazgeçmemizi istediler" diye konuşan Başbakan Erdoğan bu çabaların kendisinin cumhurbaşkanlığıyla sona ereceğini söyledi.

Bu konuşma, Türkiye’nin laik kesimlerinde tepki uyandırdı. Erdoğan göndermelerle, Osmanlı’nın, temellerini 18. yüzyılın sonunda attığı Batı tarzı çağdaşlaşma ve laikleşme adımlarına atıf yapıyordu. Bunlar 19. yüzyılın ortalarında başlayan “Tanzimat” ve “Islahat” hareketlerinin önünü açan atan reformlardı.

Öte yandan, Erdoğan konuşmasında ülkedeki demokrasiyi ilerletme sözü de verdi. Ancak hükümetin bu konudaki karnesi düşünüldüğünde Batı bu vaade kuşkuyla yaklaşıyor. Zira Erdoğan otoriterleşme eğilimleri nedeniyle Batı’nın gözünde olumsuz bir imaja sahip ve bu imaj demokrasiyi geliştirme iddiasını zayıflatıyor.

Avrupa Parlamentosu’nun yeni seçilen üyelerinin Erdoğan’ın adaylığının açıklanmasının ardından bu hafta Strazburg’da bu makalenin yazarına dile getirdikleri görüşler de bu kuşkuyu yansıttı.

AP’nin kıdemli Sosyal Demokrat üyelerinden ve yıllardır Türkiye’yi takip eden isimlerinden Richard Howitt Türkiye’deki basın özgürlüğü meselesine ve geçen yazki Gezi Parkı protestoları sırasında sergilenen polis şiddetine dair ciddi endişeleri olduğunu bildirdi.

Sosyal Demokrat grubun Alman vekillerinden İsmail Ertuğ da Avrupalı siyasetçilerin Erdoğan’ın toplumsal meselelere yaklaşımını “sert ve kaba” bulduğunu söyledi.

Başbakanın adaylık konuşmasının öne çıkardığı bir diğer nokta ise Türkiye’yi İslam dünyasının liderliğine taşıma hırsını halen koruduğudur. Bu da, ABD ve Avrupa’da Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı sırasında Türkiye’nin yüzünü nereye çevireceği tartışmalarının fitilini yeniden ateşleyebilir.

Dolayısıyla, Erdoğan, Batı’nın gözündeki tahammülsüz ve ayrıştırıcı siyasetçi imajını değiştiremeye çalışmasa ilişkilerdeki gerginliğin cumhurbaşkanlığı sırasında da devam etmesi bekleniyor.

Aynı şey, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler için de geçerli. Bu ilişki iki taraf için de stratejik önemini halen koruyor. Ancak Erdoğan’ın anti demokratik adımları ve kendisine ve partisine ilişkin olaylarda ABD-İsrail merkezli Yahudi komplolarına işaret eden suçlamalarının ilişkilere gölge düşürdüğü bir gerçek.

İki ülkenin diplomatları da Ankara ve Washington’un ortak menfaatleri ilgilendiren Irak ve Suriye gibi çetin bölgesel konularda yakın çalıştığının altını çiziyor. Ancak Erdoğan’ın anti-demokratik uygulamaları ve suçlamalarına ilişkin Washington’dan yapılan açıklamalar, ABD yönetiminin Erdoğan’dan yana memnuniyetsizliğini gösteriyor.

Erdoğan’ın bölgesel liderlik hırsı ve Orta Doğu’daki gelişmeler sonucunda Türkiye bölgesinde ardarda diplomatik başarısızlıklara uğradı. Bunda, Türkiye’nin Arap Baharı’na ilişkin yanlış hesaplamaları da etkili oldu. Erdoğan bugün artık Orta Doğu’da hoş karşılanan bir lider değil ve zaten bir süredir de bölge ülkelerini ziyaret etmiyor. Öyle ki, bölge ülkelerinin Erdoğan’dan yana hoşnutsuzluğu AB ve ABD’den bile daha fazla. Bu da, Ankara’yı Batı’yla, bilhassa da ABD ve diğer NATO müttefikleriyle geçmişe oranla daha yakın çalışmaya zorluyor. Özellikle de Irak ve Suriye’deki çalkantıların üzerine ortaya çıkan beklenmedik güvenlik tehditleri bunu gerekiyor.

Dolayısıyla Erdoğan’ın ağır İslami unsurlarla yüklü cumhurbaşkanlığı adaylık konuşmasının dış kamuoyundan çok iç tüketime yönelik olduğu söylenebilir. Yani, konuşma Türkiye’nin dış politika rotasındaki yeni eğilimleri sergilemekten ziyade parti tabanını hedef alıyordu.

Neticede, Türkiye’nin bölge politikasına bir süredir bölgesel olaylar yön veriyor ve bu tablonun Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı sırasında da değişmesi beklenmiyor. Bir diğer deyişle, Erdoğan’ın bölgesel liderlik hevesleri sahadaki realitelerin döşediği engellerle karşılaşmaya mahkum.

Bu arada, Erdoğan’ın Orta Doğu’daki yeni koşullara göre yeni bir strateji  şekillendirmediği de açık. Orta Doğu’daki hükümetlerin Erdoğan’a Batı’dan daha tahammülsüz davranması ise kaderin bir cilvesi olsa gerek. Bunun bir nedeni de bu devletlerin Türkiye’ye ilişkin daha az stratejik kaygılara sahip olması. Erdoğan’ın bölgesel politikalarını müdahaleci ve ayrıştırıcı bulan bölge devletleri mesafeyi korumayı tercih ediyor. Nitekim, Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler’e verdiği destek ona Arap sokaklarında büyük bir saygınlık kazandırmış olabilir ancak Orta Doğu’daki mevcut rejimlerin çoğu Müslüman Kardeşler’den ve onun destekçilerinden nefret ediyor.

Dolayısıyla, Türkiye’nin bölgenin önemli devletleri ve rejimleriyle kurduğu ilişkilerin halen verimsiz olduğu düşünüldüğünde, Erdoğan’ın Türkiye’nin Batı’yla olan stratejik ilişkilerini sürdürmekten başka pek bir seçeneği görünmüyor. Batılı güçlerin de Erdoğan’a ilişkin memnuniyetsizliklerine karşın, Türkiye’deki stratejik menfaatlerinin hatırına Erdoğan’ı hoş görmeleri muhtemel.

Erdoğan’ın sınırı kabul edilemez bir şekilde aşması halinde elbette durum değişir. Ancak bunun dışında Batı, Erdoğan’ın üslubuna artık alıştı. Ayrıca Türkiye’nin önemli ve bir o kadar da tehlikeli jeo-politik konumunun Erdoğan’ı ılımlılığa zorlayacağına ilişkin de yaygın bir kanı da söz konusu.

Özetle, Erdoğan halen Batı’ya karşı mazlum Müslüman kitlelerin haklarını savunacak bölgesel bir lider olmak için çabalıyor ve çatışmacı tavrını cumhurbaşkanlığı sırasında da sürdürmesi muhtemel. Ne var ki, Erdoğan olaylara yön veren bir liderden ziyade olayların yön verdiği bir lider olacağa benziyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: west, turkish-us relations, turkey politics, turkey, recep tayyip erdogan, presidential elections, justice and development party, foreign policy

Semih İdiz, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Türkiye’nin önde gelen gazetelerinde 30 yıldır diplomasi ve dış politika alanında habercilik yapan İdiz’in köşe yazıları, Hürriyet Daily News ve Taraf gazetelerinden takip edilebilir. Financial Times, The Times of London, Mediterranean Quarterly ve Foreign Policy gibi yabancı yayınlar için de makaleler kaleme alan İdiz, ayrıca BBC World, Amerika’nın Sesi, NPR, Deutsche Welle, El Cezire ve çeşitli İsrail medya kuruluşlarına sıklıkla katkıda bulunmaktadır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept