Türkiye'nin Nabzı

AKP-Cemaat çatışmasının geçmişi ve geleceği

By
p
Article Summary
Şu an AKP ile cemaat arasında büyük bir gerilim var. Dershaneler meselesi kamuflaj. Bu kavga 7 Şubat 2012'de Hakan Fidan'ın tutuklanmak istemesiyle başladı. Esas mesele devleti kimin yöneteceği.

Türkiye’de şu an inanılmaz sert bir siyasi tartışma yaşanıyor. Tartışmanın tarafları normal bir demokraside olduğu gibi iki siyasi parti değil. Türkiye hala anormal bir demokrasi olduğu için taraflardan biri siyasi parti biri bir dinsel cemaat. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti Hükümeti ile imam Fethullah Gülen önderliğindeki Hizmet Hareketi ya da yaygın bilinen adıyla Cemaat aşırı sert bir çatışmanın hatta kavganın içinde. Özellikle sosyal medyada propaganda savaşları yaşanıyor… Dershaneler meselesi aslında bir kamuflaj. Esasen tartışma devleti kimin yöneteceğine odaklanıyor… 

Daha önce de bu konuda Al-Monitor’da yazmıştım. Ama yine de ana başlıklarla hükümet-cemaat çatışmasının tarihini açıklayalım… 

7 Şubat 2012 günü, İstanbul’da özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya'nın, KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski müsteşar Emre Taner, eski müsteşar yardımcısı Afet Güneş'i ifade vermeye çağırmasıyla AKP hükümeti ve Gülen cemaati arasında o zamana dek yaşanan en açık ve sert kriz başladı. 

Savcının MİT yetkililerine Oslo’da PKK ile süren görüşmeleri soracağının anlaşılmasıyla olay büyüdü. Muhtemelen savcı Hakan Fidan’ı tutuklayacaktı. Hükümet müdahale etti, savcı Sarıkaya'yı soruşturmadan aldı. Yeni bir yasa ile MİT görevlileri koruma altına alındı. 

13 Ağustos 2013 tarihinde, Fethullah Gülen hareketinin görüşlerini yansıtan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bir açıklama yaparak Cemaat hakkında öne sürülen başta "Gezi hareketinin arkasında Cemaat'in bulunduğu" olmak üzere 11 iddiaya cevap verdi. Bu iddiaların her biri hükümet ile Cemaat arasındaki gerilimin ana hatlarını sergiliyordu. Cemaat bu açıklamada siyasette hiç bir partiye angaje olmadığının altını çiziyordu. 

Zaman gazetesi Kasım ayı ortasında bir manşet haberinde, Milli Eğitim Bakanlığı'nın dershaneler, etüt merkezleri ve tüm kursların bir an önce kapatılmasını öngören bir yasa taslağı üzerinde çalıştığını öne sürdü. Bakanlık çalışmayı yalanlamadı ancak "Habere kamuoyunu yanlış yönlendirecek yalan unsurların monte edildiği görülmektedir." açıklamasını yaptı. 

Dershanelerin kapatılması çalışmalarına ilişkin ilk değerlendirmesinde darbe dönemleri ile paralellikler kuran ve "Firavun aleyhinizdeyse doğru yoldasınız demektir" gibi sert ifadeler kullanan Fethullah Gülen sonraki açıklamasında yumuşatıcı bir ton kullandı. 

Gerilim medya ve sosyal medyaya damgasını vurmakla kalmayıp geçen hafta Gülen cemaatine yakın Samanyolu TV'nin reyting rekorları kıran dizisi Şefkat Tepe 'nin diyaloglarına da Cemaat'in gözlüğünden yansıdı. 

AKP ve Cemaat’in dışında bir isim solcu gazeteci Cüneyt Özdemir diziden böyle bir diyaloğu aktarıyor ve yazısını Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün sosyal medyada en çok tekrarlanan twitlerinden "İnsan gerçekten hayret ediyor" sözüyle noktalıyor.

İşte, Özdemir'in yazısından, rol icabı "Türkiye üzerine planlar yapan" ve AKP'yi de yöneten Karanlık Kurul'un Cemaat'e karşı senaryolar hazırlayan bazı karakterleri arasında geçen Şefkat Tepesi diyaloğu: 

"- Efendim, camianın politize edilmesi yönünde talep ettiğiniz çalışmayı hazırladık. Çalışmayı iki ana başlık altında topladık. Birincisi, camianın siyasete gireceği varsayımı, diğeri ise muhalefetle işbirliği yapacağı söylentisidir. Medyadaki arkadaşlarımızın da köpürtmesiyle hem halk nezdinde hem de camianın tabanında kafa karışıklığı oluşturulacak. Medyada kontrolümüzdeki arkadaşlarımızla yazılı, görsel ve özellikle sosyal medyada camianın üzerine gidiyoruz. Daha köpürterek üzerlerine gideceğiz. Arttıracağımız manşetleri bile hazırladık, bir işaret fişeğine ihtiyacımız var sadece. 

- Beyler, dershane işi paketle paketlendiği zaman sıra evlere gelmeli, ülkede manevi gençliğin yetiştiği alan 1960’lardan bugüne kadar öğrencilerin evidir. Aslında bu evler öğrencinin evidir, öğrenci evi değildir. 

- Efendim, halk nasıl ikna edilecek?- Halkı ikna etmek için de normal insanların oturduğu evlerle öğrencilerin oturduğu evleri farklılaştırırsınız. Bu evlerin farklı değerleri olduğuna kamuoyunu inandırırsınız. Böylelikle bizler için sıkıntılı olan evlerin tasfiyesini yaptırmış oluruz." 

Özdemir’in dediği gibi hakikaten zekâ yoksunu diyaloglar ve komik bir propaganda şekli… Erdoğan’ın laikleri çok kızdıran kızlı-erkekli ev açıklamasını bile cemaatin İslamcı evlerini basmak için söylediğini ortaya atan bir teori... 

AKP ve Cemaat’in dışından Kürt cephesinden bir yoruma bakalım… ‘Altın Nesil’in Peşinde: Fethullah Gülen’de Toplum, Devlet, Ahlak, Otorite’ kitabının yazarı, Tunceli Üniversitesi Öğretim Üyesi Yavuz Çobano lu’na göre AKP ne fikrî ne de sayısal anlamda Cemaat’e artık ihtiyaç duymayacağı bir pozisyona ulaştı. 

Birçok bağımsız analistin paylaştığı bu yoruma göre AKP artık fikrî desteğini alacağı kurumsal yapılara sahip, bunun yanı sıra ‘oy kaybederim’ gibi bir sıkıntısı da hiç yok. Üstelik AKP ile cemaat ilişkileri bugüne kadar sürekli bir karşılıklılık şeklinde seyretti.

Yani iktidar, cemaatin sosyal tabanda ve medyadaki gücünden faydalanırken, cemaat de kendi menfaatleri çerçevesinde isteklerini (kadrolaşma, devlet ihaleleri vb.) kolayca yerine getirdi. AKP ne zaman ki siyasî alanda hegemonyasını kurdu-ki demokratik bir devlette seçilmiş siyasi partinin devlet kademelerine hâkim olması kadar doğal bir şey yoktur- cemaat o an işlevini kaybetti.” 

“Hakan Fidan’ın tutuklanmak için savcılığa çağrılması ile başlayan süreçte AKP, kendi içerisinde büyüyen ve güçlenen bir cemaat yapısının ilk defa ve hayretle farkına vardı, neler yapabileceklerini gördü ve esasen bu aşamadan itibaren tasfiye sürecine girişti. 

Çobanoğlu’na göre, Erdoğan sonrası parti başkanlığı için aday çıkarabileceği ve olası bir çekişmede parti başkanlığını alma, alamadığı durumda da partinin ikiye bölünme ihtimali olasılığı, AKP kurmaylarını cemaatin tasfiyesi konusunda iştahlandırdı."

Çobanoğlu şöyle diyor: “Has Parti ve DP’nin AKP’ye katılımının da cemaat tasfiyesi ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Öyle ki, belki DP değil ama özellikle Has Parti tasfiye edilenlere kucak açabilecek yegâne siyasî çekim merkeziydi. Meselenin bir de ‘yer açma’ durumu var tabi ki... Devlet kadroları, ihaleler ve özellikle bürokrasi için AKP tabanından gelen kadro ve ihale baskılarının, cemaat kadrolarının yavaş yavaş tasfiyesi ile hafifletildiğini de söyleyebiliriz.” 

Çobanoğlu kişisel olarak da Gülen ve Erdoğan’ın arasının da hiçbir zaman iyi olmadığı görüşünde: “Resmî ilişkilerin getirdiği muhabbetleri bir kenara bırakırsak, yazdıklarından tanıdığım kadarıyla Gülen’in Erdoğan’ı bir lider olarak beğenme ihtimalini çok uzak görüyorum. Buna karşın Erdoğan’ın da Gülen’i siyasî olarak ‘başarısız’ olarak gördüğü tahmin edilebilir. Keza Gülen, bu ‘beğenmeme’ durumunu, çoğu kez örtük olarak defalarca dile getirdi. Geçmişi anlatırken kullandığı ‘firavunlaşma’, ‘kibir’, ‘bencillik’ vb. kavramlar, aslında hep bugünü ve Başbakanı anlatıyordu.”

"Gülen Hareketi, AK Parti iktidarına ilk zamanlarda büyük destek verdi. Bu desteğin zirveye çıktığı dönem 12 Eylül Anayasa referandumu oldu. Bu dönemde harekete karşı oldukça toleranslı davrandı AKP. Ancak daha sonra Mavi Marmara olayı ile bu organik ilişki yerini temkinli ayrışmaya bıraktı. Mavi Marmara, 'siyaset-cemaat' denkleminde milat oldu. İsrail ve İran faktörü tarafları stratejik bir ayrışmaya zorladı. Gülen Hareketi, bunu deklare etmese de Hükümeti İsrail'e karşı sert, İran'a karşı yumuşak bir tutum almakla eleştiriyor."

Bağımsız bir İslamcı yazar olan İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden İlahiyatçı-yazar Cemile Bayraktar ise AKP ve Cemaat arasındaki gerilimin 28 Şubat sürecine dayandığını söylüyor. Taraflar arasındaki sert dilin gerilimi tırmandırdığını belirten Bayraktar’a göre “Cemaat kaybederse Ak Parti; Ak Parti kaybederse Cemaat kaybeder”. Bayraktar’ın yorumları şöyle: 

"Ak Parti ve Cemaat arasındaki gerilim maalesef artık bilinen bir realite, bu gerilimin hiç olmamasını temenni ederdim. Taraflar arasındaki sert dil ise bu gerilimi tırmandırıyor. Ak Parti 28 Şubat'ın sonucunda oluştu, Cemaat ve Ak Parti içindeki temel sorun 28 Şubat 1997'ye dayanıyor, Cemaat'in o dönemki kısmi tepkisizliği dindar kesim içindeki bir kırılma. 

Ardından Mavi Marmara saldırısına Gülen Hocaefendi'nin "Otoriteden izin alınsaydı" açıklaması, Başbakan Erdoğan'ın "one minute" çıkışı sonrası İsrail ile aramız geriliyor diye bundan rahatsız olunması ve sonunda "Barış Süreci"ne destek olmayan tavır bu gerilimi oluşturdu. Yani mühim sorunların çözümü için farklı siyasetler güdüyor olmaları bu ayrılığın sebebidir.

Bugün Ak Parti'yi destekleyenler olsun, Ak Parti içinden isimler olsun kimse durup dururken Cemaat'le çatışmaya girmedi. Ancak Cemaat'in medya organlarından ve kalemlerinden “bazıları” Ak Parti'ye yönelik itham ve saldırılarda bulundu, Ak Parti camiası da haliyle kendini savundu arada Cemaat içinden "fitne ateşi sönsün" diyenler ise maalesef fitne ateşinin arka plan tutuşturucusuydu. Bu çok üzücü. 

Dershaneler eğitimde ikilik yaratması, MEB öğretmenlerini başarısız kılması, çocuklara vakit bırakmaması, eşitsizlik oluşturması açısından kaldırılmalı, eğitimde bir reform lazım tabi ama bu olurken dershanelerde istihdam edilenler mağdur edilmemeli."

Gerilimin bitmesi için; Cemaat "Barış Sürecine" destek olmalı, Ak Parti Cemaat’e kulak vermeli. Gerilim son bulmalı, bu gerilim hepimize zarar verir, temennim ve duam akıbetin hayır olmasından yana. Cemaat kaybederse Ak Parti; Ak Parti kaybederse Cemaat kaybeder. Tartışacağız, tartışmalıyız ama bunu kardeş olduğumuzu unutmadan yapmalı, cemaat ve parti taassubuna düşmemeli, eleştirilerden paye çıkarılmalı eleştirene “düşmanımızsın” diye bakılmamalı." 

Peki, sonuç ne olur… Demokratik kurallar gereği devleti AKP’nin yöneteceği doğaldır. AKP bu yönetimde koalisyon ortağı istemiyor. Cemaat ise bir sure sonra sivil alana çekilecektir ve o şekilde uzlaşma sağlanacaktır diye düşünüyorum. Ama daha önceki devleti beraber yönetme devri bitmiştir… Bu çok açık…

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
Bu bölümlerde bulundu: turkey, justice and development party, gulen movement, government formation, akp

Rasim Ozan Kütahyalı, 2011’den bu yana Sabah gazetesinde köşe yazarıdır.  2008-2011 döneminde Taraf gazetesinde köşe yazarlığı yapan Kütahyalı, anti militarist ve liberal göyüşleriyle tanınmaktadır. Çeşitli televizyon programlarında siyasi yorumcu olarak yer alan Kütahyalı, CNN Türk kanalında başladığı yorumculuğa şu an Beyaz TV’de devam etmektedir. 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept