İsrail’in Kürt aşkı hasımlar tarafından silaha dönüştürülüyor

Suriyeli Kürtler, özerklik projelerine İsrail’den gelen desteği -- en azından kamuoyunda -- hoş karşılamıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Tel Aviv’deki Türkiye Büyükelçiliği’nin önünde Kürtlere destek gösterisi yapan İsrailliler, 13 Ekim 2019 Photo by REUTERS/Amir Cohen.

Ara 13, 2019

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu 10 Ekim’de şu açıklamayı yapmıştı: “İsrail, Türkiye’nin Suriye’de Kürt bölgelerini işgal etmesini güçlü şekilde kınar ve Türkiye ile vekillerinin Kürtlere yönelik etnik temizliğe girişmesine karşı uyarır. İsrail, yiğit Kürt halkına insani yardım sağlamaya hazırdır.” 

6 Kasım’a gelindiğinde Dışişleri Bakan Yardımcısı Tzipi Hotovely parlamentoya Netanyahu’nun yardım önerisinin hayata geçirildiği bilgisini verdi. Hotovely, “İsrail’e, diplomatik ve insani alanlarda başta olmak üzere pek çok destek talebi geldi. Kürtlerin derin endişesini anlıyoruz ve onlara çeşitli kanallardan yardım ediyoruz” dedi. İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan kimliğinin saklı kalmasını isteyen bir yetkili, yardımların niteliğini soran Al-Monitor’a “tamamıyla insani” dedi ancak başkaca ayrıntı vermek istemedi.

Türkiye’nin gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekâtı’yla sarsılan Suriyeli Kürtler, İsrail devletinin dayanışma açıklamasından normalde memnun olmalıydı ama öyle olmadı. Hatta pek çoğuna göre bu açıklama işleri daha da kötü etti. 

Türkiye’nin hedefinde olan Kürt hâkimiyetindeki ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) bir yetkili, “Ne yapmaya çalıştıklarını anlamıyorum. Düşmanlarımızı iyice delirtiyorlar” dedi. 

Suriye’deki pek çok Kürt yetkilinin paylaştığı bu görüş, İsrail’e yönelik husumet değil, şaşkınlık ifade ediyor. İç siyasette sıkışan Netanyahu, İsrail’de sempatiyle bakılan bir gruba destek beyan ederek kamuoyunda puan toplamak istemiş olabilir. İsrail Başbakanı benzer şekilde eylül 2017’de Iraklı Kürtlerin bağımsızlık referandumuna günler kala “Kürt halkının kendi devletini kurmaya dönük meşru çabalarına” İsrail’in destek verdiğini söylemişti. Referandum Ankara, Bağdat, Tahran ve Washington’un sert muhalefetine rağmen yapılmış ve fiyaskoyla sonuçlanmıştı. 

Tel Aviv Üniversitesi’nde Kürt çalışmaları programını yöneten Ofra Bengio Netanyahu’nun kafasında bu kez seçim hesapları olmadığını düşünüyor. Bengio’nun değerlendirmesi şöyle: “Netanyahu’nun İsrail’in Suriyeli Kürtlere desteğini sesli bir şekilde dile getirmesi, İran yanlısı eksenden ve İran’ın Suriye’de kalıcı varlık tesis etme ihtimalinden kaynaklı çok ciddi stratejik kaygılara dayanıyor. Kürt özerk oluşumunun akıbeti konusunda da gerçek bir endişe söz konusu. (…) Suriyeli Kürtlerin böyle bir destek için İsrail tarafıyla ya da ABD’deki Yahudi lobisiyle temas kurmuş olma ihtimali de dışlanamaz.”

Al-Monitor’un görüştüğü Suriyeli Kürt yetkililer İsrail’le temas edildiğini yalanladılar. 

Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nde araştırmacı olan Bilal Vahab’a göre “Kürtler ve İsrail, Romeo ve Juliet’i akla getiriyor. Aşkları gizli olduğu sürece hayatta kalıyorlar. İlişki ortaya çıkınca ölüyorlar.” 

İsrail ve Yahudi halkının Kürtlerle dayanışması uzun yıllara dayanıyor. Bu destek, iki halkın da soykırıma varan baskılara maruz kalmasının yanı sıra pragmatik nedenlere dayanıyor. İsrail’in gözünde Kürtler İran ve Arap hasımlara karşı faydalı bir müttefik. Kürtler açısından da bu geçerli. Yahudiler kendi devletlerini kurmayı başardı ama bölgedeki 40 milyon dolayındaki Kürt’ün hâlâ bir devleti yok.

İlk olarak Iraklı Kürtlerin merhum lideri Molla Mustafa Barzani’yle ittifak eden İsrail’in desteği bugün herkesçe bilinen bir sır. Ancak bu durum açıkça konuşulmuyor ve bunun haklı gerekçeleri var. Zira İsrail’e hasım ülkelerde İsrail’in azınlıklara verdiği destek bu azınlıklara karşı bir nevi silaha dönüştürülüyor, azınlıkların hıyanetine dair “kanıt” olarak kullanılıyor. Nitekim güçlü Barzani ailesi “kripto Yahudiler” diye yaftalanıyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Irak Kürdistanı’ndaki referandumda MOSSAD’ın dahli olduğunu söylemişti. 

Irak Kürdistanı’nda üslenmiş silahlı bir grup olan İran Kürdistan Demokratik Partisi’nin önde gelen isimlerinden Aso Hasan Zade’ye göre “İsrail, bazı Arap ülkeleri veya İran gibi hasım ülkelerde etnik azınlıklara verdiği desteğin açığa çıkmasının nükleer bomba etkisi yapacağını gayet iyi biliyor. Kürtler arasında İsrail’e derin bir sempati var ama bunu resmen ifade etmekten kaçınıyorlar. İki tarafta da sağduyu hâkim.” Ya da bir süre öncesine kadar öyleydi. 

Başkan Donald Trump’ın Suriye’deki ABD güçleri konusunda bocalaması ve bu esnada Türkiye’nin bölgeye girmesi üzerine geleceklerini güvenceye almaya çalışan Suriyeli Kürtlerin yöneticileri, kendisini insani konularda duyarlı biri olarak takdim eden ve gevezeliğiyle ün salmış İsrail kökenli Amerikalı girişimci Moti Kahana’dan gelen bir teklifi kabul ettiler. 

Bu bağlantıya dair ilk haber, 15 Temmuz’da Lübnan’ın Hizbullah yanlısı El Akbar gazetesinde yayınlandı. “Doğu Suriye’nin petrolü İsrail’in elinde” başlığını taşıyan haberde, Suriyeli Kürt yönetiminin gözde diplomatı ve siyasi kanadı teşkil eden Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK) başkanı olan İlham Ahmed’in bölgedeki petrolün satışı konusunda Kahana’yla anlaşma yaptığı öne sürülüyordu. Gazete iddia edilen belgenin bir kopyasını da yayınladı. SDK antetli metinde Ahmed’e ait olduğu iddia edilen imza bulunuyordu. 

Gazete şu ifadeleri kullandı: “Bu yapının üyeleri, kendi bekalarının ve planlarının hayata geçmesinin Amerikan himayesine bağlı olduğu kanaatindeler. Bu himayeyi de ancak İsrail’le ilişkileri geliştirerek koruyabileceklerine inanıyorlar. Zira Siyonist lobinin özellikle karar vericiler üzerinde güçlü olduğu Washington’un kalbine giden en kestirme yol İsrail’den geçiyor.” 

Trump’ın ABD güçlerinin “petrolü korumak” için doğu Suriye’de kalacağını duyurmasından sonra ülkedeki petrol kaynaklarının büyük bölümünün Kürt kontrolünde oluşu son derece hassas bir meseleye dönüştü. 

Anlaşma iddiasına ilişkin haberler İngilizce basına da sirayet edince SDK’nın Washington temsilciliği 11 Kasım’da haberin “uydurma” olduğunu belirten bir açıklama yayınladı. Buna göre herhangi bir anlaşma yapılmamıştı. Ahmed’in de “Kahana ile önümüzdeki dönemde hiçbir ilişki olmayacak” dediği belirtiliyordu. 

Konuya ilişkin daha sonra çıkan haberlerde Ahmed’in Kahana ile temasının minimal düzeyde olduğu ifade ediliyordu. 

Al-Monitor’un birkaç kez görüştüğü Kahana, petrolle ilgili mektubun gerçek olduğunda ısrar etti. Kendisine iki ayrı metin ulaştığını, birinde Ahmed’in, diğerinde ise Cihad Ömer’in imzası bulunduğunu söyledi. Suriyeli Kürtlerin kurduğu özerk yönetimde dış ilişkiler yetkilisi olan Ömer, böyle bir anlaşmadan haberi olmadığını söyledi. 

Kahana ise merhamet duygusuyla hareket ettiğini savundu ve Kürtlere dair şöyle konuştu: “Orta Doğu’da bir toprak parçası üzerinde yaşayan ama bu toprak üzerinde hak sahibi olmayan tek azınlık onlar. Hiçbir hakkı olmayan bir tek onlar var. Ve ben onların bağımsızlık hakkı olduğuna gerçekten inanıyorum.” İşin maddi boyutunu da teslim eden Kahana, “Tabii, bir işadamı olarak petrolden çok para kazanacağım ama unutmayın ki ben petrol konusundan haberdar bile değildim” dedi. İlk temasları Suriyeli Kürtlere insani yardım ulaştırmak amacıyla kurduğunu söyleyen Kahana, başlıca amacının Suriyeli Kürtleri rejim ve İran’dan uzaklaştırmak olduğunu öne sürdü. 

Al-Monitor’un Kahana’nın yanı sıra SDK, SDG ve yasadışı örgüt PKK’yla bağlantılı bir grubun üst düzey isimleriyle yaptığı görüşmeler, Kahana’nın Kürtlerle ilişkisinin bugüne kadar kamuoyuna yansıyanların ötesinde olduğunu ortaya koyuyor. 

Kahana’nın Suriyeli Kürtlerle temasları, “Neyruz” kod ismini kullanan esrarengiz bir Kürt kadınıyla tanıştırılmasıyla başlamış. Kahana, gerçek kimliğini açıklamak istemediği Londra’da yaşayan bu kadın tarafından Kürtlerin mücadelesine yardımcı olabilir düşüncesiyle 2018 yılında sanal ortamda Ahmed’le tanıştırılmış. 

Kahana Neyruz’la 2018 yılı boyunca yaptığı görüşmelerde özyönetiminin üst düzey mensupları ile SDG bağlantılı komutanlara ABD vizesi alınmasına nasıl yardımcı olabileceğini konuşmuş. Söz konusu kişiler Neyruz’a pasaportlarının suretlerini vermişler. Kahana bunları Al-Monitor’a da gösterdi. Hepsi gerçek görünüyordu. 

Trump’ın ABD güçlerini Suriye’den çekme eğilimi, Suriyeli Kürtleri çoktandır tedirgin ediyordu. Trump aralık 2018’de bu yöndeki ilk açıklamasını yapınca panik başlar. Ahmed Washington’a yeni bir ziyaret yapması gerektiğine karar verir. Neyruz Ahmed’e Trump’ı kararından döndürmek için Yahudi lobisinden yardım almayı, bu konuda Kahana’nın bağlantılarından yararlanmayı telkin eder. Ahmed’in bu fikri bir yere kadar değerlendirdiği anlaşılıyor. 

Ahmed 23 Ocak’ta Katar Havayolları’nın 451 sefer sayılı uçuşuyla New York JFK Havaalanı’na ulaşır. Kahana Ahmed’i havaalanından alır ve gönüllü çalışmayı teklif eden avukatı Robert Seiden’a götürür. Seiden’a ait hukuk firmasının SDK’yı temsil edip edemeyeceği görüşülür. 

Ertesi gün Kahana Ahmed’i Avrupa Birliği’nin BM temsilciliğinde çalışan Pierre-Christophe Chatzisavas ile görüşmeye götürür. Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Chatzisavas, “Ahmed ve Kahana ile aynı odada bulunduğunu” teyit ederken, amacının kuzeydoğu Suriye’deki son gelişmeler hakkında bilgi almak olduğunu belirtti. Ahmed’in “son derece profesyonel” olduğunu söyleyen Chatzisavas, Kahana’yı ise “kendi gündemi” olan “serseri mayın” olarak tanımladı ve bu tarz kişilerle çalışmadıklarını söyledi. 

Aynı gün öğleden sonra Kahana Ahmed’i karayoluyla New York’tan Washington’a götürür. İkilinin yol boyunca iletişimi, telefon hoparlörü aracılığıyla İngilizce-Kürtçe tercümanlık yapan Neyruz tarafından sağlanır. 

Ahmed’in görüşme programını oluşturmak için Neyruz’un seyahat öncesi kurduğu WhatsApp grubundaki pek çok yazışmada “Büyük Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı” isimli kuruluşun başkan yardımcısı Malcolm Hoenlein’in adı geçiyor. Neyruz ve Kahana Ahmed’e bu kişiyle buluşmaları gerektiğini söylüyor ve 28 Ocak için New York’ta görüşme ayarlıyorlar. Neyruz “Bu adam Amerika’daki Yahudilerin Kralı” diye yazıyor. 

Ancak Ahmed fikir değiştiriyor. Görüşmeye gitmeyen Ahmed, WhatsApp grubundan da çıkıyor ve Kahana ile her türlü teması kesiyor. Görüşmeye ise Neyruz gidiyor ve önemli Yahudi isimlere bir konuşma yapıyor. Kahana Al-Monitor’a Neyruz olarak belirttiği kadının bir podyumda konuşma yaparken çekilmiş fotoğrafını gösterdi. Kadının solunda Hoenlein oturuyor, arkada ise “Büyük Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı” ibaresinin bulunduğu bir flama görülüyor. 

Bu arada, Türkiye’nin son askeri harekâtı ABD’de hiçbir lobicinin yapamayacağını başararak Kürtlerin hem Cumhuriyetçilerden hem Demokratlardan büyük destek almasını sağladı. 

Ahmed Al-Monitor’a yaptığı açıklamada Kahana tarafından havaalanından alındığını, Seiden ve Chatzisavas ile tanıştırıldığını, arabayla Washington’a götürüldüğünü doğruladı. Ancak sözlü veya yazılı hiçbir petrol anlaşması olmadığını söyledi.

Kahana’yla Neyruz aracılığıyla tanıştığını söyleyen Ahmed, Neyruz’un Suriye’nin Haseke vilayetinden bir Kürt olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Rojava’ya geldi ve bize yardımcı olabileceğini söyledi. Kendisi Kürt. Biz de dinledik ve olur dedik. Ancak zamanla işlerin göründüğü gibi olmadığını idrak ettik. İşler olumlu bir yöne gitmiyordu. Kahana’yla teması kestik. Neyruz’la da hiçbir ilişkimiz yok. Hiç.”

Ancak Kahana yılmamıştı ve çok daha büyük planları vardı. Kahana’ya göre Suriye petrolü hem insani yardımları finanse edebilir hem de 35 yıldır Türk devletine karşı silahlı mücadele yürüten PKK ile Ankara arasında büyük bir siyasi pazarlığa katkıda bulunabilir. 

Suriye’deki özerk idarenin yöneticileri ile PKK arasında yakın bağlar var. Ahmed dâhil pek çok isim PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan’a bağlılık duyuyor. Türkiye’deki silahlı mücadeleyi uzun yıllar Suriye’den yöneten Öcalan, Suriye makamlarının kendisini kapı dışarı etmesi üzerine 1999 yılında tutuklanmıştı. 

Kahana bu yıl içinde PKK’yla bağlantılı iki üst düzey isimle de Paris ve Roma’da buluştuğunu söyledi. Görüşmelerin konusu, PKK’nın ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terör listesinden çıkarılmasıymış. Buna karşılık PKK’nın silah bırakması, savaşmaya son vermesi konuşulmuş. Böylece PKK’yla bağları nedeniyle Suriye’deki Kürt yönetimini “terörist” addeden Türkiye’nin argümanı da zayıflatılacakmış. 

Kahana, “Herkes kötü çocukların iyi çocuk olmasını ister. Kötü çocukların hep kötü kalmasını kimse istemez, değil mi? Kötü çocuklar davranışlarını değiştirmeye karar verirlerse bu, her hâlükârda insanlık için iyi olur” şeklinde konuştu. 

Kahana ABD’de bu konuda çalışacak bir hukuk ekibi oluşturmayı önermiş. Al-Monitor’un ulaştığı PKK bağlantılı iki isim Kahana’yla görüştüklerini doğruladılar. Kahana ile nisanda Paris’te görüşen kişi, PKK’nın ABD terör listesinden çıkarılması konusunun görüşmede gündeme geldiğini kabul etti. Kadın yetkili, “Yıllardır ABD’de bunu yapmak istedik ama avukatlık masraflarını kaldırabilecek durumda değildik” dedi. Fakat konunun bunun ötesine geçmediğini belirtti. 

İkinci yetkili ise PKK konusunu görüştüğünü yalanladı. “Ortak bir arkadaş bizi tanıştırdı, biz de görüşmeyi kabul ettik” diyen yetkili, Roma’daki görüşmeye Neyruz’un da katıldığını ama bu kişinin “kimin adına çalıştığı konusunda hiçbir fikri olmadığını” belirtti. Neyruz’la ilgili aklında bir tek hafif aksak yürümesi kaldığını söyleyen yetkili, “Belki de ayakkabıları yüzündendi” dedi. 

Kahana kendisini asla İsrail hükümeti ya da başkası adına çalışan biri olarak takdim etmediğini söyledi: “Bu, yüzde 100 yanlış. Son sekiz yılda Suriye’de asla kimseye böyle bir şey söylemedim.” Kahana Suriye’de daha önce kendi inisiyatifiyle gerçekleştirdiği kurtarma operasyonlarını kastediyordu. Kahana’nın bunları şevkle kamuoyuna yansıtması, İsrail hükümetinin öfkesini çekmişti. 

Dilini tutmayı asla beceremeyen Kahana, İran’ın da dikkatini çekmiş. Al-Monitor’a konuşan biri mevcut, biri eski iki ABD yetkilisine göre Suriyeli Kürtlerin Kahana’yla temaslarını “epeydir” bilen İran rejimi, “bu bilgiyi elinde tuttu ve bu arada SDK’yı ve şahsen Ahmed’i karalamak maksadıyla bildiklerini açıklamakla tehdit etti.”

Kahana’yı yıllardır tanıyan bir kaynak ise Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Bu olay, para sayesinde bir yerlere ulaşabilen varlıklı insanlara dair genel bir soruna ışık tutuyor. [Kahana] iyi niyetli biri ama medyanın ilgisini seviyor ve pervasız davranıyor. Yaptıklarıyla bunu defalarca kanıtladı. Bu karnesi nedeniyle kimsenin ona bulaşmaması lazım.”

Haberi El Akbar’a kimin sızdırdığı halen belli değil. Her hâlükârda Kürtlere hasım olanlar, Kürtler ile İsrail arasındaki en ufak bağlantıyı kullanmaya daima hazır. Demokrasileri Savunma Vakfı’nda kıdemli araştırmacı olan Aykan Erdemir’e göre “Yahudiler ile Kürtler hakkında özcü ve komplocu söylemlerde bulunan Orta Doğu’daki demagogların çoğu, bu toplumları günah keçisi yaparak seçmenlerinin dikkatini kendi yolsuzluklarından, başarısız yönetimlerinden başka yöne çekmeyi umuyor. Antisemitik ve Kürt karşıtı komplolar, otoriter ve kleptokrat rejimlerin başlıca sığınağı olmaya devam ediyor.” Kahana ise istemeden de olsa bunlara malzeme veriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriyeli Kürtler yeni bir tehlikeyle karşı karşıya: Petrol kirliliği
Dan Wilkofsky | Petrol ve gaz | Haz 30, 2020
Kayyum politikası Kürt siyasetine geçit vermiyor
Mahmut Bozarslan | türk-kürt çatışması | Nis 8, 2020
Deyrizor’da özerk Kürt yönetimine karşı protestolar
Khaled al-Khateb | Suriye çatışması | Mar 20, 2020
SDG komutanı: Türkiye samimi davranırsa Kürtler diyaloga hazır
Amberin Zaman | Kürtler ve Kürdistan | Oca 23, 2020
Petrolün izleri Türkiye’nin Suriyeli Kürtlere kaynak sağladığını gösteriyor
Amberin Zaman | | Ara 9, 2019

Recent Podcasts

Featured Video