Rusya ve Orta Doğu

Rusya ve ABD Suriye’de yeni bir işbirliği zemini bulabilir mi?

By
p
Article Summary
ABD ve Rusya Suriye’deki menfaatlerinin özüne inerlerse tüm görüş ayrılıklarına rağmen hâlâ al-ver temelinde işbirliği yapabilirler. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Rusya ve ABD arasında G-20 zirvesinde ve Kudüs’teki üçlü Rusya-ABD-İsrail güvenlik toplantısında gerçekleşen üst düzey temasların ardından Şam’da diplomasi trafiği hızlandı. 

Umman Dışişleri Bakanı Yusuf bin Alavi’nin 7 Temmuz’daki Suriye ziyaretini, BM temsilcisi Geir Pedersen’in 9-10 Temmuz’daki ziyareti izledi. Ardından 12 Temmuz’da Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev Şam’a gitti, İran Meclis Başkanı’nın dış politika kurmayı Hüseyin Emir Abdullahian da 16 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Beşar Esad’la görüştü. Tüm bu görüşmelerde anayasal reformlar ve Suriye’nin ekonomik toparlanma süreci ele alındı. 

Kamuoyundaki sert söylemler ve ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara rağmen, Washington da Moskova da Suriye’de eşgüdüm arayışında. Bu durum, Donald Trump yönetiminin İran’ı frenleme ve İsrail’in Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını koruma saplantısını yansıtıyor. Bu kapsamda şu hedeflerin öne çıktığı görülüyor:

  • İran ile Lübnan Hizbullahı arasında Irak ve Suriye üzerinden bir kara koridorunun oluşmasını engellemek (Suriye-Irak sınırındaki Ebu Kemal kontrol noktası şu an İran’ın denetiminde). 

  • İran’ın güney Suriye’de İsrail işgalindeki Golan Tepeleri’ne mücavir bölgelerde askeri varlık bulundurma taktiklerine karşı koymak. 

  • İran’ın Suriye sahil şeridinde ekonomik projeler geliştirme, kritik altyapılar inşa veya kontrol etme girişimlerini baltalamak. Bu girişimlerde asıl amacın Hizbullah’ı güçlendirmek olduğu ve bölgedeki Rus askeri tesislerinin hava korumasından fiilen yararlanıldığı düşünülüyor. 

  • İran’ın Suriye’deki siyasi süreci, özellikle BM himayesindeki anayasal reformları alttan alta etkileme çabalarını baltalamak, bu kapsamda Şam’ı taviz vermeme yönünde teşvik etmek.

  • İran’ın Suriye’deki yeniden inşa sürecinde Hizbullah ve Devrim Muhafızları’yla bağlantılı şirketler için ayrıcalıklı koşullar talep ederek Suriye’nin iç kesimlerindeki askeri varlığını doğrudan veya kendisine bağlı milisler aracılığıyla ülke çapında uzun vadeli bir ekonomik hâkimiyete dönüştürmesini engellemek. 

Bu hedefler, Suriye’deki yeni müteşebbis sınıfın önemli isimleriyle maden, inşaat, tarım, ticaret, ulaştırma ve enformasyon teknolojileri gibi alanlarda ortaklıklar kurma gereğine de işaret ediyor.

Rusya’yla Suriye’de işbirliği yapılması konusunda Trump yönetiminde ortak bir görüş bulunmasa da Washington, yukarıda sayılan tüm hedeflerde Moskova’yla koordinasyon ihtimallerini değerlendiriyor. Buna karşılık Moskova da Washington’la diyalogu kendi siyasi ve ekonomik hesapları doğrultusunda, özellikle Suriye’deki yeniden inşa sürecini hızlandırmak için kullanmaya çalışabilir. Rusya’nın diğer muhtemel istekleri şunlar olabilir: Suriye’nin Ürdün’e komşu olan güney bölgelerini istikrara kavuşturmak, Rusya öncülüğünde gerçekleşecek anayasal reformlara ve Suriyeli mültecilerin dönüşüne yönelik girişimlere karşı ABD’nin hasmane tutum almamasını sağlamak. 

Ancak şu an Moskova’nın birinci önceliği, Suriye’nin ekonomik bütünlüğünün yeniden sağlanmasına Washington’un muhalefetini yumuşatmak. Bu da Şam yönetimi ile doğu ve kuzeydoğudaki ABD’ye yakın Kürtler ve Arap aşiretleri arasında – muhtemelen Körfez devletlerinin mali desteğiyle -- ekonomik işbirliğini başlatmak anlamına geliyor. Sünni Şammar ve El Şuaytat aşiretleri Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kuruluşunda önemli bir rol oynamıştı. Petrol sahaları, tarım alanları ve su kaynaklarına erişim Şuaytat aşiretinin denetimindeyken, petrol ve gaz altyapısı -- Baniyas petrol terminali ve diğer tüm limanlar dâhil -- hükümetin kontrolünde. Ancak Genel Petrol Hattı diye adlandırılan boru hattının kontrolü SDG ile hükümet arasında eşit olarak bölünmüş durumda. Bu da bir çıkmaz yaratıyor çünkü iki taraf da avantajlarını diğerine karşı tam olarak kullanamıyor. Anlamlı bir kazanç sağlayabilmek için tarafların bir anlaşmaya varması gerekiyor. 

Bu koşullarda, ABD’nin Suriye’ye yönelik yardımlar konusunda 2017’de belirlediği şartlar giderek anlamsızlaşıyor. Yardım çerçevesi dört slogana dayandırılmıştı: Şam’ı baypas et ve hükümet kontrolü dışındaki bölgelere eğil; yerele odaklan ve yeniden inşa çalışmalarını, yerel aktörlerin – fiilen Kürtlerin – özerkliğini güçlendirecek, tabandan tepeye bir süreç olarak tasarla; hükümetin kontrolü dışında olup batı Suriye’deki büyük kent merkezlerine kıyasla daha az tahribata uğrayan bölgelerde yardım düzeyini düşük tut; hatalı proje sayısını asgaride tutmak için yavaş hareket et ve yardım alan topluluklara sindiremeyecekleri miktarda kaynak akıtmaktan kaçın.

Kürtler, Afrin’in Türkiye’nin eline geçmesinden hâlâ rahatsızlar. Bu kaybın Rusya’nın yeşil ışığı ve ABD’nin zımni onayıyla gerçekleştiğine inanıyorlar. Ayrıca, Trump’ın aralık 2018’de Suriye’nin yeniden inşasında ABD’nin rolünü Suudi Arabistan’ın üstlenmesi gerektiği yönünde mesnetsiz bir açıklama yapması, Kürtlerde ciddi ekonomik kazanımlardan mahrum kalma endişesi yaratıyor. Korkuları körükleyen bir başka neden, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın geçmişte ortaya attığı Suriyeli ve Iraklı Kürtleri tek bir devlet olarak (“Sünnistan”) birleştirme fikri. Bolton’a göre böyle bir devlet, Körfez devletlerinin mali himayesi altında bölgedeki maden, su ve tarım kaynaklarına hâkim olacak. Ancak bu tür fikirler ABD yetkilileri tarafından hiçbir zaman teyit edilmediği gibi uzmanlar arasında da fazla destek bulmuyor.

Rusya’nın Kürt diasporasıyla tarihsel bağları dikkate alındığında Moskova Şam yönetimi ile doğu ve kuzeydoğu Suriye arasında verimli ekonomik ortaklıkların kurulmasına yardımcı olabilir. Bu aynı zamanda Suriye’deki anayasal reform sürecini de olumlu etkiler.

Sonuç olarak, Esad’a karşı çelişen tutumlarına rağmen Rusya ve ABD, İsrail ve Körfez devletleriyle birlikte Suriye’de ortak bazı amaç ve menfaatlere sahipler. Irak, Suriye ve Lübnan’ı içeren İran kontrolündeki bir “hilal” ABD, İsrail ve Körfez monarşileri için kâbus anlamına geliyor. Moskova ise İran’ı Suriye’de stratejik ortak olarak görse de İran’ın Suriye ordusu ve güvenlik birimlerinde, iş dünyası ve dini cemaatlerde kendisine bağlı “vekiller” yaratma çabaları Moskova’yı huzursuz ediyor ve sahadaki Rusya-İran rekabetini körüklüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: ekonomi ve ticaret

Igor A. Matveev is a Russian expert on Syria and the Middle East with a background in diplomacy. He is currently a visiting lecturer at the School of Government and International Affairs at the Moscow State Institute of International Relations (MGIMO-University). From 2014-2017, he headed the Trade and Economic Division of the Russian Embassy in Damascus. Matveev is the author of a series of books and articles dedicated to Syria's history, economy and foreign policy, including his latest “The Economic Impact of the Syria Crisis: Lessons and Prospects” (Beirut: Arab Scientific Publishers, 2018).

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept