Türkiye'nin Nabzı

OHAL’in toplumsal maliyeti

By
p
Article Summary
OHAL bitti ama mağduriyetler sürüyor. OHAL sürecinin mağdurları intihar etmeyi ya da ülkeyi terk etmeyi düşündüklerini anlatıyor.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal yönetimi 2018 yılının temmuz ayında sona erdi. İki yıl süren olağanüstü hâl sürecinde 135 bin kamu emekçisi işinden ihraç edildi, Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı son verilere göre 500 bin kişi hakkında adli işlem yapıldı. OHAL bitse de mağdurlar yaşanan bu ağır sürecin maliyetini hâlâ taşıyor. 

OHAL’in toplumsal maliyetinin boyutlarını araştırmak için sosyolog Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu başkanlığında 50 araştırmacı bir araya geldi ve mağdurlarla görüştü. Araştırmacıların, KHK ile işlerinden atılanlar, işlerinden atılanların yakınları ve OHAL’den dolaylı olarak etkilenen 3 bin 776 kişiyle görüşerek hazırladıkları raporu, geçtiğimiz günlerde HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu açıkladı. 

Araştırmaya katılan ihraç edilen kamu emekçilerinin yüzde 95,3’ü büyük ekonomik sıkıntılar yaşadıklarını anlatıyor. Yüzde 86’sı sosyal çevrelerinden dışlanmış, 84,6’sı ise bu nedenlerle psikolojik sorunlar yaşamış. Araştırmaya katılanların yüzde 83’ü hâlen işsizlik sorunuyla cebelleşiyor.

Katılımcılardan biri yaşadığı süreci şöyle anlatıyor: “Ben öğretmenim. Ustalık alanım bu. Elimden çalışma ruhsatım alındığında hiçbir şey yapamadım. Hiçbir yer beni almadı. Ben de hamallık yaptım. Ailem tarafından suçlu muamelesi gördüm. Çevrem, komşularım selam vermez oldu. Tamamen sosyal ölüme terk edildim, daha ne olsun.” Başka bir katılımcı ise sosyal çevreden gördüğü baskıyı, “Bir sabah kalktığımızda arabamıza ‘FETÖ’cüler s... gidin buradan!’ diye yazılmıştı” diye ifade ediyor.

OHAL sürecinde işlerinden atılan ve iş bulamayan mağdurların önündeki sorunlar bununla sınırlı değil. Rapor mağdurların önemli sağlık sorunları yaşadığını da ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 45’i eski ya da yeni hastalıklarının ilerlediğini, yüzde 14’ü bebek ve çocuklarında sağlık sorunlarının başladığını söylüyor. Yüzde 4’ü kendilerinin ya da eşlerinin yaşadıkları stres nedeniyle bebeklerini düşürdüğünü ve hamileliklerinin sona erdiğini belirtiyor.

Katılımcıların yüzde 6’sı kendileri ya da aile fertlerinden birinin intihar girişiminde bulunduğunu, yüzde 1,2’si KHK ile ihraç edilen mağdurun ve aile ferdinin intihar ederek öldüğünü belirtiyor. İntihar fikrini aklından geçirenlerden biri yaşadığı bunalımı, “Keşke İslam’da intihar serbest olsaydı düşüncesini aklımdan atamıyorum. Üç kez intihar için evden çıktım ama yapamadım” sözleriyle ifade ediyor.

Mağdurların yüzde 92’si OHAL sürecinde en çok adalete erişimde sıkıntı çekmiş. Yüzde 83’ü gelecekten ümitsiz, yüzde 95’i devlete ve yüzde 90’ı insanlara güvenini kaybetmiş durumda. Bir katılımcı ruh halini şöyle özetliyor: “Tüm inancımı, değerlerimi, insanlara olan güven ve merhamet duygularımı kaybettim, bunun ötesi var mı bilemiyorum.”

Bu güvensizlik ülkeden gitme fikrini de beraberinde getiriyor. Katılımcıların yüzde 83,9’u “Bu travmalar nedeniyle Türkiye’den çıkma fırsatınız olsaydı yabancı bir ülkeye gitmek ister miydiniz?” sorusuna “evet” yanıtını veriyor. Mağdurların yüzde 9,9’u ülkeden gitmek için girişimde bulunmuşlar. Büyük bir bölümü ise yurt dışına çıkışlarının yasak olduğu gerekçesiyle girişimde bulunmadıklarını kaydediyor. 

Yurt dışına çıkanların deneyimleri de acı. Araştırmaya yurt dışından katılan bir katılımcı başına gelenleri şöyle anlatıyor: “Yunanistan’a geldim, tek başımaydım, yapayalnızdım, dil bilmiyordum, ne yapacağımı şaşırmıştım. Atina’ya oradan da Norveç'e geldim. Çamurlara bata çıka boğulma tehlikesi geçire geçire zor bir süreçten geçtim. Bir buçuk yıl kamplarda kaldım, yarı aç yarı tok yaşadım, aylarca yırtık, sökük kıyafet giydim, marketlerden günü geçmiş yiyecekleri topladım.” 

Peki ölümü bile göze aldıkları bu yolculuğa niçin çıktılar? Yurt dışından araştırmaya katılan bir mağdur şöyle yanıtlıyor: “Birinde çoluk çocuğunuzun yüzüne karşı küfür edile edile işsiz ve her an işkence riski ile yaşayacaksınız ya da diğeri. Onurlu yaşadık, hiçbir suçumuz yok, onurlu ve özgür bir hayat peşinde yola çıktık.”

İşsizlik, gelecek kaygısı, ekonomik sıkıntılar ve çevre baskısı ailelerin de dağılmasına neden oldu. Araştırmaya katılanların yüzde 41’i boşanma ya da eşlerden birinin yurt dışına gidişi nedeniyle ailesinin dağıldığını söylüyor. Araştırmaya katılanların yüzde 1’inin çocukları devlet korunmasına alınmış, birinin de evlat edindiği çocuğu elinden alınmış.

OHAL sürecinde adli işlem görenlerin durumu daha da ağır. Raporda gözaltına alınanların yüzde 88’i yakınları ile görüştürülmediğini, yüzde 66’sı çok kalabalık koğuşlarda tutulduğunu, yüzde 56’sı psikolojik şiddet gördüğünü anlatıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 22’si bu süreçte aç ve susuz bırakıldığını, yüzde 74’ü ise tecritte tutulduğunu söylüyor. Yüzde 5,8’i fiziksel, yüzde 3’ü ise cinsel şiddet gördüğünü belirtiyor. 

Raporun sonuç bölümünde şu ifadelere yer veriliyor: “OHAL süreci ve devamında Kanun Hükmünde Kararnamelerle yürürlüğe konulan uygulamalar Türkiye’yi hukuk devleti olmaktan tamamen uzaklaştırmış ve hiç kimsenin hukuk güvencesinin olmadığı bir devlet statüsüne getirmiştir.”

OHAL sürecinde 250 bin birincil mağdur yaratıldığı, bir buçuk milyon insanın da dolaylı olarak OHAL’den etkilendiği belirtilen raporda, etkilerin bu denli yaygın olmasının ülke genelinde ciddi krizlere yol açabileceği uyarısı yer alıyor.

Peki ne yapılması gerekiyor? Gergerlioğlu tarafından tüm siyasi parti ve iktidara gönderilen raporda, OHAL mirası ve zihniyeti uygulamalarından bir an önce vazgeçilerek, hukuk devleti sistemine geçilmesi çağrısı yapılıyor: “Şu bir sosyolojik gerçekliktir ki hukukun olmadığı ülkeler asla barış, huzur ve refah üretememişlerdir. Aksini düşünmek dünyanın sosyal ve siyasal tarih birikimini bilmemektir.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: insan hakları

Sibel Hürtaş, Türkiye’nin ulusal çapta yayın yapan gazeteleri Evrensel, Taraf, Sabah ve Haber Türk ile ANKA Ajansı’nda 15 yıl süreyle yüksek yargı muhabirliği yaptı. Haberleri insan hakları ve hukuk alanında yoğunlaşan Hürtaş, 2004 Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü, 2004 Musa Anter Gazetecilik Ödülü ve 2005 yılı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başarı Ödülü sahibi. Makaleleri çeşitli gazetelerde yayımlanan Hürtaş’ın azınlıklar ve faili meçhul cinayetler ile ilgili makaleleri halen failibelli.org isimli sitede yayımlanmaktadır. Hürtaş’ın “Hıristiyanlar Neden Öldürüldü/Kafesteki Türkiye” kitabı 2013 yılında İletişim Yayınevinden yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept