Türkiye'nin Nabzı

İdlib İD’i bekliyor ama elde tüfekle

By
p
Article Summary
Suriye Demokratik Güçleri, İslam Devleti’nin İdlib’e güvenli koridor açma talebini reddetse de İdlib’i kontrol eden örgütler olası sızmalara karşı tetikte.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çemberinde sıkışan İslam Devleti’nin (İD) İdlib’e gitmek için güvenli koridor istediğine dair haberler nedeniyle gözler bir kez daha bu bölgeye çevrildi.

Önce Rus haber sitesi Sputnik, SDG’nin Deyrizor bölge komutanı Demhat Serekaniye’nin kuşatılan Bağuz kasabasındaki durumla ilgili “Çok zor durumda kalan IŞİD (İD), İdlib ve Türkiye sınırına doğru gitmek istedi. Biz bu talebi reddettik” dediğini aktardı. Ardından AFP “İD savaşçıları Suriye’nin kuzeyinde cihatçıların elindeki İdlib’e güvenli geçiş talep ediyor” haberini geçti. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de talebin SDG tarafından reddedildiğini belirtti.

SDG, İD’in son kalesi Bağuz’dan çıkan sivilleri Hol’daki kampa sevk ederken teslim olan ya da yakalanan savaşçıları kendi ülkelerinin almasını bekliyor.

Güvenli geçişle ilgili de İdlib dışında iki adres öne çıkıyor: İD’in hala varlık gösterdiği Suriye’nin doğusundaki Badiya çölü ve İD’in topluma rahat karışabildiği Irak’ın Anbar bölgesi. İD’in Iraklı savaşçıları Bağuz’da ağırlıklı ve bunların tercihinin Irak olması anlaşılır bir durum. Suriyeli militanların tercihi muhtemelen Badiya olacaktır. Bölgeyi Türkiye üzerinden terk etmek isteyenlerin gitmek istediği yer ise İdlib. Özellikle yabancı savaşçılar için İdlib kötünün iyisi. İD’in 2014’ten 2016’ya kadar El Bab, Cerablus, Menbic ve Tel Ebyad’ı elinde tuttuğu ve Halep ile Hama kırsalında varlık gösterdiği düşünülürse bu hatlarda hücreler bırakmış olma ihtimali yüksek.

İD, İdlib’de kendine yer bulabilir mi sorusunun yanıtına geçmeden önce bölgedeki hâkim güçlere ve aralarındaki çelişkilere bakmakta fayda var. El Kaide çizgisinden gelip ayrışan cihatçı yapılar bugün bölgede beş ana eksende duruyor:

  • İD, İdlib’de örgütsel olarak varlık göstermese de bazı cihadi gruplarla etkileşim içinde. İD’i kuran öncü militanlar, El Kaide ile yollarını ta Afganistan’da ayırmış, 2003 sonrası Irak’ta koşulların dayatması sonucu tekrar güç birliği yapmış ama bu da kısa sürmüştü. İD yolculuğuna El Kaide liderliğini tanımayan bir tavırla devam etmişti. İD, Türkiye sınırlarından uzaklaştırıldıktan sonra İdlib ve Hama kırsalında Cund El Aksa, ondan kopan Liva El Aksa ve Davud Tugayı gibi örgütler İD’le bağlantılı gruplar olarak öne çıkıyor. Hama kırsalının yanı sıra Sarmin, Sarmada, Musaybin ve Neyreb gibi yerlerde de İD’in hücresel yapılanmalarından söz ediliyor.

  • Başlangıçta İD’in Suriye kolu olarak ortaya çıkan Nusra Cephesi’nin devamı olan HTŞ ise cihadı Suriye ile sınırlayıp daha pragmatik bir çizgiyle İdlib’de kendi emirliğini kuracak noktaya geldi. İD-HTŞ ayrışması, 2013’te Irak İslam Devleti’nin (IİD) Nusra Cephesi’ni feshettiğini belirtip Irak-Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) dönüşmesi üzerine başlamıştı. Nusra bu kararı reddederek El Kaide’ye biat etmiş, IŞİD de haziran 2014’te hilafet ilanıyla birlikte İslam Devleti (İD) adını almıştı. Nusra Cephesi daha sonra terör örgütleri listesinden çıkma umuduyla önce bazı İslamcı örgütlerle HTŞ’yi kurmuş, ardından El Kaide ile bağlarını kestiğini duyurmuştu. İD destekçileri, HTŞ’yi önce İslam Devleti’ne, daha sonra El Kaide’ye ihanet etmekle ve laik Türk ordusunu İdlib’e sokmakla itham ediyor. HTŞ’yi hedef alan yayınlardan birinde geçen ifade pek ağır: “HTŞ, Türk istihbaratının Suriye kolu olmuş ve tağut Türkiye’nin ayak işlerini yürüten milisleri barındıran bir kurum haline dönüşmüştür.”

  • HTŞ’deki pragmatizmi reddeden El Kaide çizgisine sadık cihadi örgütler ise geçen yıl Huras El Din’i kurdu. Gücünü giderek artıran Huras El Din’in bileşenleri arasında Ceyş El Melahim, Ceyş El Badiye, Ceyş El Sahil, Saraya El Sahil, Saraya El Kabil, Cund El Şeria ve Cund El Aksa’dan kopmuş bazı hücreler yer alıyor. Ancak bunlar İD’in de karşısında.

  • Bir de Ahrar El Şam gibi eski El Kaide liderlerinin kurduğu yapılar var ki bugün bunlar Türkiye destekli Ulusal Kurtuluş Cephesi’nde (UKC) yer alıyor.

  • Ve yabancı savaşçı bloku: Taliban ve El Kaide ile bağları olan Uygurların Türkistan İslam Partisi (TİP), Özbeklerin Tevhid ve Cihad Tugayı ve Kafkasyalıların kurduğu Muhacirin ve Ensar Ordusu genelde diğer örgütlerle dengeli ve mesafeli bir ilişki yürüttü. Ancak bunlar geçen ocakta cihatçılar arasında yaşanan ayrışmada HTŞ’den yana saf tuttular.

İdlib’deki örgütler arasındaki ilişkiler başından beri ittifakların çatışmalar, çatışmaların ittifakları takip ettiği bir sarmalla şekillendi. İdlib’i Fetih Ordusu koalisyonu olarak birlikte ele geçiren örgütler, Astana sürecinin etkisiyle yeniden kendi aralarında savaşa tutuştu. 1-10 Ocak arasında Nureddin Zengi Tugayları’nı tasfiye eden HTŞ, yakaladığı dalgayla İdlib’de hâkimiyet alanını genişletmiş ve her yere kendi sivil kolu Kurtuluş Hükümeti’nin hükmünü dayatmıştı. Daha sonra Türkiye’yi karşılarına almamak, operasyon için bekleyen Rusya’ya bahane sunmamak ve terör örgütleri listesinden çıkabilmek umuduyla ortak askeri konsey oluşturma ve radikalleri tasfiye etme çabaları öne çıkmıştı. Bu çabalardan sonuç alamayan HTŞ, kendisinden kopan radikallerin çekim merkezine dönüşen Huras El Din’le kavgasına da 1 Şubat’ta 10 maddelik bir anlaşmayla son vermek durumunda kaldı.

Mevcut tablo İD’in cihadi örgütlerin arasına sızma imkânını tamamen dışlamıyor. Ancak İdlib, eski düşmanlıklar ve İD’in yaratacağı sorunlar yüzünden İD savaşçılarına karşı tetikte. Yani radikal cihatçı, pragmatist cihatçı, selefi, ılımlı selefi tonlar barındıran İdlib’deki “cihadi” kuşağın ortak derdi İD.

Geçmişte ciddi çatışmalar yaşayan İD ile HTŞ arasındaki düşmanlık bugün de suikast eylemleri ve infazlarla sürüyor. Son zamanlarda artan bombalı eylemlerin özellikle İdlib’in güney ve doğusundaki bölgelerde yani dış çeperde yoğunlaşması “İD bölgeye dönüyor mu?” sorusunu akla getiriyor.

Gerçi bu saldırıların arkasında kimin olduğu net değil. İD olabileceği gibi birbiriyle kavgalı bölgedeki rakip güçler de potansiyel fail. Çok sayıda suikast eyleminin düzenlendiği şubat-nisan 2018’de de HTŞ ile UKC bileşenleri birbirini suçlamıştı.

Daha önce İD savaşçıları sivillerin arasına karışarak İdlib ve Fırat Kalkanı bölgesine sızmaya çalışmıştı. İD’in son kalesi düşerken sızma girişimleri daha da artabilir. HTŞ, Deyrizor bölgesinden kaçanların İdlib'e girmesini önlemek için bazı yolları toprak bariyerle kapattı. İdlib etrafında gözlem noktaları bulunan TSK de son zamanlarda yeni güvenlik önlemleri aldı.

29 Ocak’ta İdlib’de Kurtuluş Hükümeti’nin binasına intihar saldırısı düzenlenmiş, HTŞ olaydan İD’i sorumlu tutmuştu. 11 Şubat’ta Dana’da HTŞ, bir İD hücresine baskın düzenleyip silahlı adamlarla çatışmaya girdi.

18 Şubat’ta HTŞ lideri Ebu Muhammed El Colani’nin diğer örgütlerle toplantı yapacağı sırada düzenlenen iki bombalı saldırıda 25 kişi öldü. Hatta bu saldırıda Colani’nin başından yaralandığını ve Hatay’da hastaneye kaldırıldığı iddia edildi. HTŞ’nin haber ajansı IBA, Colani’nin yaralandığı iddiasını yalanladı. Bu saldırının arkasında kimin olduğu henüz anlaşılamadı.

HTŞ, geçmişte İD’in uzantısı Cund El Aksa’ya nefes aldırmayıp onlarca üyesini hapsetmişti. HTŞ geçen şubatta UKC bileşenleri Ahrar El Şam ve Nureddin Zengi Tugayları ile savaşa tutuştuğu sırada ise daha önce hapsettiği 50 Cund El Aksa üyesini serbest bırakmıştı. Çünkü bu kişiler, rakip örgütlere saldırılar yüzünden yakalanmıştı. HTŞ geçen eylülde de Han Şehyun’da yakaladığı beş İD militanını kurşuna dizmişti.

Özetle, İdlib’i tutan örgütler, İD militanlarının sızması halinde bölgenin daha kolay hedef tahtası olacağını ve Türkiye’ye baskı yapan Rusya ile İran’ın elinin güçleneceğini bildikleri için uyanık kalmaya çalışıyor. Fakat Suriye’de sızmaların mutlak surette önlenebileceği hiçbir bölge yok. Rejimin kontrol ettiği alanlar dâhil. O yüzden dağılmış İD, varlığını 16 Ocak’ta Menbic’deki patlamada olduğu gibi bombalı eylemler ve suikastlarla pek çok yerde hissettirebilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept