Türkiye'nin Nabzı

Türk üssünün basılması ciddi bir sinyal

By
p
Article Summary
Irak Kürdistanı’nda askeri üssün basılması son zamanlarda PKK’ye karşı operasyonlarda menzili uzatan Türkiye’yi zora sokacak yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor.

Türkiye’nin PKK’ye karşı operasyonları geniş bir alana yaydığı bir dönemde, Irak’taki Türk askeri varlığı ilk kez yerel halkın şiddetli protestosuyla karşılaştı. Sebep hava saldırılarına kurban giden sivillerdi.

23-25 Ocak’ta Deraluk bölgesinde düzenlenen operasyonlarda ölen altı kişiyle birlikte son iki yılda Türk hava saldırılarına kurban giden sivillerin sayısı 20’yi geçti. Yakınlarını kaybedenler, 26 Ocak’ta Sire’deki Türk askeri karargâhını bastı. Türkiye’den operasyonlara son verip Kürdistan’ın egemenliğine saygı göstermesini isteyen kalabalık, PKK’ye de bölgeyi terk etme çağrısı yaptı. Kamptaki askerlerin ateş açması üzerine olaylar çığırından çıktı. Biri 13, diğeri 60 yaşında iki gösterici ölürken 15 kişi yaralandı. Türk askerinin kaldığı çadırlar, araçlar ve iki tank ateşe verildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Bugün Kuzey Irak’ta yanlış yapmak istediler. İHA’lar (insansız hava araçları), uçaklar kalktı. Hepsi dağıldı. Huzurumuza, refahımıza kastedenlere hayat hakkı tanımayacağız. İçeride ve dışarıda” diye gözdağı verdi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da “Teröristlerin organize ettiği bir olay. Teröristler bölge halkıyla silahlı kuvvetlerimizi karşı karşıya getirmeye çalışıyor” dedi.

Bölgeye gecikmeli olarak Peşmerge güçlerini gönderen Kürdistan hükümeti de birilerinin kaos çıkarmaya çalıştığını savunarak “Soruşturma sonucunda provokatörler cezalandırılacaktır” açıklamasıyla Ankara’yı teskin etme yoluna gitti. Kürt kaynaklar Peşmerge’nin geç müdahalesine işaret etse de Akar alınan önlemlerden memnundu: “Erbil yönetiminin zamanında ve kapsamlı tepkisi, aldığı tedbirler, tarafımızdan memnuniyetle karşılanmıştır.”

Bölgedeki Türk askeri operasyonlarının tarihi hayli eski. 1983’ten bu yana Çelik, Atmaca, Tokat, Çekiç ve Şafak gibi adlarla çok sayıda sınır ötesi harekât düzenlendi. Bir dönem sonra Türk ordusu sahada kalıcı üsler kurma yoluna gitti. Türk iç ve dış siyasetinde “Kürdistan” kelimesinin yasaklı olduğu ve diplomasinin henüz Erbil’de siftah yapmadığı dönemlerde Türk askeri varlığı devletin bu coğrafyadaki çıkarlarının takipçisi oldu. Askerler Kürt ve Türkmen partilerle ilişkilere hükmeder, gerektiğinde tehdit eder, gerektiğinde ayar verirdi.

Neyse ki Kürdistan’ı tanıyan adımların atılması ve nihayetinde 2010’da Erbil Başkonsolosluğu’nun açılmasıyla en azından siyasi düzlemdeki dosyalar diplomasiye geçti. Fakat askeri alandaki işleyiş karargâhın kontrolünde devam etti. Askeri üslerin kurulmasında amaç Kandil, Hakurk, Zap, Avaşin, Metina, Haftanin ve Gare dağlarında kampları bulunan PKK’nin hareket kabiliyetini sınırlamaktı. Fakat her seferinde ağır darbeler aldığı söylenen PKK sınırların ötesinde İran, Irak ve Suriye’de de büyümeye devam etti.

2012’de Suriye’nin kuzeyinde PKK çizgisindeki Kürtlerin kontrolü ele alması, 2014’ten itibaren PKK’nin Irak tarafında İslam Devleti’yle (İD) savaşta Şengal, Kerkük, Mahmur ve Celevle’de de etkisini artırması, aynı dönemde Suriye tarafından Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Şengal’e koridor açması, yine YPG’nin Yarubiye/Rabia kapısından Irak’a doğrudan geçiş imkânı bulması Türkiye’nin sınır ötesi operasyon konseptini değiştirdi. Afrin’deki Zeytin Dalı Harekâtı’nın bir benzeri Fırat’ın doğusu için gündeme gelirken Irak tarafında da “Dicle Kalkanı” adıyla bir harekât planı masaya konuldu. Kâğıt üzerinde kalan Dicle Kalkanı’nda asıl hedef Irak-Suriye arasındaki geçişleri önleyecek bir güvenli şerit oluşturmaktı. Ovaköy’den ikinci bir sınır kapısı açıp Tel Afer ve Musul’a kadar yeni bir güzergâh oluşturma önerisi de bu planın bir parçasıydı. Geçen yıl marttan itibaren daha doğuda, Hakurk bölgesinde 15 kilometre kadar derine inen bir alanı güvenli bölgeye dönüştürme planı devreye sokuldu.

Bunun yanı sıra “Yeni Kandillere izin vermeyeceğiz” denilerek Şengal ve Mahmur Mülteci Kampı’na hava saldırıları düzenlendi.

Son yıllarda artan oranda insansız hava araçlarını da devreye sokan Türkiye, nokta atışlarıyla etkili sonuçlar almayı umarken hem Kürt hem Irak siyasetinde dirençle karşılaşmaya başladı. Türkiye itirazlara “Teröristler Irak topraklarını kullandığı sürece operasyonlar sürecek. Operasyon istemiyorsanız PKK’yi topraklarınızdan çıkarın” yanıtını veriyor. Ancak mevcut koşullarda ne Kürdistan ne de Irak hükümeti PKK’yi bölgeden söküp atma kapasitesine sahip. Bu yol, 1990’larda Türkiye’nin desteği ile Peşmerge güçleri tarafından zaten defalarca denendi.

Sivil ölümlere öfkelenen sadece yerel halk değil; Kürdistan’da siyasi partiler de tepkili. Bu tepkiler kaçınılmaz olarak Kürdistan Bölgesel Hükümeti’ni baskı altına alıyor. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), PKK karşıtı duruşundan taviz vermese de Kürtler arasında “Birakujî” diye lanetlenen iç savaşın Türkiye ile iyi ilişkiler hatırına tekrar edilmesini istemiyor. 2017’de Türk istihbaratçıların kaçırılmasının ardından Ankara’nın baskısıyla yüzleşen Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) de son aylarda Süleymaniye’de PKK’ye karşı önlemler aldı ancak bu cenah da askeri operasyonlardan çok rahatsız. 
2012 sonrasında KDP’nin Rojava’yı bloke etme konusunda Türkiye’nin isteklerine boyun eğmesi Kürdistan siyasetinde ciddi kırılmalara yol açmıştı. Üstelik Türkiye’yi memnun eden bu çizgi ve ekonomik bağlara rağmen 2017’deki bağımsızlık referandumu sırasında Kürtler Ankara’dan en ufak bir anlayış görmedi. Aksine Türkiye, İran ve Irak’la birlikte Kürdistan’ı yaptığına pişman eden kıskaç harekâtına eşlik etti. Son olarak Türkiye’nin Afrin’deki özerk oluşumu dağıtması Kürtler arasında oluşan hassasiyeti daha da artırdı.

Türk üssünün basılmasıyla ilgili Al-Monitor’a değerlendirmede bulunan Erbil merkezli bir Kürt gazeteci “İşin ilginç tarafı, KDP zamanında müdahale etmedi. Bu soru işaretidir. Belki bunun üzerinden bir siyaset oluşturmak ve Irak hükümeti üzerinden ‘PKK ve Türk askeri çıksın’ diye bir kampanya başlatmak istiyor” dedi. 

Türk askeri operasyonlarının hedefindeki bölgelerde KDP’ye hasım olan Rekani gibi Kürt aşiretleri yaşıyor. Hatta Saddam Hüseyin döneminde buradaki aşiretler KDP’ye karşı Bağdat’tan yana tavır almıştı. 1990’larda KDP, PKK’ye karşı Türkiye ile birlikte savaşa girdiğinde bölgenin Kürtleri farklı bir pozisyon almıştı. Ekonomik olarak geri kalmış olan bu bölgede İslamcı hareketler de yeni bir faktör olarak güç kazanıyor. Bu tür bir siyasal iklimde farklı tepkilerin gelmesi artık şaşırtıcı değil.

Daha önceki askeri harekâtlarda görülmeyen bu tepki, Türkiye’nin bundan sonra bölgede karşılaşabileceği sürprizlerle ilgili bir fikir veriyor.

Müstafi diplomat ve Gazete Duvar yazarı Aydın Selcen, halkın üsse girmesini “Önemsenmesi gereken, belki ileride dönüm noktası niteliği kazanabilecek bir protesto eylemi” olarak nitelendirdi. Al-Monitor’a konuşan Selcen, TSK ile KDP arasındaki güvenlik iş birliğinin bir anda kesintiye uğraması ya da toplumsal bir direnişin beklenmeyeceğini ancak protestonun farklı bir şekilde etkisini hissettireceğini vurguladı: “Gerek KDP’nin eyleme yönelik geç, edilgen ve çekingen müdahalesi, gerek Hulusi Akar’ın muğlak ifadeleri, Irak Kürdistan Bölgesi’nin (IKB) bu ücra sınır kasabasında hem KDP hem PKK karşıtı aşiretler tarafından desteklenen sivil eylemin amacına ulaştığını gösteriyor. Eylem hem Ankara hem Erbil’i duraksattı. Ayrıca eylem hem Bağdat ile Erbil’i tenakuza düşürdü hem de IKB içindeki çeşitli siyasal partiler ile KDP ve hatta KDP içindeki önde gelen isimler arasında anlaşmazlık yaratmayı başardı.”

Selcen, Ankara’nın politikalarında bir değişiklik ihtimaline dair de “Güvenlikçi siyasetlerin sınırları ve siyasi ufkun darlığı bir kere daha görüldü. Buna karşılık Ankara ‘Acımadı ki’ diyerek bugüne dek izlediği yola devam edecek, Erbil de iletişim taktikleriyle konuyu geçiştirmeye bakacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Sınır ötesi hareketlerin Bağdat’ta bulduğu karşılık da önemli. Irak Dışişleri Bakanlığı, Bağdat’taki Türk Büyükelçisini çağırarak Türkiye’yi kınayıp protesto notası verdi. Dışişleri, Irak’ın egemenliğini ihlal eden davranışların kabul edilemeyeceğini, Irak topraklarından komşuların güvenliğini tehdit eden girişimlere de izin verilmeyeceğini belirtti.

Irak’la diplomatik temasların ana gündem maddelerinden biri artık Musul yakınlarındaki Beşika dâhil tüm üslerin boşaltılması. Bu konu, Irak’la normalleşme çabalarının önünde duran en önemli meseleye dönüşmüş durumda. Hükümet İD’le savaşı bitirip kontrolü ele aldıkça Irak siyasetinin farklı unsurlarından daha keskin çıkışlar gelebilir. Elbette Irak hükümeti ne Türk üslerini zorla kapattıracak güce ne de Türkiye ve İran sınırlarında yüzlerce kilometrelik hatta yayılmış PKK kamplarını kapatabilecek kapasiteye sahip. Fakat bu konudaki restleşme Musul operasyonu sırasında Başika üssünün boşaltılmaması üzerine kendini gösteren Türkiye karşıtlığını daha ileri noktalara taşıyabilir. Bu türden bir gerilim Türkiye’nin çıkarlarına ve caydırıcılık iddialarına gölge düşürebilir

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: türk-kürt çatışması

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept