Suriye'nin Nabzı

Türkiye ve Suriye, Amerikan hamlesinin ardından saldırı pozisyonu mu alıyor

By
p
Article Summary
ABD’nin Suriye’deki birliklerini geri çekeceği açıklaması farklı kamplardan muhtelif tepkilere yol açarken Suriye rejimine bağlı güçler Menbic yakınlarında konuşlandı. Muhalif savaşçılar ise çekilme kararının kendilerini nasıl etkileyeceğini tartıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

CERABLUS, Suriye — Suriye’ye müdahil olan tarafların birçoğu ABD’nin çekilme kararının kendilerini nasıl etkileyeceğini tartarken Suriye rejimi Cuma günü harekete geçti.

Suriye rejimine bağlı muharip birlikler ülkenin kuzeyinde, Türkiye sınırında bulunan Menbic’e doğru ilerledi. Bir yıldan fazla süredir Türkiye’nin sık sık ertelenen askeri harekât tehdidi ile karşı karşıya olan Menbic, halihazırda Amerikan güçleri ve ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolünde. Çoğunluğu Kürtlerden oluşan Kürt-Arap ittifakı SDG, kentin İslam Devleti’nden temizlenmesine yardımcı olmuştu.

Suriye rejimi Cuma günü erken saatlerde Menbic’e girdiğini açıklarken ABD ve Suriyeli savaşçılardan gelen ilk bilgiler rejime bağlı güçlerin henüz Menbic kent merkezine girmediği yönünde oldu. Sonradan yapılan açıklamalarda rejime bağlı birliklerin Menbic ile kent yakınlarda konuşlu Türk birlikleri arasındaki bölgeye mevzilenerek tampon oluşturduğu bildirdi.

Başkan Donald Trump’ın 19 Aralık’ta yaptığı sürpriz açıklama, Suriye’de kartların yeniden karılmasına yol açtı ve ülkedeki askeri harita ile siyasi güç dengesinin ABD güçlerinin çekilmesinin ardından nasıl şekilleneceğine dair birçok soru işaretine neden oldu.

Bu karardan en çok zarar gören aktörlerin başında SDG’nin geldiği muhakkak. Zira SDG topraklarında gözü olan aktörlerin saldırılarına karşı kendisini koruyan garantörünü kaybediyor.

Suriyeli muhaliflerin kazananlardan mı yoksa kaybedenlerden mi olacağını kestirmek ise zor. Kararın yansımalarını tartarken birçok unsuru göz önünde bulundurmak gerekiyor.

ABD, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın iktidarını devirmeyi amaçlayan Suriyeli muhaliflerin siyasi destekçilerinden biri olageldi. Eskiden Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu adıyla bilinen Suriye Ulusal Komitesi (SUK) üyelerinden Yasir Ferhan’a göre çekilme kararı bunun değişeceği anlamına gelmez.

Ferhan Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “ABD’nin gücü Suriye’de konuşlu olan 2 bin 130 askere indirgenemez. Amerikalılar, Suriye halkına yardım etmek ve siyasi bir çözümün önünü açmak isterlerse birçok başka araca sahipler. Kararlılıklarını göstermek için sadece rejim üzerindeki siyasi baskıyı artırmaları ve rejimi uluslararası kararlara uymaya zorlamaları bile yeter. Sadece bu bile Suriye’deki sorunu çözmeye yardımcı olur.”

Suriyeli muhalif gruplar, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gerçekleştirmeyi planladığı askeri harekâtı da bu kapsamda bir fırsat addediyorlar. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 21 Aralık’ta harekâtı ertelediklerini açıkladı. Halihazırda Suriye topraklarının yüzde 10’unu kontrol eden muhalifler, planlanan harekât gerçekleşirse coğrafi hakimiyet alanlarını genişletmeyi umuyorlar.

Türkiye destekli Suriye muhalefetine bağlı Ulusal Suriye Ordusu Sözcüsü Yüzbaşı Yusuf El Hamud da ABD’nin çekilme kararının muhaliflere faydalı olacağı görüşünde. Hamud Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Ulusal Suriye Ordusu ve Türk ordusu ABD’nin çekildiği bölgelere girerek bu bölgeleri terörist güçlerden --PKK ve ABD destekli PYD’den-- temizleyecek.” Türkiye hem PKK hem PYD’yi terör örgütü kabul ediyor.

Trump 23 Aralık’taki Twitter paylaşımında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile “uzun ve verimli” bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiklerini ve görüşmede ABD güçlerinin “yavaş” ve “eşgüdümlü” olarak Suriye’den çekilme sürecini ele aldıklarını kaydetti. Oysa ABD Başkanı konuya ilişkin ilk açıklamasında "topyekûn” ve “hızlı" bir çekilmeden dem vurmuştu.

Hamud’a göre Türkiye’nin Suriye’deki etkinliğinin artması ABD’nin de elini güçlendirir zira Ankara, Suriye devrimini “siyasi, askeri ve insani açılardan, her yönüyle hâlen” desteklemeyi sürdüren tek aktör.

Suriyeli muhalifler, Amerikan güçlerinin çekilmesinin Fırat’ın doğusuna doğru genişlemeyi hızlandıracağına inanıyorlar. Ancak çekilmenin aynı zamanda Suriye, Ürdün ve Irak sınırı üçgeninde yer alan stratejik El Tanf bölgesinin kaybına yol açmasından da korkuyorlar. ABD öncülüğündeki koalisyonun çatısı altında İD’le savaşan muhalif savaşçılar bu bölgede konuşlu. ABD, Bağdat ile Şam’ı birbirine bağlayan otoyol üzerindeki El Tanf yakınlarında bir askeri üsse sahip ve Suriye rejimi ile İran destekli milisler bu bölgeye ne zaman yaklaşsa koalisyon güçlerinin saldırılarıyla karşılaşıyorlar.

İran’ın Şam’ın çeperi ve Lübnan’da konuşlu Hizbullah mensuplarına yönelik silah sevkiyatını güvenceye almak için bölgedeki kontrolünü artırmak istediğini hatırlatan Ferhan da bu noktaya dikkat çekti: “ABD’nin çekilmesi fırsatların yanı sıra bir dizi tehdidi de beraberinde getiriyor.”

Ancak ABD’nin muharip birliklerini çektikten sonra da İran’ın genişlemesini durdurabilecek güce sahip olduğunu vurgulayan Ferhan şöyle devam etti: “ABD uçak ve füze gibi gelişmiş silahlara sahip. İran’ın genişlemesini durdurmak isterse bunu muharip birlikleri olmadan da yapabilir.” Washington’ın Suriye Ulusal Ordusu’na bağlı Özgür Suriye Ordusu’ndan (ÖSO) “yeterli destek aldığını” belirten Ferhan, ÖSO’nun “Suriye ve çevresini İran nüfuzundan koruma görevini üstlenebileceğini” de ekledi.

Yukarıda da değinildiği gibi ABD’li güçlerin çekilmesi Türkiye ile Suriye muhalefetine Fırat’ın doğusuna ilerleme imkânı tanıyacak. Fakat aynı zamanda Suriye’nin “gıda ambarı” addedilen petrol ve doğal gaz zengini bölgeyi Esad’ı destekleyen İran ve Rusya’nın müdahalelerine de açacak.

Ankara, “Fırat’ın doğusuna” gerçekleştireceği harekâtın amacının ulusal güvenliğine tehdit teşkil eden SDG’nin “kökünü kurutmak” olduğunu söylüyor. Lâkin bu durumda şu kritik soru hâlen yanıt bulmuş değil: Türkiye, İran ve Rusya’nın aynı amaca hizmet edecek müdahalelerine niçin karşı çıkıyor?

Türkiye muhaliflerin kontrolünde olan İdlib’deki ateşkesi korumak, Suriye Anayasa Komitesi’nin kurulmasına yönelik çabaları akamete uğratmamak ve en önemlisi de Suriye rejimi ile SDG arasında olası bir uzlaşıyı önlemek için Rusya ve İran ile çatışmaktan kaçınıyor. Ancak bu uzlaşı halihazırda yolda. Zira SDG kendi kontrolündeki bölgeleri Türk güçleri ve Suriye muhalefetine kaybetmek istemiyor.

Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Kamışlı havaalanı ile Haseke ve Kamışlı kentlerindeki iki kent meydanı Suriye rejiminin kontrolünde. Bölgeyi çevreleyen alan ise tümüyle SDG’nin kontrolünde. Rejimin güvenli meydanlarında vilayet amirliği, güvenlik birimlerinin binaları ve resmi kurumlar bulunuyor. 23 Aralık’ta Kamışlı sokaklarına dökülen yüzlerce vatandaş, Türkiye’nin ülkeye yönelik müdahalelerini protesto ederek rejim güçlerinden ülke topraklarına sahip çıkmasını talep etti. Dolayısıyla bu senaryo, Esad’ı baş düşman addeden Suriye muhalefeti için gerçek bir tehdit anlamına geliyor.

Nitekim, SDG Sözcüsü Cihan Ahmet 21 Aralık’taki basın toplantısında “Suriye rejimi ile bir sorunumuz yok” diyerek şu açıklamayı yaptı: “Suriye Demokratik Konseyi’nden --SDG’nin siyasi kanadı SDK-- müzakere heyetleri birçok vesileyle rejim temsilcileriyle müzakere masasına oturmuştur.”

SDG olası bir Türk harekâtına karşı diplomatik çabalara paralel olarak Suriye-Türkiye sınırına askeri tahkimat da yapmaya başladı ve hendekler kazarak, barikatlar kurdu. Ahmet sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz Suriye’nin bir parçasıyız ve ayrılıkçılığı savunmuyoruz. Sadece kendi iç işlerimizde özerk olabilmek için bir anlaşma yapmak istiyoruz.”

Tüm bu hedef ve menfaat çelişkilerinden hiç rahatsız olmayan belki sadece tek taraf var, o da İslam Devleti. Zira örgüt bu ortamı gücünü yeniden kazanmak için kullanabilir.

Hâlen Suriye topraklarının yüzde 2’sini kontrol eden İD’in Deyrizor vilayetinde etkin olduğu iki nokta olduğu biliniyor. Bunlardan biri Suriye rejiminin, diğeri de SDG’nin kontrolündeki bölgede yer alıyor. ABD Savunma Bakanlığı ve BM’nin tahminlerine göre Suriye ve Irak’taki İD savaşçılarının sayısı 20 bin ilâ 31 bin 600 arasında değişiyor. ABD’li istihbarat örgütlerine göre bu rakam İD’in gücünün doruklarında olduğu 2015 yılında 33 bin civarındaydı. Bu da pek çok gözlemciye İD’in çölde kontrol ettiği mevzileri genişletmek için gerilla taktiklerindeki uzmanlığını kullanabileceğini düşündürüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Suriye çatışması

Halep’te yaşayan ve serbest çalışan Suriyeli bir gazetecidir.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept