Rusya ve Orta Doğu

Rusya ve Çin Orta Doğu’da iş birliği yapabilir mi?

By
p
Article Summary
Rusya ve Çin Orta Doğu’da iş birliğini artırmaya çalışıyor ama iki ülkenin bölgeye yaklaşımı farklı gerekçelerle şekilleniyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

MOSKOVA — Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Orta Doğu ve Kuzey Afrika özel temsilcisi de olan Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov 5-6 Aralık’taki Pekin ziyaretinde Çin Dışişleri Bakan Vekili Le Yucheng ve Batı Asya ve Kuzey Afrika’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Chen Xiaodong ile görüştü.

Görüşmelerin ana gündem maddeleri Suriye, Irak, Yemen, Libya ve Körfez’deki son durumlar ile İsrail-Filistin sorunu oldu. Görüşmelerin ardından yapılan açıklamalarda Orta Doğu’daki krizlerin “uluslararası hukukun temel ilkeleri ve BM Şartı doğrultusunda” siyasi ve diplomatik yollardan çözümü konusunda Moskova ve Pekin’in müşterek yaklaşımlara sahip olduğu belirtildi. En dikkat çekici nokta, Rus ve Çinli yetkililerin “karşılıklı menfaat oluşturan Orta Doğu konularında dinamik bir ikili diyalog sürdürme” konusunda mutabık kalmasıydı.

Rusya Suriye’deki müdahalesi ile Orta Doğu’daki güvenlik alanında belirleyici güçlerden biri oldu. Çin ise 2016’da ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni geride bırakarak bölgeye en çok yatırım yapan ülke. Putin ve Çinli mevkidaşı Xi Jinping zaman zaman güçlü ilişkilerle gösteriş yapıyorlar. İki ülke arasındaki ilişkiler aslında çok daha nüanslı olsa da Çin’in ABD’yle ilişkilerinin limoni olması ve ABD’yle Rusya arasında tarihin belki de en ciddi çatışmasının yaşanması, Moskova ve Pekin’i ABD karşısında “küresel güçler direniş ekseninin” parçasıymış gibi gösteriyor. Buna rağmen Orta Doğu’yla ilgili Rusya-Çin temasları nadiren haber oluyor. Bu bakımdan son görüşmeler daha da ilgi çekici bir hâl alıyor.

Bogdanov’un Pekin’e gittiği gün Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova basına şu açıklamayı yaptı: “Çin’le ilişkileri tüm alanlarda geliştirmeye özel önem atfediyoruz. İlişkilerimizin bu denli değerli olması ve uluslararası duruma ya da dünyanın farklı bölgelerindeki durumlara bağlı olmaması bir yana, bizler komşuyuz. Ortak sınır, coğrafya ve tarihin yanı sıra ulusal menfaatlerimiz de bizi birbirimize bağlıyor. İstikrar yönlü hareketten mahrum günümüz dünyasında, sorumlu küresel oyuncular olan ülkelerle yakın diyalog içinde olmanın önemi ortada. Moskova ve Pekin bu nitelikleri pek çok kez ortaya koydu.”

Rusya ve Çin’i Orta Doğu’ya aynı zaruretler götürdü: Güvenlik ve fırsatlar. Rusya için başlangıçtaki itici faktör güvenlikti ama gelinen noktada çeşitli fırsatların paraya çevrilmesi aynı ölçüde, hatta belki daha fazla önem kazanıyor. Çin için bölgeyi kritik hâle getiren ise yatırım imkânları, Orta ve Güneydoğu Asya’yla sağlam ticaret güzergahları öngören Kuşak ve Yol isimli mega proje ve ülkenin artan tüketimiyle önem kazanan enerji kaynakları idi. Bölgede güvenlik sağlanmadan tüm bunlar ciddi tehlikeye girer.

Moskova İktisat Yüksek Okulu’na bağlı Avrupa ve Uluslararası Kapsamlı Araştırmalar Merkezi’nde kıdemli araştırmacı ve Rusya’nın önde gelen Çin uzmanlarından olan Vasili Kaşin Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Çin tüm büyük bölgesel güçlerle ekonomik, teknolojik ve siyasi-askeri alanları içeren girift bir sistem yürütüyor. Her yerde menfaati olduğu için bölgedeki çekişmelerde taraf tutamaz. Çin’in Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde çok büyük yatırımları var, bölgenin dört bir yanında Çinli işçiler çalışıyor. Tüm bu varlıkların güvenliği giderek büyüyen bir kaygı oluyor. Bölgede, Cibuti’deki askeri üste askeri faaliyetlerin daha dinamik hâle gelmesi bundan kaynaklanıyor.”

Rusya ve Çin geleneksel olarak bölgesel meselelerde “yıkıcı dış müdahalelere” karşı birleşiyor. İki ülke 2011’de BM Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya yönelik 1973 sayılı kararında çekimser kaldılar. Muammer Kaddafi’nin devrilmesini sağlayan bu karar, milyarlarca dolarlık yatırımların, jeopolitik kazanımların kaybı anlamına geldi. Bu acı ders, iki ülkeyi Batı’nın siyasi baskı ve askeri eylem politikalarına karşı daha proaktif olmaya itti. Yine de bunun daha etkili nasıl yapılacağı konusunda iki ülke tam anlamıyla aynı çizgide değil.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping geçtiğimiz aylarda Pekin’de 21 Arap ülkesinin temsilcileriyle düzenlenen toplantıda Orta Doğu’daki güvenlik sorunlarının çözümünde kalkınmanın “kilit” olduğunu belirtti. Başkan bölgedeki ekonomik büyümeyi canlandırmak için “petrol-gaz ve fazlası” diye tarif ettiği model kapsamında Orta Doğu ülkelerine 20 milyar dolar kredi ve yaklaşık 106 milyon dolar mali yardımdan oluşan bir paketin sözünü verdi. Rusya’nın yaklaşımı ise dinamik, çok taraflı diplomasinin güç gösterisiyle birleşimine dayanıyor.

Ruslar ayrıca statülerini kabul ettirmek için uğraşıyor ve bu da onları daha “yüksek perdeden” politika yürütmeye itiyor. Çin tarafı ise işlerini hâllederken çok daha düşük bir profil takınıyor. Ancak bu durum da yakın zamanda değişebilir. Kaşin Çin’in “arka planda hareket ettiğini” ve bölgedeki siyasi menfaatlerini hem ekonomik araçlarla hem de Rusya’ya aşamalı destek vererek kovaladığını söylüyor. Kaşin’e göre Suriye, Çin için ekonomik açıdan o kadar önemli olmayabilir ama Çin’in genel bölgesel siyasetinin inşasında kritik önem taşıyor.

Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nde bugüne kadar veto ettiği Suriye konulu 12 kararın altısında Çin Rusya’nın yanında yer aldı.

Rusya bölgenin yeni güvenlik garantörü olarak imaj oluştururken Çin kredi için çalınacak kapı, kalkınma ve büyüme kaynağı olarak algılanıyor. İki ülke partner olarak kendi avantajlarına sahipken ikisi de potansiyel hegemon olarak korku salıyor ve “dış güç” olarak güvensizlik uyandırıyorlar.

Son olarak Rusya’nın da Çin’in de terör sorunu var. Putin’e göre 4 bin civarında Rusya vatandaşı ve diğer eski Sovyet cumhuriyetlerinden 5 bin kişi daha Suriye ve Irak’ta İslam Devleti ve Nusra Cephesi gibi radikal gruplara katıldı. Çin makamları ise Uygurlar nedeniyle endişeli. Ağırlıkla Müslüman olan, Türki bir dil konuşan ve genelde Çin’in batı ucundaki Şincan bölgesinde yaşayan Uygurların Suriye’deki çeşitli terörist örgütlerdeki sayısı 1000 ilâ 5000 arasında tahmin ediliyor. Radikallerin sayısı azalmış olsa da Rusya ve Çin’deki radikalleşme sorunu ne Rusya’nın Suriye müdahalesiyle ne de Çin’in Uygur politikasıyla tam anlamıyla çözülmüş değil. Bu da Moskova ve Pekin’in bu meseleye uzun vadeli dahil olacağı anlamına geliyor.

Kaşin’in bu konudaki değerlendirmesi şöyle: “Çin siyasal İslam’a genel olarak olumsuz bakıyor ve laik rejimlerin korunmasını destekliyor. Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde siyasal İslam ve ayrılıkçılığı bastırmak için sert bir kampanya yürütüldüğü düşünülürse Çin’in Uygur göçmenlerinin faaliyetlerini ve Orta Doğu’da bunlara destek veren güçleri yakından izlemesi gerekiyor. Bu, Çin’in bilhassa Türkiye’yle ilişkilerinde rahatsız edici bir unsur zira Türkiye Uygur hareketiyle flört etmeye devam ediyor.”

Rusya ve Çin’in politikaları birbirini tamamlayan nitelikte değil ama ikisi de kendilerine göre sebeplerle Orta Doğu’daki oyuncularla istikrarlı ilişkiler istiyor. Buna karşılık bölgedeki devletler de kendilerini sağlama almak, imkânlarını çeşitlendirmek ve kendi menfaatlerini kovalamak için hem Rusya’ya hem Çin’e ihtiyaç duyabilir.

Bölgesel devletlerle askeri-teknik iş birliği konusunda Moskova’yla Pekin arasındaki anlaşmazlıkları önemsiz bulan Kaşin, Çin’in bu alanda Rusya’yla yakınlaşmaya özel ilgi duyduğunu savundu.

Kaşin sözlerini şöyle tamamladı: “Çin bazı alanlarda gerçekten de Rusya’nın rakibi ama bunlar genelde muharip insansız hava araçları gibi Rusya’nın zayıf olduğu alanlar. Rusya ekonomi alanında Çin’e kesinlikle meydan okuyamaz, burada iki farklı sıklet söz konusu. Ayrıca, Rusya’nın ilgilendiği alanlar Çin’i çok fazla ilgilendirmiyor. Siyasi nüfuz bakımından ise Pekin Moskova’nın gerisinde. Kamuoyu Müslümanlara baskı bağlamında iyice Çin’in aleyhine dönebilir ki ABD de bu söylemi aktif şekilde destekliyor. Dolayısıyla Çin’in Orta Doğu’da Rusya’yla daha ileri bir iş birliği yapma isteği artıyor olabilir.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Rus etkisi

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept