Gulf Pulse

Suudi Arabistan’ın istikrarı son 50 yılın en kırılgan noktasında

By
p
Article Summary
Son yarım yüzyılda en kırılgan dönemini yaşayan Suudi Arabistan, istikrarını korumak için Yemen’de yürüttüğü pahalı savaşa son vermeli. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suudi Arabistan’ın istikrarı giderek daha kırılgan hale gelirken genç veliaht prensin muhakeme yeteneği ve kabiliyeti de giderek kuşku uyandırıyor. Muhammed Bin Selman’ın içeride ve dışarıda fevri, pervasız kararlarla dolu karnesi, krallığın geleceğine dair soru işaretleri doğuruyor.

Suudi Arabistan Krallığı’nın istikrarı son yarım yüzyılda hiçbir zaman ciddi soru işaretlerine neden olmamıştı. Kral Faysal’ın kifayetsiz ve yolsuz kardeşi Suud’u tahttan indirdiği 1964 yılından itibaren tahta çıkış sırası net ve tartışmasız oldu. Faysal döneminde ekonomi büyüdü. Faysal’ın 1973’te devreye soktuğu petrol ambargosu petrol fiyatlarının fırlamasına yol açtı ve bu da ekonomik büyümede özellikle etkili oldu. Faysal’ın suikasta kurban gitmesi bile istikrarı bozmadı. Bir grup fanatiğin 1979’da Mekke’de Mescid-i Haram’ı ele geçirmesi de ülkenin istikrarını zedelemedi. 21. yüzyılın başlarında ise krallık, Usame Bin Ladin ve El Kaide’nin kararlı saldırısıyla karşı karşıya kaldı ancak Prens Muhammed Bin Nayif yönetimindeki güvenlik birimleri etkili oldu ve bu tehdidi geri püskürttü.

Arap Baharı bile krallığın istikrarına somut olarak fazla etkide bulunmadı. Kral Abdullah olası bir muhalefet dalgasını önlemek için maaş artışları ile yardımlara 130 milyar dolar tahsis etti. Sıkıntı çıkması ihtimal dışı değildi ama kraliyet ailesi Abdullah’ın arkasında birleşmişti. Körfez devletlerinde sükûnetin sürmesini isteyen Suudiler, Bahreyn’e asker gönderdiler. Suudi birlikleri hâlâ adada.

Kral Selman Bin Abdülaziz El Suud’un 2015’te tahta çıkışı da sorunsuz gerçekleşti. Kral’ın baba bir ana ayrı kardeşi olan Prens Mükrin tahtın birinci varisi oldu. Bugün Mükrin de Muhammed Bin Nayif de herhangi bir gerekçe gösterilmeden veraset sırasından çıkarılmış durumda. Taht sırasında şimdi Kral’ın oğlu var. Üçüncü sıra ise boş. Veliaht Prens’e bir vekil belirlenmiş değil. Bu değişiklikler ailenin önemli kesimlerinde rahatsızlık yaratıyor.

Veliaht Prens’in damgasını vurduğu en önemli siyasi girişim Yemen’deki savaş oldu. Kraliyetin kıdemli isimlerinden Prens Ahmed Bin Abdülaziz eylülde Londra’da verdiği mülakatta savaştan dolayı açık açık Muhammed Bin Selman’ı suçladı. Kral’ın baba bir ana ayrı kardeşi olan Ahmed, krallığın kurucusu İbn Suud’un da oğlu. Prensin mülakat videosu krallıkta paylaşım rekorları kırdı. Zira Ahmed savaş hakkında pek çok kişinin fısıltıyla söylediklerini kamuoyunda telaffuz etmişti.

Ufukta dördüncü yılına giren savaşın sonu görünmüyor. Husiler sınırda 60 binden fazla roket atarak onlarca Suudi köyünün boşalmasına sebep oldu, ayrıca Riyad dâhil Suudi kentlerine yaklaşık 200 balistik füze attı. Suudi Kraliyet Hava Kuvvetleri ise müttefikleriyle birlikte Yemen’in cılız altyapısını çökertti, sivillere yönelik onlarca saldırı düzenledi. Bir gözlemcinin deyimiyle Yemen bugün “ölüm hattında.”

Birleşmiş Milletler’in eylülde yaptığı açıklamaya göre Yemen halkının dörtte üçü yetersiz beslenme ve hastalık riskiyle karşı karşıya. Sekiz milyon kişi bir sonraki öğününü nereden bulacağını bilmiyor. Aşırı gıda yetersizliği ile yaşam riskini ifade eden bu kategoriye çok yakında 5 milyon insan daha dâhil olabilir. Suudilerin uyguladığı abluka, savunma bakanı da olan Muhammed Bin Selman'ın stratejisi. Dolayısıyla kendisi bunun sonuçlarından sorumlu tutulmayı hak ediyor. Savaş Suudilere karşı dünya çapında tepki doğuruyor.

Katar’a uygulanan abluka Veliaht Prens’in dış siyasette yaşadığı bir başka hezimet. Reformcu bir din adamı ablukayı eleştirdiği için tutuklandı ve idam riskiyle karşı karşıya. Körfez İşbirliği Konseyi çökmüş sayılır.

İran’ın Ahvaz kentinde 22 Eylül’de meydana gelen saldırıda Suudilerin parmağı olduğu iddiası çokça dillendiriliyor. Veliaht Prens İran’la İran topraklarında mücadele etmek istediğini söylemişti. Ahvaz saldırısının hem bölgede hem Suudi Arabistan’da mezhepsel gerilimi körükleyeceği muhakkak.

Geçtiğimiz sonbaharda önemli Suudi isimlerin derdest edilip Ritz-Carlton’da tutulması ise sermaye kaçışına ve yabancı yatırımların azalmasına neden oldu. Ekonomiye ve prensin ekonomik konulardaki yaklaşımına güven azalıyor. Prensin başlıca projelerinden biri olan ARAMCO’yu yatırımcılara açma projesi de ölmüş durumda, hem de prensin eliyle. Prens kim olursa olsun bağımsız sesleri tutuklatıyor, kendi girişimi olan kadınların araba kullanmasını destekleyenleri bile...

Prensin can güvenliğinden endişe ettiği ve pek çok zaman Cidde’de demirli olan yarım milyar dolarlık yatında gecelediği söyleniyor. Bir futbol sahasından daha uzun olan ve pek çok lükse sahip bu yat, adeta yüzen bir saray. Aynı zamanda potansiyel bir kaçış aracı.

Babası tahtta kaldığı sürece Veliaht Prens muhtemelen tahtın en güçlü varisi olmaya devam edecek. Kral yakın bir zamanda ve aniden vefat ederse yeni kralın tahta çıkışı kavgalı, hatta şiddet dolu bir süreç olabilir. Daha başarılı bir siyasetle Kral’ın meşruiyeti zaman içinde oğluna geçebilir. Ama şimdi değil.

Suudi Arabistan’ın istikrarı, John F. Kennedy’den bu yana ABD başkanları için ciddi bir kaygı konusu olmadı. Ancak bugün olması gerekir. Krallık 50 yıl boyunca öngörülebilir ve istikrarlı bir ülke oldu. Veraset sırası net bir şekilde biliniyordu ki bu, siyasi sağlık açısından tüm monarşiler için kritik öneme haiz.

Suudi Arabistan’a açık çek veren Trump yönetimi, Yemen savaşında da Suudileri destekliyor. Beyaz Saray Veliaht Prens’i övüp pohpohluyor. Bu, aptalca ve tehlikeli bir yaklaşım.

Suudiler Yemen savaşını bitirmek için hem ABD’nin desteğine hem de uluslararası desteğe muhtaç. Savaş Suudi Arabistan’a ayda 5 milyar dolara mâl oluyor, krallığın istikrarını aşındırıyor. Bataklığa dönüşen bu savaşı korkunç bir insani bedel pahasına kazanmak için Veliaht Prens itibarını ortaya koymuş durumda. Prens’in Amerikalı dostları bu felaketin onurlu bir çıkışla ama her şeyden önce hızlı bir şekilde sonlanması için çalışmalı.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept