İsrail'in Nabzı

ABD’nin Golan’ı tanıması İsrail’e niçin zarar verebilir?

By
p
Article Summary
Golan Tepeleri’nin İsrail toprağı olarak tanınması için sarf edilen gayretler ABD’de bazı çevrelerden destek alsa da böyle bir karar İsrail-Suriye barışına ciddi bir engel teşkil eder. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, geçtiğimiz günlerde ABD Kongresi’nde Golan Tepeleri’nin İsrail toprağı olarak tanınması için girişim başlattı. Mayıs ayında ABD Büyükelçiliği de Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmıştı. Bedeli olsa da İsrail için önemli olan bu kararın aksine Golan’ın tanınması anlamsız bir jest olur ve İsrail bir gün Suriye’yle masaya oturduğunda hiçbir önem arz etmez.

Öte yandan böyle bir karar İsrail’e anında zarar verme potansiyeli taşır. Kararla birlikte boykotlar başlar, Arap dünyasından kınamalar gelir, Batılı devletler de ABD’nin girişimini reddettiklerini göstermek için görünür bazı adımlar atar. Benjamin Netanyahu hükümeti, İsrail sağına güçlü destek veren mevcut ABD yönetiminden çok daha önemli kazanımlar sağlamaya çalışabilir. Örneğin bir savunma anlaşması, Washington’un bugün yanlış alanlarda verdiği destekten çok daha anlamlı olur.

Golan Tepeleri’nin yeniden manşetlere çıkması, mayıs başında İranlı güçlerin İsrail’e roket atması ve Suriye sınırının tekrar ısınmasıyla oldu. Gerilimin nedeni olarak bölgede Suriye ordusunun yanı sıra İran Devrim Muhafızları ve çeşitli İranlı milislerin bulunması, ayrıca çok geçici bir süre için de olsa ABD’li askerlerin varlığı ve bölgedeki çatışmalara Hizbullah’ın dâhil olması gösteriliyor.

İsrail’in 1967 Altı Gün Savaşı’nda ele geçirdiği Golan Tepeleri o günden beri karar vericilerin gündeminde. Golan’daki savaşta yer almış bir İsrailli olarak bölgeye bağlılık duyuyorum. Ama 2002 Arap Barış Girişimi temelinde Arap dünyasıyla ilişkilerin tam anlamıyla normalleşmesi için İsrail’in buradan çekilmesine hazırım.

Altı Gün Savaşı’ndan tam bir hafta sonra 19 Haziran 1967’de toplanan bakanlar, savaş öncesindeki sınır temelinde ve İsrail’in güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda Suriye’yle çözüm arama kararı vermişti. Ancak 1 Eylül 1967’de Sudan’ın başkenti Hartum’da toplanan Arap Birliği’nin aldığı karar Eşkol hükümetini başlangıçtaki niyetinden vazgeçirdi. “Üç Hayır” kararı diye anılan bu kararda İsrail’in tanınmasına, İsrail’le müzakerelere ve İsrail’le barış anlaşmasına “hayır” deniyordu. Buna rağmen 1978-79 yıllarında Mısır’la, 1990’larda ve 2000’li yılların başında Suriye’yle yapılan müzakerelerde İsrail her iki ülkeyle başlangıçtaki ilkeler çerçevesinde barış anlaşması yapmaya istekli oldu.

1975’te Mısır’la mütareke görüşmeleri sürerken ABD Başkanı Gerald Ford, Başbakan Yitzhak Rabin’e gönderdiği gizli mektupta ABD’nin İsrail-Suriye sınırına ilişkin tutum belirleyeceği zaman “Suriye’yle yapılacak herhangi bir barış anlaşmasında Golan Tepeleri’nin İsrail’de kalması gerektiği yönündeki İsrail pozisyonuna ciddi ağırlık vereceğini” söyledi.

Mektup daha sonra kamuoyuna açıklandı ama Ford’un İsrail’e verdiği başka bir taahhüt çok daha önemliydi. Buna göre FKÖ İsrail’i tanımadığı sürece muhatap kabul edilmeyecekti. İsrail pozisyonuna ağırlık verme gibi tuhaf bir taahhüt bile o dönem kâğıda dökülebilmişti.

Aralık 1981’de dönemin Başbakanı Menahem Begin, aynı yılın mart ayında Mısır’la barış anlaşmasının imzalanması ile bu anlaşmanın kademeli olarak hayata geçirilmesi arasında oluşan fırsat penceresinden yararlanarak Golan’ı İsrail hukukuna tabi kılan yasayı çıkardı. Yasa Knesset’ten rekor bir hızla geçse de hiçbir ülke tarafından kabul görmedi. Bu arada İsrail, Golan’ın daha önce bütünüyle Suriye’nin egemenliğinde olduğunu reddetmiyordu. Yasanın Knesset’teki görüşmeleri sırasında hükümetin resmi temsilcisi de bu yönde konuşuyor, Golan’ın akıbeti konusunda Suriye’yle bir gün masaya oturulacaksa yasanın buna engel olmayacağını savunuyordu.

Ekim 1991’deki Madrid Konferansı Suriye ile İsrail arasında doğrudan görüşmelerin yolunu açtı ama fazla mesafe alınamadı. Ta ki haziran 1992’de başbakan olan Rabin’in görüşmeleri canlandırma kararına kadar. Clinton yönetimi, Rabin’e hem Suriye hem Filistin kulvarında tarihi anlaşmalar sağlamanın zor olacağını, bu zorluklardan dolayı ve Suriye’yle sağlanacak barış anlaşmasının jeostratejik etkileri nedeniyle Suriye kulvarını tercih ettiğini bildirdi.

Nitekim Suriye kulvarında işler hızla ilerliyormuş gibi görünüyordu. Bir noktada Rabin, ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher’a Suriye İsrail’in güvenlikle ilgili koşullarını karşılarsa Golan’dan çekileceği sözünü verdi ve Christopher da bu sözü Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esad’a iletti. Ancak bu söz hiçbir resmi hükümet platformunda dile getirilmemişti. Rabin’in 1995’te suikasta uğramasının ardından başbakan olan Şimon Peres, böyle bir söz verildiğini Rabin’in cenazesi için İsrail’e gelen ABD Başkanı Bill Clinton’dan öğrendi. Peres Rabin’in taahhüdüne uyacağını söyledi ama Suriye’yle görüşmeler yeniden başladığında herhangi bir anlaşmaya varılamadı.

Netanyahu da Filistin kulvarı yerine Suriye kulvarını tercih etti ve Amerikalı dostu iş adamı Ronald Lauder’in aracılığıyla Suriye’yle anlaşmaya çalıştı. Esad’la 1998’de yapılan bir dizi temassın ardından Netanyahu Golan’dan çekilmeyi öngören bir ilke mutabakatı iletti. Ancak bu girişim de Netanyahu’nun o dönem dışişleri bakanı olan Ariel Şaron’u haberdar etmesiyle suya düştü.

Bir yıl sonra yeni Başbakan Ehud Barak da Rabin’in sözü doğrultusunda Esad rejimiyle mutabakata varmaya çalıştı. Bu defa görüşmeler doğrudan yapıldı. Clinton, Barak ve Suriye Dışişleri Bakanı Faruk El Şara ocak 1999’da Shepherdstown, West Virginia’da bir araya geldiler. Bu görüşmeden sonuç alınamasa da yeni görüşmelere açık kapı bırakıldı. Ne var ki Esad’ın 2000 yılındaki ölümüne kadar yeni görüşmeler yapılamadı. Daha sonra Başbakan Ehud Olmert Türkiye’nin aracılığıyla Beşar Esad’la anlaşmaya çalıştı ama bu girişim de sonuçsuz kaldı.

Sonuç olarak sağcı veya solcu olsun İsrail’de bir başbakan Suriye’yle uzlaşma iradesi ortaya koyarsa, Filistinliler ve Suriye’yle barış karşılığında tüm Arap dünyasıyla normalleşme vaat eden 2002 Arap Barış Girişimi’ni hayata geçirmek isterse ABD’nin kabul ettiği hiçbir karar buna engel olamaz. Aynı şekilde barış yönünde herhangi bir müzakere olmazsa ABD’nin alacağı hiçbir karar ne Arap ülkeleri ne dünya nezdinde İsrail’in Golan’daki kontrolünü meşrulaştıramaz. Böyle bir karar anlamsız bir jest olur ve gereksiz zararlar verir. Dolayısıyla bu girişimin daha fazla ilerlemeden durdurulması isabetli olur.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Yossi Beilin has served in various positions in the Knesset and in Israeli government posts, the last of which was justice and religious affairs minister. After resigning from the Labor Party, Beilin headed Meretz. He was involved in initiating the Oslo process, the Beilin-Abu Mazen agreement, the Geneva Initiative and Birthright.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept