Rusya ve Orta Doğu

Gerginlik tırmanırken İran ve İsrail’in gözü Rusya’da

By
p
Article Summary
Suriye’deki gerginlik giderek tırmanırken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İsrail ile Tahran arasında oynadığı aracılık rolü giderek önem kazanıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

MOSKOVA — Bu hafta, iki gününe peşi sıra iki önemli gelişme sığdırdı: İsrail Suriye’deki İran hedeflerini vurdu ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu 9 Mayıs’ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Moskova’da samimi bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşme, ABD’nin İran nükleer anlaşmasından çekildiğini açıklamasının üstünden 24 saat bile geçmeden Rusya’nın İran-İsrail gerginliğini yatıştırmak için devreye girdiğine dair haberlerin üzerine gerçekleşti.

İsrail’in 8 Mayıs’ta El Kisva’da bulunan Suriye’ye ait bir askeri üsteki İran hedeflerini bombaladığı, 10 Mayıs’ta da Suriye’nin muhtelif bölgelerindeki İran hedeflerine topyekûn bir saldırı düzenlediği bildirildi. İsrail saldırıların İran’ın Golan Tepeleri’ne yönelik bombardımanına cevaben gerçekleştirildiğini açıkladı.

Ziyaretin zamanlaması da manidardı. Zira İsrail için bölgede bir dizi önemli gelişme söz konusu: 6 Mayıs’ta Lübnan’da yapılan parlamento seçimlerini Hizbullah ve müttefikleri kazandı, 14 Mayıs’ta ABD büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacak, 15 Mayıs’ta Filistinlilerin 1948’de İsrail tarafından topraklarından kovulmalarının yıl dönümü olan Nakba Günü anılacak, 16 Mayıs’ta Guatemala Kudüs’te bir büyükelçilik açarak ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının uluslararası toplumda kabul edilirliğini güçlendirecek.

Böylesi kaotik bir ortamda Rusya’nın topyekûn desteği olmasa bile en azından “dostça tarafsızlığını” kazanmak Netanyahu için önemliydi. Netanyahu Putin’i ayartmak için daha iyi bir tarih seçemezdi: Sovyetlerin İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya’sına karşı kazandığı zaferin yıl dönümü olan ve Rusya’da son derece önemli bir bayram addedilen Zafer Bayramı kutlamaları. İsrail Parlamentosu Knesset, temmuz 2017’de 9 Mayıs’ın Rusya’nın yanı sıra İsrail’de de bayram olarak kutlanmasını kararlaştırmıştı. ABD de dâhil diğer ülkeler ise bu zaferi başka tarihlerde kutluyor.

Putin de Netanyahu’nun ziyaretinden ve Kızıl Meydan’da düzenlenen geçit törenine Netanyahu ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ile birlikte katılmaktan son derece memnundu.

Rus lider törende yaptığı konuşmada Netanyahu’ya şöyle teşekkür etti: “Zafer Günü’nde Moskova’ya gelme imkânı bulduğu için bir kez daha minnettarlığımı ifade etmek istiyorum. (...) İsraillilerin ve genel olarak tüm Yahudilerin savaş hatıralarına ne kadar duyarlı olduklarını biliyoruz ve bu bizi birçok noktada birleştiren bir duyarlılık.”

Rus tarafı da Netanyahu’nun ziyaretine sembolik bir jestle yanıt verdi. Kremlin tören sırasında Putin ve Netanyahu’nun arasına Auschwitz toplama kampının kurtarılmasında görev alan bir gaziyi oturttu. Netanyahu tören konuşmasında şöyle dedi: “Bu askerler tarafından yapılan fedakârlıkları bir saniye bile unutmamalıyız. (...) Onlar tüm Rus halkını temsil ediyorlar ve içlerinden neredeyse yarıya yakını da savaşa katılan Yahudilerdi.”

Bu göndermeyle konuyu Rusya’ya sebebi ziyaretine getiren Netanyahu şöyle devam etti: “Bu önemli tarih dersini bir saniye bile aklımızdan çıkarmıyoruz: Katil bir ideoloji ortaya çıktığında her şey için çok geç olmadan karşı saldırıya geçmek zorundayız. (...) Holocaust’un üzerinden 73 yıl geçmiş olmasına rağmen Orta Doğu’daki bir ülke, İran, halen açıkça İsrail devletinin yok edilmesini istiyor.”

Putin-Netanyahu görüşmesinin içeriğine vakıf bir Kremlin kaynağının Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre İsrail Başbakanı’nın gündeminde Rus tarafına ısrarla iletilmesi gereken bir dizi konu vardı. İsminin açıklanmaması kaydıyla konuşan kaynak, gündemin birinci maddesinde görece daha az önem arz eden Rusya’nın Suriye’ye S-300 füze sistemi satma planının olduğunu söyledi. İsrail, Netanyahu’nun ziyaretinden önce de bu satışa sıcak bakmadığını Moskova’ya iletmişti.

İlk etapta satıştan vazgeçebileceği mesajını veren Moskova ise geçen ay ABD öncülüğünde gerçekleştirilen Suriye saldırılarının ardından satışı yeniden gündeme getirmişti. Çoğu gözlemci Rusya’nın saldırıların ardından yaptığı son derece sert açıklamayı satışın kesinleşeceği şeklinde yorumlasa da Moskova bu seçeneği muhtemelen hem yeni saldırılara karşı hem de İsrail ya da ABD ile müzakerelerde caydırıcı bir koz addediyor.

Dahası Moskova S-300’lerin satışında karar kılsa bile İsrail, sistemin kontrolü Rusya’da olduğu müddetçe konuyu fazla büyütmeyebilir. Ancak füzelerin kontrolü Suriye ordusuna verilirse İsrail’in yanıtı da muhtemelen oldukça sert olur.

Nitekim İsrail’in eski Savunma Bakanı Moshe Yalon da konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Suriye’nin tüm hava savunma sistemi Sovyet ve Rus yapımı silahlardan ibaret. S-300 ise daha güçlü bir sistem ve Suriye’nin buna sahip olmasını istemeyiz. S-300’lere vereceğimiz yanıt konusunda hazırlıklı olacağız.”

2013’ten 2016 mayısa kadar İsrail Savunma Bakanı olarak görev yapan Yalon, Rusya’nın Suriye’deki Hmeynin Hava Üssü ile Tel Aviv’deki Kirya Komuta Merkezi arasında bir “kırmızı hat” kurulduğunu da bildirdi. Yalon Rusya’nın Suriye’ye müdahalesinin hemen akabinde kurulan hattın oluşturulmasına yardımcı olan isimlerden biri. Yalon hattın olası vahim olayları önlemek amacıyla kurulduğunu da ekledi.

Ancak hattın Rusya ve İsrail’in Suriye’deki faaliyetlerinin eşgüdümü için kullanılmadığını belirten Yalon şöyle konuştu: “Tüm eylemlerimizi koordine etmiyoruz. Suriye’ye ait bir Su-24 ile Rus Su-24’ü arasındaki farkı ayırt edebiliyoruz, Ruslar da edebiliyor. Rus Genelkurmayı’nı saldırı hazırlıklarımızdan da haberdar etmiyoruz. Onlar bizim yolumuza çıkmıyorlar, biz de onların yoluna çıkmıyoruz.”

Rusya’nın İran ile ilişkileri düşünüldüğünde bu, İsrail’in işine gelen bir işleyiş. Nitekim Putin-Netanyahu görüşmesinin ikinci önemli konusu da bu oldu. Netanyahu İran’ın nükleer arşivlerine dair istediği etkiyi yaratmayan son açıklamasında dile getirdiği savların çoğunu Putin’e de iletti. Netanyahu açıklamasında şöyle demişti: “İran’ın uluslararası toplumdan yıllarca sakladığı nükleer arşivleri gizli nükleer silah programının yeni ve somut bir kanıtıdır.”

Netanyahu, Rusya’yı ABD’nin Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan (OKEP) çekilmesine yönelik muhalefetten vazgeçiremeyeceğini biliyor. Bu nedenle ABD Başkanı’nın OKEP’ten çekilmesi için haklı gerekçeler üretmeye çalışan Netanyahu Putin söz konusu olduğunda ise İran rejiminin ‘kötücül doğası”nı öne çıkararak saldırılarını meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu konuda Kremlin’i ikna etmek oldukça güç. Ancak Netanyahu İsrail’in kaygılarını Putin’le paylaşmanın iki açıdan olumlu olacağını düşünüyor: Ya Putin’i İran’ın Suriye’deki faaliyetleri konusunda daha kararlı bir tutum almaya sevk etmek ya da en azından Moskova’nın İsrail’in Suriye’de hatta belki de Lübnan’da Hizbullah’a karşı girişeceği eylemlere daha hoşgörülü yaklaşmasını sağlamak.

Kremlin kaynağına göre İsrail’in asıl kaygısı ABD’nin OKEP kararının ardından İran tehdidinin daha da ivedi bir hâl almış olması. İsrail ve İranlıların şikâyet ve kaygılarını dinlerken tam bir psikiyatr gibi hareket eden Rusya ise taraflara kaygılarını yatıştırmak için muhtelif reçeteler sunmaya çalışıyor. Bu ağır bir sorumluluk olsa da aynı zamanda Rusya’nın bölgesel politikaları için önemli bir siyasi kaynak.

Rusya’nın Suriye’ye ilişkin menfaatleri ne İsrail ne de İran ile tam olarak örtüşüyor, dolayısıyla taraf tutmak çok akıllıca değil. Öte yandan, taraflar Moskova’yı kendi tarafına çekmeye çalışırken Rusya’nın ikili ‘ölüm kalım’ meselelerinde çalınacak ‘tek kapı’ olduğu da daha çok anlaşılıyor. Dolayısıyla Putin, Netanyahu’nun kaygılarını paylaşsa ve sembolik jestlerinden memnuniyet duysa da bu, Şam ve Tahran’a kulak vermesine, onların da nabzını tutmasına engel değil. Yani yakın zamanda Suriye ya da İran’dan Rusya’ya üst düzey bir ziyaretçi sürpriz olmayacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
Bu bölümlerde bulundu: Savunma ve güvenlik iş birliği, Iran Deal

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept