Netanyahu’nun İran’la gerilimi yükseltme hesapları

By
p
Article Summary
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İran’ın geçmişteki nükleer programı hakkında “herkesçe bilinen sırrı” açıklayarak siyasi kazanım hesabı yapıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta resmi adı Ortak Kapsamlı Eylem Planı (OKEP) olan İran nükleer anlaşmasından ABD’nin çekilip çekilmeyeceğine karar verecek. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise son karar günü olan 12 Mayıs’ı beklerken 30 Nisan’da üçlü bir bahis oynadı ve yatırımını İran’la gerilimin yükseleceği ihtimaline yaptı.

İlk olarak İsrail F-15 uçakları Suriye’de İran menşeili 200 füzenin saklandığı bir depoyu vurdu ve saldırıda muhtemelen onlarca İranlı öldü. İkincisi İsrail parlamentosu Knesset, başbakan ve savunma bakanına olağanüstü koşullarda savaş ilan etme yetkisi veren yasayı kabul etti. Son olarak Netanyahu İran’ın nükleer programıyla ilgili MOSSAD’ın ele geçirdiği belgeleri açıkladı. Belgeler, İran’ın OKEP öncesinde yürüttüğü gizli nükleer programına dair yeni ayrıntılar ortaya koyuyor.

Mazal Mualem İsrail’deki havayı şöyle aktarıyor: “Netanyahu’nun kendisine büyük bir yetki veren ve iç güvenlik kabinesini zayıflatan yasayı niçin tam da bu dönemde acilen geçirmek istediği sorusu kamuoyunda derinlemesine ve ciddi bir şekilde tartışılmadı. Doğal olarak bu soru Netanyahu’nun yaptığı o çarpıcı sunumun gölgesinde kaldı.”

Ben Caspit ise sunumu şöyle değerlendiriyor: “Netanyahu düğün gününe hazırlanmış bir damat gibi görünüyordu. Dünyaya İran nükleer programının en karanlık sırlarını değil de iPhone’un son modelini anlatan bir Apple yöneticisi havasındaydı. Görünüşte İsrail yönetimi ve güvenlik güçleri için yine verimli bir gün olmuştu. Gerçekte ise İsrail ve İran Orta Doğu’da bir volkanın ağzında ölümcül bir dansı sürdürüyordu. Ağır bir vals şeklinde başlayan bu dans bir noktada çılgın bir kılıç dansına dönüşecek.”

Akiva Eldar’a göre başbakanın tavırlarının “ürkütücü” bir açıklaması olabilir. O da “Netanyahu’nun İran arşivlerini kullanarak kendisi ve eşine yönelik polis soruşturmalarını gündemden düşürmek istemesi”.

Öte yandan Netanyahu’nun belgeleri kamuoyuna açıklaması MOSSAD’ın gelecekteki İran operasyonlarını baltalamış olabilir. Yossi Beilin bu konuda şunları aktarıyor: “Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan eski bir üst düzey MOSSAD yetkilisine göre ifşaatın kuruma ağır bir bedeli olabilir. Çünkü bu ifşaat hem İranlıları hızla güvenlik açığını kapatmaya yöneltecek hem de ajanları ve operasyon prosedürlerini tehlikeye atacak.”

Beilin şöyle devam ediyor: “Netanyahu’nun hatası herkesçe bilinen bir sırrı ifşa etmesi oldu. İran yıllardır nükleer silah peşinde olmadığını, Saddam Hüseyin’in 1980’lerde İran’a karşı kimyasal silah kullanmasına atfen kendisinin de konvansiyonel olmayan silahlardan zarar gördüğünü ve nükleer silahların İslam diniyle bağdaşmadığını iddia ediyor. İran ayrıca nükleer çalışmaların 1979 İslam Devrimi’nden önce şah zamanında başladığını, barışçıl amaçlı nükleer enerjiye dönük bu çalışmalara ABD’nin o dönem destek verdiğini söylüyor. Gerçekte ise İran, muhtemelen ilk başta Saddam’a karşı, sonra da herkese karşı nükleer silah geliştirmeye başlamış ve tüm dünyayı kandırmaya çalışmıştı.”

Tüm bu gelişmeler bir süredir kısık ateşte süren İran-İsrail çatışmasının kızışacağı beklentisi yaratıyor. Caspit şöyle yazıyor: “ABD Başkanı Donald Trump 12 Mayıs’ta İran nükleer anlaşmasının kaderini belirleyecek kararı verecek. İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) İran’a karşı (mevcut) hareket özgürlüğü İran’ın 12 Mayıs’a kadar her türlü hareketini askıya almasıyla da açıklanabilir. Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin şu aralar istediği en son şey Orta Doğu’da İsrail’i hedef alan bir savaş. Dolayısıyla İsrail’in adeta her gün ipi biraz daha çekme ve çıtayı yükseltme lüksü var.”

Saeid Jafari ise İran’daki havayı şöyle aktarıyor: “ABD’nin verdiği sözleri tutmaması, Suriye’deki İsrail saldırıları ve ABD, Fransa ve İngiltere’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği füze saldırısı, İran’daki siyasi çevrelerde ülkenin füze programını Batı’yla müzakere etme konusunda son derece olumsuz bir hava yarattı. Bu olumsuz bakış sertlik yanlıları arasında daha yoğun hissedilse de görünen o ki ılımlı çevreler ve hatta Reformcular dahi böyle bir müzakerenin İran’ın kapasitesini zayıflatmak ve onu gelecekte daha savunmasız kılmak için kullanılacağına inanıyor. Trump’ın 12 Mayıs’ta nükleer anlaşmadan çekilmesi bu hissiyatı muhtemelen katbekat artıracak.”

İsrail’in İran’dan misilleme beklediğini aktaran Caspit ise şöyle yazıyor: “Suriye’de son dönemde İsrail’e atfedilen ve onlarca İranlı askerin ölümüyle sonuçlandığı sanılan saldırıların ardından IDF şimdi İran’dan gelecek yanıta hazırlanıyor. İsrail buna nasıl cevap vereceğini belirlemek zorunda. İstihbarat değerlendirmelerine göre İran İsrail’in verdiği zararla ölçüşecek, İsrail’in kullandığı yöntemlere benzeyen bir misilleme deneyecek. Başka bir deyişle İsrail’e ait askeri bir hedefe saldıracak, üniformalı askerlere zayiat verdirtmeye çalışacak. Böyle bir durumda İsrail İran’ın yanıtını mümkün olduğunca önleyip durum daha da kötüye gitmesin diye ölçülü bir cevap mı verir? Her şey saldırının şekline bağlı. Suriye’deki İran hedeflerine mi misilleme yapılır yoksa doğrudan İran topraklarına mı? Bu soru hâlâ kararı verilememiş, büyük bir tartışmanın özünde yatıyor. (...) Al-Monitor’un daha önce aktardığı gibi İsrail kabinesinin bazı üyeleri, İran’a karşı epeydir düşük ateşte tutulan bu savaşı doğrudan İran topraklarına taşımayı savunuyor. Başka bir deyişle İsrail’de bir yerler havaya uçarsa Tahran’da da bir şeyler havaya uçmalı. Amaç, İran’ı Hizbullah, Suriye lideri Beşar Esad, Şii milisler gibi çeşitli bölgesel ‘vekiller’ arkasına saklanamayacak duruma getirmek.”

Yakından izlenmesi gereken bir başka konu da Lübnan’daki parlamento seçimlerinin sonucu. Bu yazının yayıma girdiği saatlerde sandıklar henüz açılmamıştı. Joe Macaron seçimlerin arifesinde şu tespitlerde bulunmuştu: “Hizbullah, parlamentodaki desteğini artırmak için ilk kez Lübnan genelinde aday gösterdi. Hizbullah ve Emel Hareketi’nden oluşan Şii ittifakı, şahin isimleri aday göstererek Hariri ile siyasi çatışmanın yeniden alevlenmesi ihtimaline karşı hazırlık yapıyor. Hizbullah bu seçimleri Lübnan’da zorla meşruiyet sağlamadığını gösterme fırsatı olarak görüyor. Dolayısıyla hedef sadece net bir zafer kazanmak değil, toplumsal ve ekonomik hoşnutsuzluğun arttığı Şii ağırlıklı bölgelerde iyi bir katılım oranı sağlamak. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah yolsuzluğu ilk kez ana seçim konuları arasına alarak Hizbullah’ın yönetimdeki rolünü artırma çabalarında yeni bir aşamaya zemin hazırladı.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: iranian nuclear issue, mossad, lebanese domestic politics, donald trump, benjamin netanyahu, iranian-israeli conflict, jcpoa, hezbollah
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept