İslamcılardan sonra “ülkücü mücahitler”

Türkiye’nin yönlendirmesiyle Suriye’deki savaşın parçasına dönüşen Türkmenler ülkücüleri de cepheye çekiyor.

al-monitor .
Fehim Taştekin

Fehim Taştekin

@fehimtastekin

İşlenmiş konular

turkmen, turkish influence in syria, turkey’s syria policy, syrian civil war, nationalist action party, mhp, jihadists, akp

Şub 3, 2016

Türkiye’de büyük oranda İslamcıların angaje olduğu Suriye’deki savaş Türk milliyetçilerini de içine çekti. Ülkücü hareketin ana gövdesi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve partinin gençlik kolları Ülkü Ocakları, son zamanlarda cephede dikkat çeken bazı kayıplar verdi. Ülkücü kesimde daha fazla “Müslüman” kimliğini öne çıkartan Büyük Birlik Partisi’ne (BBP) bağlı Alperenler Ocakları da ziyadesiyle Suriye’deki savaşla ilgili hale geldi.

Ülkücü kesimin Suriye’ye savaşçı göndermesinin nedeni son zamanlarda Rus hava operasyonlarıyla daha da atış menziline giren Suriyeli Türkmenler. Rusya’nın 30 Eylül 2015’te savaşa doğrudan müdahil olmasının ardından Lazkiye kırsalında Bayır-Bucak Türkmen bölgesine yönelik operasyonlar artınca AKP hükümeti Türkmen hassasiyetini köpürttü. Bu tür bir propagandanın karşılık bulduğu kesimlerin başında ülkücüler geliyor.

Türkiye’nin İslamcıları Afganistan’dan Çeçenya’ya, Bosna’dan Kosova’ya birçok cephede “cihat” uğruna savaşların parçası olageldi. Ancak Çeçenya’nın özgürlük mücadelesine kıyısından köşesinden ilgi göstermiş olsalar da ülkücüler Türkiye sınırları dışında bu tür bir maceraya ilk kez katılıyorlar. Tabi buna, derin devletin Azerbaycan gibi yerlerde örtülü operasyonlarında yer alan ülkücüleri dâhil etmiyoruz.

Suriye’de savaşan ülkücüler son olarak iki aydır Bayır-Bucak’taki Türkmen Dağı’nda savaşan MHP Fatih İlçe Başkan Yardımcısı İbrahim Küçük’ün Rus uçaklarının bombardımanında ölmesi üzerine gündeme geldi. Cenaze namazını Cübbeli Ahmet Hoca diye bilinen Nakşi-Halidi cemaati lideri Ahmet Ünlü’nün kıldırması, merasime Oktay Vural, Celal Adan ve Meral Akşener gibi MHP’li üst düzey isimlerin katılması ülkücülerin verdiği kaybı daha da dikkat çekici hale getirdi. Daha çarpıcı olan ise Türkiye’nin 24 Kasım 2015’te düşürdüğü Rus uçağından atlayan pilot Oleg Peşkov'u öldüren Elazığlı Türk vatandaşı Alparslan Çelik’in de cenazede arz-ı endam etmesiydi.

Türkiye’nin yönlendirmesiyle Suriye yönetimine karşı organize edilen Türkmen tugaylar Yavuz Sultan Selim, Abdülhamid Han, Fatih Sultan Mehmet, Sultan Süleyman, Sultan Murat gibi Osmanlı padişahlarının adını alırken Türkmen bölgeleriyle ilgili söylem de haliyle “Osmanlı topraklarını koruma” ya da “vatan savunması” propagandasına dönüşüyor. Yabancı bir gücün işgalinden bahseder gibi! Örgütlere verilen isimler ve sloganlar Erdoğan’ın “Yeni Osmanlı” özlemlerinin birer izdüşümü gibi! İbrahim Küçük’ün ölüm haberi de sosyal medyada şöyle duyuruldu: “Türkmen Dağı’nda katıldığı vatan savunmasında şehit olmuştur.”

Türk medyasının “Rus istihbaratının hedefindeki adam” diyerek peşinden koştuğu İkinci Sahil Tümeni’nin komutanlarından Alparslan Çelik’in argümanı farklı değildi: “Atalarımızdan yadigâr kalan topraklar bugün Rus bombardımanı altında. Tüm köylerimiz neredeyse Rusların eline geçti.”

MHP’li bir aileden gelen ve Ülkü Ocakları’nda yöneticilik yapmış olan Çelik’in emrinde savaşa katılan İstanbul Ülkü Ocakları yöneticisi Burak Mişinci de vardı. Mişinci’nin Temmuz 2015’te İstanbul’daki cenaze törenine Milletvekili Meral Akşener’in yanı sıra Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım, MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Kurtuluş Bozkurt ve İstanbul Alperen Ocakları Başkanı Kürşat Mican katılmıştı.

Cenazelere üst düzeyde gösterilen katılım parti yönetimimin de bu mücadeleyi sahiplendiği sonucuna yol açıyor. Sadece Ülkü Ocakları değil MHP’nin yönetim kadrolarından da bazı kişilerin Suriye cephesine gittiği ortaya çıktı. İstanbul’da MHP Esenler İlçe Başkanı Suat Yılmaz ile Bağcılar İlçe Başkanı Onur Yeşil, Türkmen Dağı’nda silahlarıyla birlikte çektirdikleri fotoğrafları sosyal medyada paylaştı.

Suriye’de çatışmalar başladığından beri Türkiye’nin bölgeye müdahale aracı olarak İslamcılar öne çıktı. Mart 2014’te Giresun Ülkü Ocakları Eski Başkanı Selami Aynur’un Halep’te öldürüldüğüne dair haber kafaları karıştırmıştı. Cenaze üst düzey katılım ve yoğun bir kalabalıkla kaldırıldı. Suriyeli Türkmen temsilciler Aynur’un ailesine taziyeye giderek ‘reis’e vefalı olduklarını gösterdi.

Ardından Türkmenlerin silahlanmasında MİT ile yakın çalışan Türkmen Şehitleri Tugayı Komutanı Adil Orli’nin 2014’te İstanbul’da MHP’li yerel yöneticilerle buluşması herkesi şaşırtmıştı. Orli ve ülkücülerin birlikte verdiği poz, 17 Nisan 2014’te İstanbul’da Pendik’te çekilmişti. Bir diğer poz 19 Nisan 2014’te İstanbul Kartal’da çekilmişti. 14 Nisan 2014’te Orhangazi Ülkü Ocağı’nın Bayır-Bucak bölgesine gönderdiği insani yardım malzemeleriyle ilgili görüntüde de Orli vardı.

Türkiye’den giden ülkücüler özellikle İkinci Sahil Tümeni’nde yoğunlaştı. Bu tümenin oluşmasında Türkiye’nin birinci derecede rolü bulunuyor. Türkmen Dağı Tugayı, Muntasır Billah, Fatih Mehmet Sultan Taburu, Yavuz Sultan Selim Tugayı, 1071 Akıncılar ve Sultan Murad Tugayı gibi örgütler Temmuz 2015’te Ankara’da toplanarak ortak çatı altında buluşmuştu. Bu çatının adı İkinci Sahil Tümeni’ydi. Yeni çatı örgütünün genel komutanlığına Ahmet Arnavut, komutanlığına Tarık Solak, saha komutanlıklarına Ömer Abdullah ve Adil Orli getirildi.

İslam Devleti’ni Tel Ebyad’dan atan Kürtlerin Türkmenlere karşı etnik temizlik yaptığı iddialarının gölgesinde yapılan bu toplantıda kritik bir karar alınmıştı. Hükümet yanlısı medyaya sızdırılan bilgilere göre Türk Silahlı Kuvvetleri ve MİT'in desteğiyle 5 bin savaşçıdan oluşan bir Türkmen ordusu kurulması kararlaştırıldı. Türkmenleri organize etme çabası, Erdoğan’ın başkanlık sistemi hedefiyle anayasa değişikliği için ihtiyaç duyduğu meclis çoğunluğu yakalamak üzere milliyetçi kesimleri yanına alma hamlelerini arttırdığı döneme denk geliyordu.

Bu süreçte sosyal medyada Ülkü Ocakları ve Alperen Ocakları ile bağlantılı hesaplarda “Esad ve Rus güçleri Türkmen bölgelerinde soykırım yapıyor! Zalimlere dur demeyecek misiniz?”, “Bin yıllık Türk yurdu Bayır-Bucak düşüyor”, “Türkmen Dağı’nda soydaşlarımız katlediliyor. Uyan Türkiye” gibi mesajlarla kamuoyu yaratma çabaları yürütüldü. Alperen Ocakları, Rusya'nın Türkmen Dağı'na yönelik operasyonları Rusya'nın İstanbul Başkonsolosluğu önünde protesto etti. Hatta yakındaki Hollanda Büyükelçiliği de yanlışlıkla protestolardan nasibini aldı. Konsolos Robert Schuddeboom bu durumu "Kızgın Türk göstericiler, komşumuz Rus konsolosluğu ile bizi sıklıkla karıştırıyor. Bu geceki gibi bize yumurta atıyorlar" tweetiyle paylaştı.

Türkmen Dağı’ndaki mücadeleyi “vatan savunması” olarak tanımlayan ifadeler sosyal medyada sıklıkla kullanılır hale geldi. Mesela Alperenlere ait bir Twitter hesabından “Ve Türkmen Dağından sonra Ankara çok da uzak değildir. Aradaki mesafe yalnızca birkaç adımdan ibarettir” ifadesi yer aldı. Türkmenlere yardım seferberliğinde öne çıkan Türkmen-Der Başkanı Mehmet Ali Öztürk de Bayır-Bucak’taki operasyonları “Türkmenler üzerinden Türkiye’ye yönelik bir hareket” olarak değerlendirdi: “Osmanlı hinterlandında AKP hükümetiyle başlayan hizmetler tekrar Osmanlı yeniden mi canlanıyor diyalektiğini ortaya çıkardı ve bu da uluslararası güçler arasında tedirginliğe yol açtı. Türkmenler Türkiye’nin hassas olduğu bir konudur. Türk’üz, Türkmen’iz hassasız bu konuda.”

Suriye’de cihatçı örgütlerin saflarında savaşan İslamcıların Türkiye’ye nasıl bedeller ödettireceğine dair korkular artarken buna bir de ülkücüler eklendi. Kritik soru şu: “Bu kesimden insanları her zaman kullanabilen devlet savaş deneyimi elde eden ülkücü mücahitlerle ne yapacak?”

Ülkücü hareket üzerine kitapları olan gazeteci yazar Kemal Can, ülkücüler için Suriye cephesinin açılmasının arkasında ideolojik bir motivasyondan sonra devletin yönlendirmesinin olduğunu düşünüyor. Ülkücü mücahitler olgusunu Al-Monitor’a değerlendiren Can şunları söyledi: “İdeolojik bağlardan ziyade devletle bağlarına bakmak lazım. Bu kesim devlet operasyonlarında kullanışlı bir madendir. Geçmişte çok profesyonel operasyonlarda da kullanıldılar. Bence Türkmen meselesinde tabanın ve örgütsel yapının çok angajmanı yok. İslamcıların işe dahlindeki gibi ideolojik bağ güçlü değil. Doğrudan ya da dolaylı olarak devlet bağlantısının belirleyici olduğunu sanıyorum. Çok fazla gürültü çıkarılmasına rağmen Suriye’deki gelişmeler bir takım etkiler yaratabilir ama ülkücü tabanı beklendiği gibi militanlaştırmaz. Elbette her zaman devlet açısından var olan yetişmiş operasyonel kadro zenginleşmiş olur. Gizli operasyonlar için en verimli havuz ülkücülerdir.”

Özgür Suriye Ordusu diye etiketlenen birçok muhalif grup zamanla Selefi anlayışlara kaydı. Savaşın Türkiye’nin ülkücülerinde nasıl bir dönüşüme yol açacağı önemli. Ülkücülerin de katıldığı Türkmen birlikleri Nusra Cephesi gibi Selefi cihatçı örgütlerle içli dışlı hale geldiler. Bunun bırakacağı tortu illaki olacaktır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD'ye güvensizlik azaldı
Ayla Ganioglu | | Haz 30, 2020
HTŞ, Türkiye’nin işini mi yapıyor?
Fehim Taştekin | İdlib | Haz 28, 2020
Ekonomik kriz erken seçimi zorluyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 15, 2020
Türk kanalları nefes alamıyor
Fehim Taştekin | Basın özgürlüğü | Haz 12, 2020
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Yabancılar uzaklaşıyor, Saray yalnızlaşıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 10, 2020
al-monitor
Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020
al-monitor
Bağdat Kürtler için Ankara’yla kavgayı büyütür mü?
Fehim Taştekin | | Tem 8, 2020
al-monitor
Türkiye’nin döviz rezervi tahta bacaklı
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 6, 2020