Çin’in Orta Doğu’da vites yükseltme zamanı geldi mi?

Hem İran hem Suudi Arabistan’la iyi ilişkilere sahip tek küresel güç olan Çin’in bölgesel iş birliğini kolaylaştırmak için devreye girme zamanı geldi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile Pekin’de yaptığı görüşmenin ardından soruları yanıtlarken, 15 Eylül 2015 Photo by REUTERS/Lintao Zhang.

İşlenmiş konular

un security council, political power, iran-saudi relations, global politics, chinese foreign policy, china support for south sudan, china

Kas 18, 2015

Çin’in ekonomik gücü uzun vadede gerçekleşebilecek bir ihtimal değil, güncel bir gerçeklik. Çin ekonomisi geçen yıl satın alma paritesi açısından ilk kez ABD’yi geride bıraktı. Ancak küresel ekonomik güç dengesinde meydana gelen bu muazzam değişiklik siyasi alanda orantılı bir değişim yaratmış değil. Bunun en aleni örneği de Orta Doğu. Çin bölgedeki bir dizi ülkenin en büyük ticaret ortağı olmasına rağmen siyasi nüfuz bakımından adeta üçüncü sınıf bir güç konumunda. Çin gerçek bir küresel güç olmak istiyorsa elini taşın altına koymalı ve bunu jeopolitik hesaplaşmaların merkezinde, yani Orta Doğu’da yapmalı.

Al-Monitor’un yakın zamanda görüştüğü birçok Çinli Orta Doğu uzmanı da isimlerinin açıklanmaması kaydıyla Pekin’in ekonomik ve siyasi nüfuzu arasındaki uyumsuzluğu kabul ediyor. Çin yönetimine yakın olan tanınmış bir akademisyen bunu Çin’in temel dış politika ilkelerine bağlayarak bunları şöyle sıralıyor: karşılıklı saygı, haysiyet ve iç işlerine karışmama.

Ancak Çin’in başka bölgelerde, örneğin Afrika’da sergilediği yaklaşımlar farklı bir tabloyu ortaya koyuyor. Afrika’daki menfaatleri söz konusu olduğunda Çin’in resmiyette ifade ettiği iç işlerine karışmama ilkesini geri plana ittiği ve oldukça iddialı davranabildiği görülüyor.

Nitekim Çin’in bu ilkeyi nasıl göz ardı edebildiğinin en çarpıcı örneği, Çin devlet şirketlerinin önemli enerji menfaatlerinin olduğu petrol zengini Güney Sudan’daki istikrarsızlığa verdiği tepkide görülüyor. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi buradaki çözüm çabalarına doğrudan dâhil olurken, Pekin yönetimi bu yıl görülmemiş bir adım atarak ülkedeki BM barış gücüne yüzlerce muharip asker gönderdi.

Orta Doğu’ya gelince Çin, bölgenin en yakıcı iki krizi olan İran nükleer meselesi ve Suriye iç savaşıyla ilgili uluslararası diplomatik platformlara üst düzeyden katılıyor ama yine de ABD ve Rusya’nın gerisinde duruyor. Bu tutum, Çin’in Batı’nın bölgeye yönelik politikalarını eleştirmesine rağmen enerji güvenliği konusunda Batı’nın askeri gücüne bel bağlama politikasını yansıtıyor. Tüm bunlara rağmen ve her ne kadar uzak bir ihtimal gibi görünse de Çin’in bölgede daha büyük bir rol üstlenme potansiyeli küçümsenmemeli.

Çin Batı Asya’ya yönelik daha etkin bir duruş benimseyerek ekonomideki ağırlığını siyasi bir güce dönüştürebilir. Çin bunu sadece gerçek bir küresel güç olmak için değil, enerji güvenliği ve İslam Devleti (İD) ile mücadele gibi temel menfaatlerini korumak için yapmalı. Nitekim Al-Monitor’un yaptığı çeşitli görüşmelerin de gösterdiği gibi Çinli yetkililer ve Orta Doğu uzmanları militan İslamcılığı en önemli sorunlar arasında görüyor.

Bu kapsamda Çin’in de kendi sınırları içinde bir İslamcılık sorunu olduğu unutulmamalı. Batı Sincan bölgesindeki olaylarla irtibatlı kişilerin İD’e katıldığı bildiriliyor. Al-Monitor’un görüştüğü Çinli uzmanlar, bu militanların Çin’e dönmesiyle ortaya çıkacak tehlikeden, İD’e katılımların artmasından derin kaygı duyuyor.

Öte yandan karşılıklı saygı, haysiyet ve iç işlerine karışmama ilkeleri Çin’e kazanımlar da sağladı. Paradoksal bir şekilde Çin bu kazanımlar sayesinde diyalog için etkin bir arabulucu olabilecek eşsiz bir konum edindi. Bölgenin bugün karşılaştığı en önemli zorluklardan biri Suudi Arabistan ile İran arasındaki soğuk savaş. Çin’in bu çekişmede arabulucu olmasına imkân veren bu eşsiz konumunun başlıca iki dayanağı var.

İlk olarak Çin BM Güvenlik Konseyi’nin hem İran hem Suudi Arabistan’la iyi ilişkilere sahip tek daimi üyesi. Pekin’de yaşayan Çinli bir Orta Doğu uzmanı bu konuda şakayla karışık “Bizim onlarla iyi ilişkilerimiz yok, sadece normal ilişkilerimiz var.” dese de bu normallik etkili bir çözüm süreci için pekâlâ kilit bir unsur olabilir. Zira mevcut ortamda diğer küresel güçler, sırtlarında tarihi bagaj taşıyor ve kendi bölgesel müttefikleriyle bile derin güven sorunu yaşıyor. Örneğin Suudi Arabistan’ın ABD’ye karşı tereddütleri İran’ın Rusya’yla ilgili çekincelerinden pek farklı değil. Bu anlamda Çin “daha temiz” sicili nedeniyle çok daha büyük bir esnekliğe sahip.

Ayrıca Tahran ve Riyad ABD ve Rusya’nın kendilerini baypas ederek iş birliği yapmasında korkuyor. Bu korkular hafife alınmamalı. Zira büyük güçlerin bir araya gelmesi Suriye’deki durumu yatıştırmaya yarayabilir ama bu yakınlaşmanın yaratacağı endişeler başka bölgelerde sorunlar doğurabilir.

İkinci olarak ekonomik gerçekler de Çin’in harekete geçmesine imkân veren bu eşsiz fırsatı güçlendiriyor. Pekin Güney Sudan’da kolları sıvamaktan çekinmemişti. Oysa bu ülkeden aldığı petrol Çin’in toplam ithalatında cüzi bir yüzdeye tekabül ediyor. Buna karşılık İran ve Suudi Arabistan bu yıl Çin’in ham petrol alımlarının dörtte birini karşıladı. Çinliler bu durumu, onlara büyük nüfuz sağlayan bir avantaj olarak değil, müdahaleyi zorlaştıran bir ayak bağı olarak görebilir. Ancak petrol fiyatlarının düştüğü bir ortamda pazardaki arz fazlalığı İran ve Suudi ekonomilerini zora sokmuş durumda. Dolayısıyla Çin’in bölgesel güçlerle enerji bağlarına sahip olması pekâlâ onun bölgede daha etkin bir yaklaşımı başarıyla yürütmesinin anahtarı olabilir.

Suudi Arabistan-İran diyaloğunun önünü açmak için Pekin’in önünde farklı seçenekler var. Bunlardan biri Suudi Arabistan ile İran arasında Çin aracılığında bir kanal açmak için mevcut uluslararası platformları kullanmak. Ayrıca üçlü bir diyalog süreci için de uğraş verilebilir. İran ile Suudi Arabistan arasındaki diyaloğu başlatabilecek başka pek çok yenilikçi yaklaşımı da devreye sokabilir.

Sonuç olarak Çin gerçek bir küresel güç olabilecek ve ekonomik gücünü siyasi nüfuza dönüştürebilecek potansiyel ve yeteneğe sahip. Büyük güçlerin sorumlulukları da büyük olur. Pekin’in de karşılıklı saygı, haysiyet ve iç işlerine karışmama ilkeleri çerçevesinde bu sorumluluğu üstlenme vakti gelmiştir.

Recommended Articles

Netanyahu’nun koronavirüse karşı gizli silahı: Mossad
Ben Caspit | Coronavirus | Nis 1, 2020
ABD Adalet Bakanlığı’ndan TRT’ye ‘yabancı ajan kaydı’ talimatı
Aaron Schaffer | türk-kürt çatışması | Mar 19, 2020
İran-Çin ortaklığı Orta Doğu için ne anlama geliyor?
Mohsen Shariatinia | Orta Doğu'da Çin | Kas 14, 2019
Suriye rejimi petrol üretimini canlandırmayı hedefliyor
Mohammad Bassiki | Petrol ve gaz | Kas 6, 2019
Pentagon: Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması Çin'e uyarı
Jack Detsch | Orta Doğu'da Çin | Ağu 19, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İran'ın Nabzı

al-monitor
Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?
Bijan Khajehpour | Coronavirus | Mar 19, 2020
al-monitor
İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?
Hamidreza Azizi | İdlib | Şub 5, 2020
al-monitor
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020
al-monitor
Süleymani suikastı İran’ın Suriye stratejisini nasıl etkiler?
Hamidreza Azizi | Iran-US tensions | Oca 7, 2020