Türkiye'nin Nabzı

Türkiye’de terör: Sek mi kokteyl mi?

By
p
Article Summary
Ankara Saldırısı Türkiye’yi “kokteyl terör” kavramı ile tanıştırdı. Ancak bu kavram beklenenin aksine hem toplumsal ayrışmayı körükleyebilir hem de güvenlik boyutunda istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Türkiye “kokteyl terör” kavramı ile Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Ankara saldırısını değerlendirdiği televizyon programında tanıştı.

Başbakan Davutoğlu Ankara saldırısının amacına yönelik soruyu "Bu eylem AK Parti'nin tek başına iktidar olmasını engellemek için, seçim sonuçlarını etkilemek için yapılan bir eylem" sözleriyle açıkladıktan sonra şöyle devam etti: “Görülüyor ki, birileri Türkiye’de bir ‘kokteyl terörü’ diyorum ben buna tüm terör örgütlerini karıştırarak bir işe kalkışıyor”.

Davutoğlu daha sonra da katıldığı televizyon programlarında da “kokteyl terör” kavramını kullanmaya devam etti. Örneğin, bir başka televizyon programında şöyle konuştu: “Terör örgütlerinin hepsi aynı kaptan su içer. PKK, DAEŞ, DHKP-C, kaos ister. Hepsinin hedefi Türkiye'de kaos çıkarmak. Son olayın failleri ve irtibatları biliniyor. DAEŞ'in içinde Esad rejiminin unsurları var. PKK'nın ve PYD'nin içinde başka ülkelerin istihbarat unsurları var. Kokteyl terörden kastettiğim bu”.

AKP’ye yakın medya da “kokteyl terör” kavramını çok sevmiş görünüyor. Zira giderek popülerleşen bu kavram Ankara saldırısıyla her haber ve yorumda kullanılmaya başlandı. AKP’ye yakın olan Ankara merkezli SETA’dan Burhanettin Duran’a göre bu kavramdaki "kokteyl" ifadesi, Mayıs 2013’deki Reyhanlı patlamasından bu yana Türkiye’de terör eylemi gerçekleştiren PKK-PYD, DHKP-C ve IŞİD gibi ‘terör örgütlerinin’ Esad rejimi ve Türkiye’nin istikrarını istemeyen bazı ülkelerin etkileşimine ve iş birliğine işaret ediyor.

Özellikle Suriye içinde Esad rejimi, IŞİD ve PKK-PYD’nin iş birliğine dikkat çeken Duran’a göre bu terör örgütleri ve destekçileri “Türkiye iç siyasetinin fay hatlarını ve seçimleri gözetlemekle kalmıyor. Birbirlerinin stratejilerinden ve tepkilerinden yola çıkarak yeni eylemler planlıyorlar. Ankara saldırısı da buna bir örnek”.

“Kokteyl terör”ün çok uzun süreceğini de ekleyen Duran yazısını şöyle bitiriyor: “Suriye’deki iç savaş bitmeden ‘kokteyl terör’ de bitmez”.

Yeni Safak’tan Abdülkadir Selvi’ye göre Türkiye’de terörün giderek “kokteyl” haline gelmesinde öncelikli neden PKK-PYD. Selvi yazısına şöyle devam ediyor: “PYD bir yandan ABD'lilerle çalışıyor. Diğer yandan Esed rejimi ve IŞİD'le anlaşma yapıyor. Şimdi ise Kürt bölgesi olan Kamışlı ve Haseke'de Rusya askeri yığınak yapıyor, en büyük yardımcısı ise PYD... Ankara katliamında DEAŞ'la birlikte PYD-PKK parmağının aranması yine acayip geliyor ki? PYD-PKK'nın iş tutmadığı mı var? Esed'le anlaşmalılar, İran'la beraber çalışıyorlar. Rusya ile mutabık haldeler ABD'den silah yardımı alıyorlar”.

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’a göre ise “akıl sınırlarını, halkımızın, insanlarımızın anlama kabiliyetini alaya alan bir siyasi yaklaşım” olan ‘kokteyl terörü’ kavramı AKP’nin siyasi iktidarının devamı için geliştirilmiş proje bir kavram.

Akademisyen Vahap Coşkun ise bunu şöyle tanımlıyor: “Hükümet kendi icat ettiği bu kavramla aslında kendi ayağına sıktı”. Coşkun’a göre AKP hükümeti, HDP’nin Ankara saldırısının adresi olarak doğrudan kendisini göstermesinden büyük bir rahatsızlık duydu. Dolayısıyla AKP’nin bu kavramı PKK ve HDP’ye karşı kullanılabilecek iddialı bir argüman olarak geliştirdiğini belirten Coşkun şöyle diyor: “AKP ‘saldırının altında IŞİD ile birlikte gerçekte siz varsınız’ diyerek ‘kokteyl terör’ kavramına sarıldı”.

Coşkun bu taktiğin yanlış olduğunu vurgulayarak şöyle devam ediyor: “Üzerlerinde hükümet mesuliyeti bulunanlar, ulu orta konuşamazlar, akıllarına ve işlerine ilk gelen sözleri kullanamazlar, kullanmamalıdırlar. Hükümet olarak bir kişi, grup veya örgütü olayın faili olarak gösterdiğinizde bunu çok sağlam delillere dayandırmalısınız. İddianızı kimsenin itiraz etmeyeceği/edemeyeceği delillerle desteklemelisiniz. Parmağınızla birilerini “suçlu” diye işaret ettiğinizde bunun altını doldurmalısınız. Salt iç politik kaygılarla kimseyi itham edemezsiniz. Ederseniz hem yapılacak soruşturmanın selametini zedeler, hem de kamuoyunun güvenini asgariye çekersiniz”.

Gerçekten de Ankara saldırısı sonrası AKP’li elitlerce kullanılmaya başlanan ve AKP’ye yakın medyada hemen popüler olan “kokteyl terör” kavramı iktidarın 20 Temmuz’dan bu yana uygulamaya çalıştığı IŞİD’le mücadele ve PKK’yla mücadeleyi aynı pakete koyma çabasının daha da genişletilmesi anlamına geliyor. Bu kavramla terör paketi içine Gülenciler, sol radikal örgütler, Esad rejimi, bazı Avrupa ülkeleri, İran, Rusya, ABD ve daha da önemlisi Türkiye’deki solcu işçi sendikaları ve sivil toplum örgütleri ile sol muhalefet de eklenebiliyor. Bu sayede güvenlikleştirilmiş “kokteyl terör” paketi üzerinden AKP oy havuzunu hem iç muhalefet hem de uluslararası etkilere karşı koruma altına almış oluyor.

Ayrıca bu kavram sayesinde AKP’nin, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kendilerine yönelen siyasi muhalefeti de engellemesinin, devletin güvenlik bürokrasisi arkasına saklanarak kendilerine yönelen eleştirileri devlete yapılan eleştiriler olarak lanse etmesinin, bu eleştirileri ülkenin varlığıyla ilgili birer ulusal güvenlik tehdidi olarak kamuoyuna sunmasının önü açılmış oluyor.

Yine “kokteyl terör” kavramı Türkiye’de araştırıp, sorgulamak ve anlamaya çalışmak yerine inanmayı tercih eden bir çok insana çok basit ve çok güçlü bir hikaye sunuyor. AKP bu hikaye üzerinden ‘Devletten mi -ki bu aslında aynı zamanda AKP oluyor- yanasın; yoksa terörden mi?’ söylemiyle bir toplumsal yarılma yaratabiliyor. ‘Öteki’ seçtiği ve “kokteyl terör”ün içine koyduğu ‘küresel güçler ve yerli iş birlikçilerini’ yanlı haber içerikleri ve yorumlarla önce düşmanlaştırma sonra da şeytanlaştırmayı başarabiliyor.

AKP “kokteyl terör” kavramıyla milliyetçi kesimlerle de çok rahat ilişki kurabiliyor. Bu kavram AKP’ye kritik 1 Kasım seçimleri öncesinde göz diktiği MHP oy havuzundan oy çalabilme imkanı sunuyor.

Başta Suriye politikası, Türkiye’deki yasadışı göçmenler, IŞİD’in Türkiye’deki bağlantıları gibi dış politika fiyaskolarında sahadaki gerçekliği söylemle kapatamayan AKP bu kavramla toplumda siyasi meşruiyet üretebiliyor.

Bu kavram üzerinden PKK-PYD’nin başta ABD, Rusya, İran ve Esad rejimi olmak üzere uluslararası aktörlerle olan ilişkilerini Türkiye kamuoyu nezdinde kirli hale getiriyor ve bu ilişkilerin tamamını terör ilişkisi olarak tanımlama imkanına kavuşuyor.

Yine “kokteyl terör” kavramı IŞİD’e aktif bir öznelik yerine başka aktörlerin elinde kullanılmaya müsait pasif bir nesnelik havası veriyor. Bu da AKP’ye hem iç siyasette hem de dış politikada daralan oyun alanını genişletme şansı sunuyor. Ankara saldırısında görüldüğü gibi, IŞİD’in azmettirici düzeyindeki özneliği zayıfladığından bu saldırıyla ilgili AKP-IŞİD ilişkisine yönelik medyada yer alan iddiaların gücü de zayıflatılmış oluyor.

“Kokteyl terör” kavramı ile “Türkiye’nin yükselişine” karşı olan tüm aktörlerin AKP’ye karşı birleştiği, AKP’nin de devletin tüm kurumlarını kullanarak bu ‘güçlü şer koalisyonu’ ile tek başına mücadele ettiği, iktidardan giderse devleti bu koalisyona karşı savunacak başka bir gücün olmadığı algısı yaratılmış oluyor.

Bu kavram ile nesnel gerçek ile kurgunun birleşiminden oluşan ‘melez’ haberlerin yapılması da mümkün hale geliyor. Bu melez haberlerle toplumun büyük bölümünde ‘tüm dünyaya karşı tek başına mücadele eden’ bir devletin bir parçası olduğuna yönelik bir seçilmişlik sanrısı yaratılmış oluyor.

Son olarak, elmaları ve portakalları aynı sepete koyma ve sepeti olabildiğince geniş tutma amacı taşıyan bu kavram, Türkiye’nin iç ve dış tehdit algılamalarında bir miyopluğa neden oluyor. Nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan, karakteristikleri belirsiz ve sivil toplum örgütleri ile siyasi muhalefeti de tehdit gören böylesine muğlak ve belirsiz bir tehdit, güvenlik bürokrasisi için stratejik bir kafa karışıklığı demek. Bu da zaten PKK, IŞİD, silahlı sol radikal örgütler ve devlet içindeki Gülencilerle mücadele gibi iç sorunların yanı sıra Suriye’deki iç savaş, Irak’taki siyasi krizler, Karadeniz havzasındaki hareketlilik, Doğu Akdeniz’de artan bölgesel gerginlikler gibi meselelerde ciddi kapasite ve önceliklendirme sorunu yaşadığı gözlenen güvenlik bürokrasisinin sahadaki etkinliğini daha da zayıflatıyor.

Bu arada, kokteyl karıştırıcılığını zirvesine ulaştıran ise Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Belki de dini nedenlerle ‘“kokteyl” sözcüğünü kullanmayan Erdoğan “kolektif terör eylem” diyerek literatüre yeni bir ifade kazandırdı.

HAK- İŞ Genel Kurulu’nda Ankara katliamıyla ilgili konuşan Erdoğan şöyle dedi: “Bu tamamen bir kolektif terör eylemidir. Burada DEAŞ de var, burada PKK da var, burada El Muhaberat da var, burada Suriye’nin kuzeyindeki PYD terör örgütü de var. Hepsi beraber ortak olarak bu eylemi planlamışlardır”.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkish-kurdish relations, turkey’s syrian policy, recep tayyip erdogan, pkk, is, hdp, ahmet davutoglu, akp
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept