Abdullah Gül siyasete dönecek mi?

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin salt çoğunluğu kaybetmesinin ardından gözler bir sonraki adımının ne olacağı tartışılan AKP’nin kurucularından eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e çevrildi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve selefi Abdullah Gül Çankaya Köşk’ünde yapılan görev idevir teslim töreninde, Ankara 28 Ağustos 2014 Photo by REUTERS/Umit Bektas.

İşlenmiş konular

recep tayyip erdogan, justice and development party, foreign policy, elections, corruption, ahmet davutoglu, abdullah gul, akp

Haz 16, 2015

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 12 yılı aşkın süredir elinde tuttuğu parlamenter çoğunluğu kaybederek, beklenmedik bir şekilde ya koalisyon ya da erken seçim seçenekleriyle karşı karşıya kalmasının ardından eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ismi yeniden gündemde. Gül’ün zayıf seçim performansının ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yerini alabileceğine ilişkin yoğun tartışmalar yapılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte AKP’nin kurucularından olan Gül’ün parti içinde halen güçlü bir tabanı var. Ancak Cumhurbaşkanı şimdilik halinden memnun görünüyor ve kapıyı aralık bırakarak, aktif siyasete dönüp dönmeyeceğine ilişkin soruları yanıtsız bırakıyor.

Gül şimdilik ülkenin istikrarı için siyasi bilgeliğini konuşturan emektar bir politikacı rolünü tercih ediyormuşa benziyor. Basına yansıyan haberlere göre, 7 Haziran seçimlerinden sonra Erdoğan ve Davutoğlu’nu arayan Gül liderlere erken seçim için acele etmemelerini ve siyasi belirsizliği uzatmamak adına sürdürülebilir bir koalisyon üzerinde çalışmalarını telkin etti.

Gül’ün eski danışmanı Ahmet Sever’in “Abdullah Gül ile 12 Yıl” isimli kitabı tam da bu hassas dönemeçte tartışmaları alevlendiren bir diğer gelişme oldu. Eski cumhurbaşkanının siyasi geleceğine ilişkin spekülasyonlar arttı. Kitap Gül ve Erdoğan arasında demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında yaşanan siyasi anlaşmazlıkları ortaya seriyor. Bu anlaşmazlıkların başında Erdoğan’ın başbakanlığı sırasında yaşanan Gezi Parkı protestoları ile dönemin dört önemli bakanına da uzanan yolsuzluk soruşturmaları geliyor. Savcılar söz konusu suçlamalarla ilgili Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı da ifadeye çağırmış ancak iddialar soruşturmanın ardından yapılan yasal değişiklikler ve AKP hükümetinin yargı ve polise yaptığı aleni müdahalelerin ardından düşmüştü.

Sever, iki lider arasında giderek büyüyen anlaşmazlıklara rağmen Gül’ün ülkenin bekası için sessiz kalmayı tercih ettiğini savunuyor. Tenkitçileri bu sessizliği nedeniyle Gül’ü eleştirmeyi bugün de sürdürüyor. Öte yandan, Erdoğan’ın Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Gül’ün AKP liderliğini ve başbakanlığı üstlenmesini istemediği de bir gerçek. Erdoğan Gül’ün kendisiyle uyumlu çalışmayabileceğinden ve Türkiye’nin tek lideri olma hedefine engel olabileceğinden korkmuştu.Nitekim eski cumhurbaşkanının başkanlık sistemine muhalefeti biliniyor.

Ancak seçimlerin ardından tablo ciddi şekilde değişti ve Erdoğan’ın Gül’ün siyaset sahnesine dönüşünü kabullenmekten başka bir seçeneği olmayabilir.

AKP’yi desteklemeyen pek çok kişi demokrasiye yaklaşımı nedeniyle Gül’ün liderliğindeki AKP’yle kurulacak bir koalisyona daha sıcak yaklaşabilir. Gül’ün demokrasiye yaklaşımı Erdoğan’ın yaklaşımıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Ayrıca Gül Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini de destekliyor. Destekçileri eski cumhurbaşkanının Türkiye’yi yeniden geleneksel dış politikasına döndüreceğini ve ülkeyi yalnızlaştıran, bölgedeki etkinliğini azaltan politikaların terk edileceğini savunuyor.

Al-Monitor’un ulaştığı Ankara’da çalışan Batılı diplomatlar da Gül’ün liderliğindeki Türkiye’nin kaybettiği uluslararası nüfuzunu yeniden kazanmasının daha olası olacağını söylüyor. Ancak Diplomatlar Gül’ün siyasete dönme kararını sürekli ertelemesinden duydukları hayal kırıklığını da dile getiriyor.

Konumunun hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan kıdemli bir Batılı diplomat şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bugün Gül hakkında pek çok şey konuşuluyor ve kendisi gerçekten de oyunun kurallarını değiştirebilir. Ancak dürüst olmak gerekirse, bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı. Gül hiçbir risk almadan gücün kendisine altın bir tepside sunulmasını bekler gibi görünüyor. Eğer bir rol üstlenmek istiyorsa artık harekete geçmenin zamanı geldi ama onun pek acelesi yokmuş gibi görünüyor”.

Batılı diplomatlar ayrıca Gül’ün Gezi Parkı protestoları ve “17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları” süreçlerinde pek de övgüye değer bir rol oynamadığını anımsatıyor. Ayrıca Gül cumhurbaşkanlığı sırasında hükümetin internet sansürü için çıkardığı yasal düzenlemeler ile yargıyı Adalet Bakanlığı’nın güdümüne sokan değişiklikleri de onaylamıştı.

Sever Gül’ün bu kararlarından bugün üzüntü duyduğunu ve yolsuzluk soruşturmasında adı geçen eski bakanların yargılanması gerektiğini düşündüğünü kaydediyor. Ayrıca Sever’e göre Gül 2014’te Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olmasının ardından kendisinin partinin başına geçmesi halinde Türkiye’deki kutuplaşmayı azaltabileceğine ve daha gerçekçi bir dış politika izleyerek ülkeyi uluslararası alanda daha saygın bir konuma taşıyabileceğine inanıyor.

Ancak bunlar tartışmaya açık noktalar, çünkü Gül Erdoğan’la çatışmanın ülke adına iyi olmayacağını gerekçe göstererek parti liderliğine aday olmamayı tercih etti. Sever de bu ikilemi “Bir ipte iki cambaz oynamaz” diyerek ifade ediyor.

Ancak bu tespit en hafif tabiriyle naiflik gibi görünüyor. Gül ülke demokrasisi, bilhassa da ifade özgürlüğü ve güçler ayrılığı ilkeleri konularında Sever’in iddia ettiği kadar endişeli ise sonucunda Erdoğan’la çatışma yaşayacak olsa bile sesini yükseltmeliydi. Zira Gül’ün Erdoğan’a itiraz etmemesiyle ortaya çıkan tablo Türkiye demokrasisi için çok daha kötü sonuçlar doğurdu.

Kimileri Türkiye’nin dış politikasının Gül’ün liderliğinde daha iyi bir seyir izleyeceği iddiasına da şüpheyle yaklaşıyor. Gül’ün dışişleri bakanlığı döneminde (2003-2007) görevde olan emekli diplomat Murat Bilhan da bu isimlerden biri.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Murat Bilhan’ın Al-Monitor’a yaptığı değerlendirme şöyle: “Türkiye elbette İslam dünyasıyla ilişkilerini geliştirmeliydi ancak bunu, dış politika yönelimini tamamen değiştirdiğini düşündürtecek şekilde yapmamalıydı”. Gül’ün Türkiye’nin AB üyeliğinin güçlü destekçilerinden biri olduğunu ve bunca olan bitenden sonra bakış açısını daha da geliştirmiş olabileceğini söyleyen Bilhan’ın yine de şüpheleri var: “AKP iktidarda olduğu sürece Türkiye’nin dış politikasında ciddi bir değişim olacağını pek zannetmiyorum”.

Diken yazarı ve AKP camiasını yakından tanıyan bir isim olan Levent Gültekin ise Gül’ün, partiden dönmesi yönünde güçlü ve bütüncül bir çağrı gelmediği müddetçe siyasete dönmeyeceği görüşünde. Partinin halen Erdoğan’ın gölgesinde olduğuna işaret ederek böylesi bir çağrının pek olası görünmediğini söyleyen Gültekin Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yapıyor: “Gül böyle bir çağrı gelmeden dönmez. Ama diyelim ki geldi. O zaman da 2007’de bıraktığından çok farklı bir Ak Parti’yle karşılaşacak. Partinin kadrolarından yönelimlerine kadar her şey değişti. İlk işi partiyi orijinal ayarlarına döndürmek olur. Gül partiye yeni bir soluk getirebilir. Ama Erdoğan’sız bir Ak Parti’nin pek bir geleceği olmaz. Erdoğan’ın parti üzerindeki etkinliği sürecektir. Dolayısıyla Gül’ün parti liderliğini üstlenmesi durumunda bile başarı olup olmayacağı belirsiz”.

AKP’liler arasında Gül’ü destekleyenlerin yanı sıra eski cumhurbaşkanının çok kritik bir zamanda partiden desteğini esirgeyip, 7 Haziran seçimleri arifesinde Erdoğan’ı zor durumda bıraktığını düşünen tenkitçileri de var. Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi de bu kızgınlığı dile getiren isimler arasında. Gül’ün Erdoğan’ın rızası olmadan AKP’nin liderliğine aday olmayacağını belirten Selvi şöyle diyor: “Erdoğan istemediği ve Davutoğlu da çekilmediği sürece Gül'ün adaylığı söz konusu değil.

Sever ise Gül’ün siyasete dönmek için “can atmadığı”nı belirtirken, dönecek olsa bile şartları olduğunu vurguluyor. Hürriyet’in bu şartların ne olduğuna ilişkin sorusu üzerine Gül’ün çift başlı bir yönetim istemeyeceğini vurgulayan Sever bu şartları eski cumhurbaşkanının şu sözleriyle anlatıyor: “Ben gelir başbakanlığı yaparım. Karıştırmam. Ben nasıl cumhurbaşkanlığı yaptıysam, sen de öyle cumhurbaşkanlığı yaparsın. Yetkilerinin içinde kalarak... Sen nasıl bir başbakanlık yaptıysan ben de öyle yaparım.”

İsmi etrafında yoğun spekülasyonlar ve tartışmalar devam ederken Gül’ün yakın bir zamanda siyasete dönme olasılığı zayıf görünüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020
Sirte neden herkesin kırmızı çizgisi?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Haz 20, 2020
İstanbul’un fethini 'işgal' diye tanımlayan Mısır kurumu eleştiri oklarının hedefinde
Menna A. Farouk | | Haz 19, 2020
Ekonomik kriz erken seçimi zorluyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 15, 2020
Türk kanalları nefes alamıyor
Fehim Taştekin | Basın özgürlüğü | Haz 12, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Sınır kenti Van: Türkiye’nin en büyük mülteci mezarlığı
Sibel Hürtaş | Mülteciler | Tem 14, 2020
al-monitor
Yabancılar uzaklaşıyor, Saray yalnızlaşıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 10, 2020
al-monitor
Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020
al-monitor
Bağdat Kürtler için Ankara’yla kavgayı büyütür mü?
Fehim Taştekin | | Tem 8, 2020