Türkiye'nin Nabzı

Liderlik macerası: Bu kez Afrika’dan…

By
p
Article Summary
Komşular üzerinden bölge liderliği çabası çöken Erdoğan, bu kez Afrika turundan kendisine İslam dünyasının liderliği payesi çıkarmaya çalışıyor. Ama işi zor.

Kürtler, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 7 Ekim 2014’te müjde verircesine “Düştü düşüyor” dediği Kobani’nin İslam Devleti’nin (İD) elinden kurtuluşunu kutladığı sıralarda bir başka coğrafya İslam dünyasının liderliğine oynayan Türklerin şovuna sahne oldu. Sözünü ettiğimiz yer Afrika Boynuzu ülkeleri ve özelde Somali.

Erdoğan, Etiyopya ile başladığı Afrika turunu, Suudi Kralı Abdullah’ın cenaze törenine katılmak için verdiği kısa bir aradan sonra Cibuti ve Somali ziyaretleriyle tamamladı.

22 yıl sonra 19 Ağustos 2011’de bölge dışından Somali’ye giden ilk lider olarak tarihe geçen Erdoğan, 25 Ocak 2015’teki ikinci ziyaretinde Somaliler tarafından coşku ile karşılandı.

Erdoğan, ziyaret sırasında Mogadişu Havalimanı’nda Türk müteahhitlerin yaptığı yeni terminal binası ile Türk İktisadı ve Koordinasyon Ajansı’nın (TİKA) inşa ettirdiği 200 yataklı hastanenin açılış törenlerine katıldı. İmzalanan protokollere göre Türkiye 5 yıl boyunca hastaneye uzman personel ve mali destek sağlayacak. Erdoğan ayrıca Mogadişu’da 10 bin konut yaptırma sözü verdi. 2012’den beri Somali’ye uçan THY’nin de her gün Mogadişu’ya sefer düzenlemesi kararlaştırıldı.

26 Ocak’ta BBC World News’e bağlanan eski Somali Enformasyon Bakanı Abdirahman Ömer Osman, Erdoğan’a şükranlarını dile getirirken Türkiye Cumhurbaşkanı’nın neden Somali ile ilgilendiği sorusuna “İslam dünyasının lideri olmak istiyor” yanıtını verdi.

Mazlum Kürtlerin sevincine ortak olamayan dünya lideri!

Komşular ve yakın çevresindeki ülkelerle bu kadar kavgalıyken uzak diyarlarda fethe çıkmak Erdoğan’ı gerçekten İslam dünyasının lideri yapar mı? Somali’deki coşkuyla yelkenleri kabaran ve ezilen İslam dünyasının hamisi pozuna bürünen Erdoğan dönüş yolculuğunda Suriyeli Kürtlerin demokratik özerklik ilan ettiği üç kantondan biri olan Kobani’nin kurtuluşunu kutlayan kitlelere şu mesajı verdi: “Kuzey Suriye doğsun istemiyoruz!”
İD’den kurtulan Kürtlerin sevincine ortak olamayan ve ezilen bir halkın kazanımlarını yok etme planlarını masada tutan bir lider nasıl İslam dünyasına hamilik yapabilir?

Erdoğan, kendi bölgelerinde kontrolü ele aldıkları Temmuz 2012’den beri Türkiye’ye iyi komşuluk güvencesi veren Suriyeli Kürtleri kucaklayabilseydi İslam dünyasının liderliği iddiasının somut bir karşılığı olabilirdi. Ki Rojava özerk yapılanmasının harcında Kürtlerin yanı sıra Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Çeçenler de var. Ama Erdoğan, İD’in Kürt direniş güçlerini yok etmesini büyük bir heyecanla bekledi.

Çevre battı, hadi uzak diyarlara

Erdoğan’ın ziyaretin hemen arifesinde öncü Türk heyetinin kaldığı otelin önünde bomba patlatan El Şebab’a hedef olmayı göze alarak Somali’ye gitmesinin saiklerini herkes merak ediyor. 2005’i Afrika Yılı ilan eden ve 54 Afrika ülkesinde elçilik sayısını 12’den 35’e çıkartan Türkiye’nin bölgeye açılımı Somali ile sınırlı değil. Erdoğan Etiyopya, Cibuti ve Somali’den sonra üç aşamada 9 Afrika ülkesini daha ziyaret edecek. Ancak Türkiye yakın çevresinde tökezledikçe Afrika açılımına yüklenen anlamda kaymalar yaşanıyor. Şöyle ki Türkiye’nin liderlik iddiasının bağlamları Arap Baharı ile yakaladığı rüzgarın tersine dönmesiyle tamamen çöktü. Suriye üzerinden İslam dünyasının ağabeyliğini yapma rüyası gerçekleşmeyince Erdoğan hedefine daha bakir alanlardan varmak istiyor. Türkiye’nin yanlış politikalarla birçok şeyi berbat ettiği çevre ülkelerdeki sorunlardan uzak olan Afrika’da Erdoğan’ın önünde fazla engel yok. Erdoğan artık ‘imkansız rüya’ Şam ve kapılarını kapatan Kahire bir yana Bağdat, Beyrut, Amman gibi bölgenin önde gelen başkentlerinde de dört gözle beklenen bir lider değil. Bu açıdan Afrika’ya insani yardım kanalıyla gidip bir gönül sultanlığı tesis etmek daha kolay. Böylece Türkiye’nin elinde tek bir başarı öyküsü olarak Somali bir bayrak gibi dalgalanacak.

Yalnız ticari ilişiler ve yatırımlara altyapı hazırlığı olarak telakki edilen insani girişimleri bekleyen en büyük tehlike şu: Bir süre sonra Erdoğan güzel ilişki kurduğu ülkelerin içişlerine karışmadan edemiyor. Türkiye Suriye ve Irak örneklerinde olduğu gibi kolayca iç hesaplaşmaların tarafı olabiliyor. Ekranlara getirilen müteşekkir insanlar bir yana Somali’de belli çevrelerin Türkiye’ye tavırlı olmasının nedeni de Erdoğan’ın ‘insani’ nüfuzunu siyaset üzerinde bir etkiye dönüştürme çabasıdır. İnsani yardım mevzubahisken kimse bunu konuşmak istemiyor.

İyi olanın berbat edilmesi

Aslında İslam dünyasına liderlik gibi saplantılı yönelimler olmasa ya da eski sömürgeci güçlerin Türkiye’nin Afrika açılımını baltalamak için terör dahil her türlü yola başvurduğuna dair akıl almaz komplo teorileri üretilmese Türklerin Somali’de yaptıkları işler son derece dokunaklı. Gıda ve ilaç gibi insani yardımlar; hastane, okul ve yol yapımı; hava ve deniz limanlarını yenileme çalışmaları sayesinde Türkler Somalilerin kalbinde taht kuruyor. Buradaki seferberlik sadece kamu kurumlarıyla sınırlı değil. Kızılay ve TİKA gibi kamu kurumlarından önce bölgeye açılmış olan sivil toplum örgütlerinin katkısı oldukça büyük. Somaliler de somut yardımlar karşısında minnettarlıklarını sergiliyor. Yeni doğan erkek çocuklarda Erdoğan, kız çocuklarda İstanbul isminin fazlalığı minnettarlığın göstergesi.

Hükümet ise bu insani yardımların açtığı yoldan sağlıklı bir ilişkiler ağı örmek yerine böbürlenip gürültü çıkartıyor.

Erdoğan kendini özellikle Britanya ve Fransa ile rekabetin içinde görüyor. Erdoğan, Britanya Büyükelçiliği’nin elçilik binası yerine Mogadişu Havaalanı’ndan çalışmalarını yürütmesine ve 21 Şubat 2012'de Londra’da düzenlenen Uluslararası Somali Konferansı’na gönderme yaparak “Türkiye’nin (Somali’ye) yakın davranması birilerini rahatsız ediyor. Biz geldik, yakın davrandık. Hemen arkasından İngiltere bir toplantı yaptı. Sen o toplantıyı yapmaktansa atla gel Somali’ye. Konteynırların içinde büyükelçilik işi yürütüyorlar” dedi.

Erdoğan’ın sıklıkla dillendirdiği “Afrika açılımı birilerini rahatsız ediyor” söylemi hükümete yakın medyada anında büyük komplolara dönüşüyor. Mesela Yeni Şafak, El Şebab’ın 22 Ocak’ta Türk heyetinin de kaldığı otele düzenlediği saldırıyı doğrudan Britanya ve İsrail’e bağladı. Birinci sayfada ‘Saldırının şüphelisi İngiltere’, iç sayfada ‘Kirli mesaj’ başlığını kullanan Yeni Şafak şunları kaydetti: “Türkiye’nin Afrika kıtasına yönelik Erdoğan öncülüğünde başlayan insani ve siyasi yardım başarısının İngiltere ve İsrail başta olmak üzere birçok ülkeyi endişelendirdiği biliniyor. Dünkü saldırıyla Erdoğan’a Somali’ye gitme’ mesajı verildi.” Britanya Büyükelçiliği ise buna Twitter hesabından “Birleşik Krallık’ı saldırıyla ilişkilendiren mantık dışı haberleri ve Türkiye’nin Somali’deki çıkarlarına karşı olduğumuz yönündeki yersiz iddiaları şaşkınlıkla izliyoruz” yanıtını verdi. Halbuki El Şebab’ın Türkiye’yi hedef almasının nedeni örgütün ‘mürtet’ diye lanetlediği Somali hükümetine Türklerin verdiği destek.

Son saldırıdan önce Mogadişu’da açık olan tek yabancı diplomatik temsilcilik konumundaki Türk elçiliği, Kızılay konvoyu ve Türkiye bursu için kuyrukta bekleyen öğrenciler de hedef alınmıştı.

Hem içerde hem dışarıda olup bitenlerin arkasında bir dış mihrak aramak artık yetkililer ve yandaş medyada rutin refleks haline geldi.

Sözün özü; Afrika açılımı ‘insani’ çerçevede kaldığı sürece son derece dokunaklı ve gurur verici. Ama bunun üzerinden bölgesel hatta küresel liderlik iddiası gütmek insani olana gölge düşürüyor. Ayrıca Türkiye’nin kendi mahallelerindeki fukaralık, gelir dağılımındaki adaletsizlik, kayırmacılık, yolsuzluk ve hukuksuzluk giderek derinleşirken küresel efendilik hayli sırıtıyor. Şırnak’ın Cizre ilçesinde iki haftada dördü çocuk 6 Kürt vatandaşının öldürülmesine bigane kalan, Soma’da 301 madencinin cesediyle birlikte kendi insanlığını da toprağa gömen, yolsuzlukları örtbas eden hükümet iç sorunlar ve çevre ülkelerde yol açtığı viraneden kaçarken uzaklarda yelken açıyor. Bu yüzden sormak gerekiyor: ‘Somali fethi’ Türkiye’nin kendi sokaklarındaki sefaleti örtebilir mi? Kendi iç çelişkileri bu denli katmerleşmiş bir ülkenin bölgesel hatta küresel liderliği ciddiye alınabilir mi?

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, somalia, muslims, leadership, humanitarian aid, foreign policy, development, al-shabab

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept