Erdoğan’ı endişelendiren Orta Doğu’daki “üst akıl”

Erdoğan ve ekibi Orta Doğu’yu pek çok bağımsız aktörün rol aldığı kaotik bir bölge olarak değil; görünmez ellerin piyonlar kullanarak yönettiği bir satranç tahtası olarak görüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .
Mustafa Akyol

Mustafa Akyol

@AkyolinEnglish

İşlenmiş konular

west, us-turkish relations, turkish foreign relations, turkey, recep tayyip erdogan, nato, foreign policy, conspiracy theories

Eki 31, 2014

Türkiye’de siyasi liderlerin gazetecileri uçaklarına alıp, açıklamalarda bulunması alışkanlık olageldi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise kendi uçağına yalnızca kendisini destekleyen gazetecileri almayı alışkanlık haline getirdi. Nitekim 22-24 Ekim tarihleri arasında Letonya ve Estonya’ya gerçekleştirdiği resmi ziyaretler sırasında da uçağına kendisine yakın gazetecileri aldı ve onlara çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı, Suriye ve Irak’taki gelişmelerin, bilhassa da Kobani’de İslam Devleti (İD) ile Kürtler arasında yaşanan çatışmanın Türkiye için bir “tuzak” olduğunu söyledi. Bunun sıradan bir tuzak olmadığını da ekleyen Erdoğan şöyle devam etti: “Şunun üzerinde iyi düşünmemiz lazım: Bu tuzağı veya bu tezgahı kuran muhtemelen başka bir mantık var. Yani şu anda PYD’nin mantalitesinin bu kadar güçlü olduğunu ben düşünmüyorum. Muhtemelen daha üst bir akıl var. Onu artık siz düşüneceksiniz.''

Yani Erdoğan “üst akıl” kavramıyla, Irak’ta ve Suriye’de PYD, İD, Esad rejimi, Bağdat hükümeti gibi farklı yerel aktörlerin yanı sıra, bu aktörlerle bağlantısız görünen ama aslında hepsini kontrol eden ve tasarlayan bir beyin olduğunu ima etti. Öyle ki, sahadaki aktörlerin kendi ajandaları olsa da, bu “üst akıl” görünmeyen mekanizmalarla onları dev bir satranç tahtasının piyonu olarak kullanıyor.

Erdoğan “üst akıl”a ilk kez değindi; ama bu komplo odaklı dünya görüşü Erdoğan yanlısı basında son üç yıldır -ya da dış politikanın zora girdiği günlerden bu yana- giderek yoğun bir şekilde işleniyor. Erdoğan yanlısı basın Ankara’nın hata yapıp yapmadığını sorgulamak ya da sadece Türkiye’nin fazlasıyla kaotik bir bölgede bulunduğunu kabul etmek yerine bunun “emperyal güçler” tarafından tasarlanan bir kaos olduğunu varsayıyor. Bu güçlerle genel olarak, ABD, Birleşik Krallık ve İsrail kast ediliyor.

Nitekim Erdoğan’ın beraberindeki gazetecilere “üst akıl”dan bahsederek, “Onu artık siz düşüneceksiniz” demesinden hemen sonra bu olağan şüpheliler listesinin ortaya çıkması da şaşırtıcı olmadı. Gazeteci Avni Özgürel katıldığı bir televizyon programında “Üst akıl ABD’dir” diyerek, Washington’un “Türkiye’yi baypas edecek yeni bir petrol boru hattı” için “Suriye’de bir Kürt devleti” kurmak istediğini öne sürdü.

Letonya ve Estonya ziyaretlerinde Cumhurbaşkanı’na eşlik eden gazetecilerden Cem Küçük de “üst akıl”ın Batılı güçler olduğunu savunarak, bu güçlerin Türkiye’deki ajanlarından ve düzenleyecekleri yeni komplolardan dem vurdu. Küçük şöyle yazdı:

Görünen o ki, üst akıl aklımıza gelmeyecek her yolu deneyecektir. Bizi sarsacak provokasyonlara imza atacaktır. Çözüm Süreci'ni direk hedef alacak işler yapacaktır. Ama başarılı olamayacaktır. Çünkü artık neyin ne olduğunu bu halk en küçük ayrıntısına kadar biliyor. Sömürge kafalar hep olacaktır ama Türkiye'yi hiçbir güç kendi yolunda döndüremeyecektir, üst akıl ve onun içerideki ortakları dahil.”

Bu satırlar sadece bir köşe yazarının görüşlerini değil Erdoğan yanlısı basında hakim olan bir anlatıyı yansıtıyor. Bu anlatıda, dünya “kontrol düğmeleri” Batılı başkentlerde bulunan dev bir makineye benzetiliyor. Bu tarz köşe yazılarının, Orta Doğu’da istenmeyen bir durum yaşandığında mevzuya “düğmeye bastılar” diye başlaması da bundan kaynaklanıyor. Bu varsayımlara göre, Batılı güçler Orta Doğu’nun sadece birer aktörü değiller; bütün yerel aktörleri kullanan bir kuklacı gibiler. Burada “kukla” olmayan tek aktör tabii ki — hem de Ortadoğu’daki tek NATO üyesi olan Türkiye.

Adil olmak gerekirse, bu, yalnızca Erdoğan yanlısı cenaha has bir dünya görüşü değil. Aksine, Türkiye’de neredeyse tüm siyasi kamplar benzer bir bakış açısına sahiptir ve kendi çizgilerine uymayan her gelişmenin “emperyalizm” tarafından tasarlandığına inanırlar. Nitekim, Erdoğan’ın laik/ulusalcı muhalifleri de daha bir kaç yıl önce onu ABD’nin “Büyük Orta Doğu Projesi”nin bir piyonu olarak lanse ediyorlardı. (Bu arada, Türkiye’de varlığından neredeyse sual olunmayan bu projeden Washington’da haberdar olan pek kimse olmadığını belirtelim.)

Ne var ki, artık muktedir olan Erdoğan yanlısı cenah ve ülke politikalarına onların dünya görüşü yön veriyor. Bu cenah da “üst akıl” kuşkuları nedeniyle Batı’dan gelen bütün öneri ve eleştirilere şüpheyle yaklaşıyor. Hatta içerideki muhalefetin eleştirilerine de böyle bakıyor; zira ne de olsa “üst aklın” Türkiye içinde de pek çok ajanı olmalı.

Bu başat anlatının temel bir unsuru, başta ABD olmak üzere Batı’nın Orta Doğu’daki tüm İslami aktörleri -Müslüman Kardeşler’den Ak Parti’ye kadar- devirmeye ya da marjinalleştirmeye çalıştığı. Dolayısıyla, Batı medyasının Kobani’ye gösterdiği ilginin altında görünmeyen bir sebep aranıyor. Örneğin, AK Parti yanlısı basın ve sosyal medyada sıkça “Batı neden birdenbire bu kasabayla ilgilenmeye başladı?” sorusu dile getiriliyor. Gerekçe olarak da Kobani’yi savunan PYD’nin “laik” olması gösteriliyor.

Kısacası, bugün Türkiye’yi yöneten muktedirler Batı’nın Orta Doğu’ya dair niyetlerine derin bir kuşkuyla yaklaşıyor. Bu anlayışın, Batı’daki karşılığının ise Ak Parti de dahil tüm İslamcı aktörlere duyulan güvensizlik şeklinde tezahür ettiğini söyleyebiliriz. Ancak bu kimseye faydası olmayan bir kısır döngü. Türkiye ile ABD arasında fazlasıyla ihtiyaç duyulan etkili bir iş birliğinin yolu ise Washington ve Ankara’daki liderleler ve dış politika elitleri arasında kurulacak dürüst bir diyalogdan geçiyor.

Recommended Articles

Türkiye-İsrail ilişkileri: Yumuşama işaretleri ne kadar gerçekçi?
Amberin Zaman | | May 27, 2020
ABD: Rus jetlerinin Libya’ya gelişi NATO için tehdit işareti
Jared Szuba | Libya’daki çatışma | May 26, 2020
Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Libya Erdoğan’ın yüzünü güldürüyor mu?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | May 18, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Mega projelerden mega yıkıntılara
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 1, 2020
al-monitor
Libya’nın Suriyeleşmesi senaryosu kime ne diyor?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | May 29, 2020
al-monitor
COVID-19 salgınında hasat vakti: Virüs mü yoksulluk mu?
Sibel Hürtaş | | May 27, 2020
al-monitor
Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020