Lübnan’ın yeni nabzı

Lübnan, Suriye savaşının gölgesinde yeni bir toplumsal sözleşmeye doğru gidiyor olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

tammam salam, syria, saudi arabia, michel suleiman, lebanon, iran, hassan nasrallah, arab spring

Nis 11, 2014

Lübnan, yeni bir toplumsal ve iktisadi dönüşümün eşiğinde olabilir. Öyle ki birçok Lübnanlı değişim talebiyle yeni bir bayrağın altında birleşebilir ve 8 Mart ile 14 Mart hareketleri olarak bilinen geleneksel siyasi ayrışma tarihe karışabilir.

Pek yakında bu eğilim, Lübnan’daki umut verici siyasi toparlanmanın işaretlerinin de önüne geçebilir. Varılan anlaşmaya göre 14 Mart ve 8 Mart blokları yeni hükümette eşit sayıda, sekizer sandalyeye sahip olmuş ve sekiz sandalye de bağımsızlara ayrılmıştı.

Aylar süren sürüncemeden sonra Başbakan Tammam Selam kabinesi, 20 Mart’ta onay almış ve hükümet programına ışık tutacak bir bakanlar açıklamasında mutabakat sağlanmıştı. Bu gelişmeler, ülke yönetimine verilen önemin mezhepçilik ve ideolojinin önüne geçtiğinin işareti olabilir.

Bundan sonra beklenen adım, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin zamanında yapılması. Mevcut Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman’ın görev süresi 25 Mayıs’ta sona eriyor.

Ancak Lübnan’daki yüksek siyaset, uzun zamandır beklenen bu adımlara rağmen pek yakında, Lübnan halkı arasında hizipçi değil, ulusal bir değişim için atmakta olan yeni nabzın gerisinde kalabilir. Suriye savaşının cephe hattında bulunan Lübnan’ın kaygı verici güvenlik durumu, bu yeni eğilimi hızlandırabilir.

Lübnan’ın kendi nüfusu sadece 4,4 milyonken ülkeye sığınan Suriyelilerin sayısı, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre bir milyonu aştı ki bu rakam, sadece resmi kaydı olanları kapsıyor. Birçok Lübnanlı, mültecilerin ülkeye getirdiği büyük toplumsal, ekonomik ve insani maliyetin sürdürülemez olduğunu ve kendi emniyetleri ile ekonomik güvenliklerini tehdit ettiğini düşünüyor. Dolayısıyla mülteci akını, birçok Lübnanlı için tetikleyici bir etmen oldu.

Ayrıca, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin Trablus’ta geçenlerde gerçekleştirdiği büyük operasyon, Lübnan’daki hiziplerin, eski mezhepsel gündemleri sürdürmenin ülkeyi parçalayabileceği, siyasi tıkanıklık ve hizipçi oyunların bedelini ödeyen halkın buna daha fazla katlanmayacağını geç de olsa idrak ettiğinin işareti olabilir.

Şüphesiz ki Suudi Arabistan’la İran gibi dış güçler, Jean Aziz’in de yazdığı gibi hükümet anlaşmasını mümkün kılan bir mutabakata varmış olabilir. Bölgesel güçlerin Lübnan üzerindeki etkisi muhakkak ki devam ediyor.

Ancak gelişmelerin bunun ötesinde boyutları var. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın As-Safir gazetesine verdiği ve Al-Monitor’da çevirisi yayımlanan çarpıcı mülakat, Nasrallah nezdinde bile Lübnan siyasetinin artık mezhepsel çizgiden ulusal meselelere kaydığının işaretini veriyor.

Nasrallah, mülakatta şu ifadeleri kullanıyor: “Güçlü, muktedir ve adil bir devlet kurma önerimizde ciddiyiz. Bizler hiçbir şekil ve surette böyle bir devletin ikamesi olamayız. Hatta direniş hareketine gelince, direnişte yer alanlar ya da direniş savaşçıları olarak bizler, devletimizin Lübnan’ı koruyacak kadar güçlü, muktedir ve yetenekli hâle geldiğini görür görmez okullarımıza, camilerimize, üniversitelerimize ve tarlalarımıza geri döneceğiz.”

Nasrallah pekâlâ sadece bir Lübnan milliyetçisinin söylemesi gerekenleri söylüyor olabilir. Ancak geleneksel siyasetin Hizbullah tabanı dâhil halkta yarattığı genel bıkkınlık, Nasrallah ve diğer Lübnanlı liderlerin bazı milliyetçi söylemlerini merkeze doğru itiyor olabilir.

Sami Nader’in bu hafta yazdığı gibi, Lübnan’da güvenliğin yanı sıra ekonominin de acilen reforma ihtiyacı var. Ekonomik büyüme, mezhep ya da ideoloji dinlemiyor. Pragmatizm ve uzlaşma istiyor.

8 Mart ve 14 Mart olarak bildiğimiz kamplarda görülen siyasi devinim, zaman içinde bizatihi bu hareketlerin tabanlarını eritebilir. Zira Lübnan’ın işçi sınıfı ve orta sınıflarından oluşan bu iki taban, halkı umursamadan kurulan ve bozulan çapraz ittifaklardan, güvenlik koşullarının ve ekonomik koşulların kötüleşmesinden usanmış durumda.

Siyasi ve dini hatlar üzerinden hizipleşme ve bölünme, nihayet gerileme sürecine girmiş olabilir. Ayrışma hattının aşılarak beklenmeyen ittifakların kurulabildiği hissi bile her iki kamptaki insanları köhne siyasi sloganlarını bırakmaya ve ortak zemin aramaya sevk ediyor.

Lübnanlı yurttaşlar, yeni bir gündem etrafında, hatta yeni bir harekette birleşiyor olabilir. Bunun temelinde ise süregelen toplumsal ve ekonomik hastalıkların geç de olsa tetiklediği bir halk başkaldırısı var. Bu başkaldırının talebi ise mezhepsel ve hizipçi değil ulusal öncelikler temelinde yeni bir toplumsal sözleşme.

Bu süreç, eğer devam ederse, Lübnan’daki bu özgün çalkantıyı diğer Arap Baharı isyanlarından farklı bir yere koyacak. Zira Lübnan’daki eğilim, muhtemelen dinsel ve siyasi odaklı olmayacak.

Gerçekten de Lübnan, mezhep virüsüne bağışıklık göstererek kazanım sağlayabilir. Zira Lübnan’ın bizzat tecrübe ettiği mezhepsel kutuplaşma, aynı söylem ve sahte umutlarla yaygın bir hüsran yarattı, kendi halkına ihanet eden, halka kendisine ait olmayan gündemlerin gölgesinde çaresizce terk edildiği hissini veren bir siyaset tarzı üretti.

Lübnan’ın böyle bir yeni toplumsal sözleşmeye öncülük etmesi, şaşırtıcı olmaz. Lübnan, 15 yıl süren kendi kanlı mezhepsel savaşını yaşadı ve her şeye rağmen ayağa kalkıp o kozmopolit anlayışını yeniden oluşturabildi. Üzerinde fazlasını inşa etmek için birçok temel var. Mısır ve Suriye’deki ayaklanmalar, şiddetin ve bölgesel-ideolojik çıkarların tuzağına hızla düştü, başarısızlığa uğrayarak umutları söndürdü. Lübnan için bu örneklerin yanı sıra kendi trajik geçmişi de var. Bu tecrübeler sayesinde Lübnan, yeni bir yönetim yaklaşımının beşiği olabilir ve böylece bir zamanlar Arap Baharı diye anılan olayların söylem ve sahte vaatlerine kurban gitmeden kendi potansiyelini gerçekleştirebilir. 

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

İsrail’in ‘savaşlar arası savaş’ ikilemi
Ben Caspit | istihbarat ve casusluk | Eki 30, 2019
Lübnan’daki gösteriler Hizbullah ile tabanı arasında çatlak açtı
Makram Najmuddine | Çatışma çözümlerinde sivil toplum  | Eki 27, 2019
İsrail’in gözü Kasım Süleymani’nin üzerinde
Ben Caspit | | Ağu 27, 2019
Körfez devletlerinden aradığını bulamayan Hamas Suriye’ye yöneldi
Ahmad Melhem | Devlet dışı silahlı unsurlar | Tem 26, 2019
Ninova’daki valilik seçimleri Bağdat’taki Sünnileri böldü
Omar Sattar | Irak seçimleri | May 25, 2019

Recent Podcasts

Featured Video