Türkiye'nin Nabzı

Kırım ve coğrafyanın Türkiye’den intikamı

By
p
Article Summary
Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi Türkiye’yi çevreleyen stratejik ortamı daha da karmaşıklaştırdı. İngilizce’den Türkçe’ye çevrilmiştir.

Rusya’nın Kırım’ı ele geçirmesi Doğu-Batı hattı arasında yeni bir Soğuk Savaş’ın habercisi. Bu Türkiye’yi kimi cephelerde çetrefilli bir durumla karşı karşıya bıraktı zira gelişmekte olan kriz itinalı bir diplomasi ve siyasi yönetim gerektiriyor.  

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iktidarı ise içerideki düşmanlarına karşı siyasi bir ölüm kalım savaşı olarak gördüğü mücadeleye o kadar gömülmüş durumda ki Ankara’nın böylesi bir çaba ortaya koyup koyamayacağı bilinmiyor.

Ancak içerideki durum ne denli gergin olursa olsun bu Türkiye’nin görmezden gelmeyi ya da hafife almayı göze alabileceği bir kriz değil. Her ne kadar olaylara yön verme kabiliyeti sınırlı hatta belki de tamamen tükenmiş olsa da...

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da konuya ilişkin Ankara’nın “önceliklerini” ifade etti. Davutoğlu’nun, Rusya’nın Kırım yarımadasının kontrolünü Ukrayna’dan gasp etmesinin kanunsuzluğunu vurgulayarak ortaya koyduğu tutum Batı devletlerinin pozisyonlarıyla örtüştü.

Ancak Davutoğlu’nun açıklamalarında Rusya’ya ilişkin bir ikirciklik de söz konusuydu. Zira Rusya bir süper güç ve Türkiye Moskova’dan uzaklaşmayı kolay kolay göze alamaz. Bu eninde sonunda ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarlara zarar verecektir.

Davutoğlu Kırım Tatar Meclisi’nin eski başkanı ve Ukrayna parlamentosu milletvekili Mustafa Kırımoğlu ile bu hafta başında Ankara’da düzenlenen ortak basın toplantısında kesin bir dil kullandı. Dışişleri Bakanı Kırım’ın statüsüne ilişkin referandumu meşruiyetten yoksun bir “oldu bitti” olarak tanımladı. “Kırım’ın toprak bütünlüğü önemlidir. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ilkesiyle hareket ediyoruz” diyen Davutoğlu Ankara’nın referandum kararını tanımayacağını vurguladı.  

Bakan, Moskova’nın Kırım’ı ilhak kararında ısrarcı olması halinde Ankara’nın ne gibi adımlar atacağına ilişkin soruyu ise ihtiyatlı yanıtladı. Davutoğlu Türkiye’nin bir NATO üyesi olmasına karşın onu diğer müttefiklerden ayıran kimi etmenler olduğuna işaret ederek şöyle dedi: “Türkiye hem Ukrayna, hem de Rusya’ya komşu yegane ülke. Aynı zamanda doğrudan Kırım ile deniz yoluyla bağlantısı var. Dolayısıyla bizim herhangi bir ülkeden fazla kaygı duymamız, stratejik diplomasiyi hedeflememiz elzemdir”.

Davutoğlu, bu krizin Türkiye’yi diğerlerinden farklı bir pozisyona soktuğunu vurgulasa da sorunu tek taraflı ya da ikili ilişkiler üzerinden çözmeye çalışmak gibi bir niyetlerinin olmadığını da belirtti. Bakan Ankara’nın AB ve NATO’daki müttefikleriyle konuya ilişkin yakın temasını sürdüreceğini ifade etti.

Dışişleri Bakanının bu açıklamaları bir kez daha, uluslararası, bilhassa da Rusya ve Batı’yı karşı karşıya getirip Soğuk Savaş’ı hortlatabilecek krizler söz konusu olduğunda Türkiye’nin geleneksel müttefikleriyle hareket edeceğini göstermiştir.  

Davutoğlu’nun açıklamaları, Batılı müttefiklerin, Ankara’nın Rusya karşısındaki bu hassas durumunu anlayışla karşılaması yani Türkiye’yi şimdiye kadarkilerden daha zor bir seçimle karşı karşıya bırakmamalarına dair bir beklentiye de işaret etti.

Tüm bunlar Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’yi kilit bir bölge oyuncusu haine getirme hedefinin geride kaldığının bir göstergesi. Zira bu hedef  Türkiye’nin Arap Baharı’nın ardından Orta Doğu’da aldığı bir dizi ciddi darbeyle halihazırda zora girmişti.

Bir diğer deyişle, Robert D. Kaplan’ın sözleriyle, “coğrafyanın intikamı” Ankara’yı ülkenin geleneksel ihtiyatlı dış politikasına dönmeye zorluyor. Bu politika bir yanda çok taraflılığı sürdürürken ve bir yandan da Batı devletleriyle yapılan güvenlik anlaşmalarının korunmasına ve ilerletilmesine dayanıyor.

Nitekim, Rusya ile kafa kafaya gelmektense bu geleneksel çizgiyi izlemek Türkiye’nin elini daha çok güçlendirir. Rusya’nın Ankara üzerinden Tatarlara ulaşma gayreti de bunu gösteriyor.

Normal şartlar altında Ruslar Tatarlardan pek hoşlanmazlar. Bunun, 1853-1856 yıllarındaki Kırım Savaşı’na kadar uzanan tarihi nedenleri vardır ancak esasen Tatarların İkinci Dünya Savaşı sırasında ulus olarak Nazileri seçip Ruslara ihanet ettiği düşüncesi anılarda hala yer tutar.  

Tevekkeli değil, Kırım’ın Rus yanlısı yetkililerinin şimdi Tatarların Kırım’daki temsiliyet haklarının güvence altına alınması ve bu Türk asıllı Müslüman kesime makul mülkiyet hakları ve mali yardım sağlaması sözü verdikleri iddia ediliyor.

Vitaly Naumkin 19 Mart’taki Al-Monitor yazısında Rusya’nın beklentilerini isabetli bir şekilde özetledi. Rusya-Türkiye ilişkilerinin artık Moskova için daha da önem kazandığına işaret eden yazar şu ifadeleri kullandı: “Yıllarca gecekondulara mahkum edilmiş Kırım Tatarlarına konut yardımı sağlamak şüphesiz Türkiye’deki Kırımlı Tatarların da takdirini kazanacaktır. Türkiye’nin pozisyonu ve Karadeniz’deki menfaatleri düşünüldüğünde, Ankara’ya Kırım’daki ekonomik projelere katılması için cazip öneriler yapılabilir. Zira Kırım ekonomisi geçen iki yıl içinde düşüşe geçti”.

Geçmişte Ruslardan çok çeken Tatarların ise bu tür vaatlere çekimser yaklaşması ve Avrupa yolunda ilerleyen ve Batı’yla iyi ilişkileri olan Ukrayna’ya bağlı kalmak istemesi şaşırtıcı değil.

Ne var ki, güvenilmesi zor olsa da, Rusya’nın Tatarlara bu şekilde yaklaşması Ankara’ya Tatarların hakları konusunda Moskova’yla temasa geçmek için bir zemin sunuyor. Ankara’nın bu konuda sağlayacağı her türlü ilerleme Erdoğan’a içerideki milliyetçilerden gelen eleştirilerden de sıyrılma şansı verecek. Bu cenah hükümeti Tatarlar tehlikedeyken hiç bir şey yapmamakla eleştirmeye başladı bile.

Büyük resme gelince, Rusya’nın “Kırım’ı ilhakı” konusunda Türk diplomatlarını endişelendiren sadece Tatarların refahı değil. Zaten Davutoğlu da basın toplantısında buna dair kimi ip uçlarını verdi.

Bu oldu bitti sonucunda  bir “domino etkisi” olabileceği  uyarısını yapan Dışişleri Bakanı Azerbaycan, Gürcistan ve Moldova’nın isimlerini vererek, bu ülkelerin toprak bütünlüklerinin her hangi bir referandumla tehlikeye atılamayacağını söyledi. “Buna bir defa izin verilirse bütün bölge istikrarsızlaşır” diyen Davutoğlu, Tatarlara da 16 Mart referandumunu boykot ettikleri için teşekkür etti.

Al-Monitor yazısında Kırım’daki olayların dünya çapındaki “özerklik hareketlerine ivme kazandıracağını” belirten Naumkin  Kürtleri de bu olasılığa dahil ederek, Ankara’nın endişesinin nedenlerine işaret etti.

Tüm bunlara bir de Rusya’nın Orta Doğu’ya dönüşünü eklemeli. Rusya Kırım’da önemli bir başarı olarak gördüğü bu hamlenin ardından şimdiye dek olmadığı kadar  etkin bir şekilde bölge politikalarını sürdürecek ve  bu da Ankara’nın bölge siyasetini etkileyecektir. Dolayısıyla Erdoğan’ın baş düşmanı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Kırım’daki gelişmelerden memnuniyet duyması şaşırtıcı değil.

Bu arada Batı karşıtı Rusya’nın Orta Doğu’da güç kazanması, Erdoğan’ın hedefindeki Mısır askeri yönetimine de Batı dışında taze seçenekler sunacak.  Zira Avrupa ve ABD Mısır’a demokratik nedenlerle baskı uygulamayı sürdürüyor.

Abdül Fettah Sisi’nin Şubat’taki Moskova ziyareti Rusya ile Mısır arasında stratejik iş birliğinin zeminini oluşturmuştu. Sisi bu ziyarette Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından oldukça sıcak bir şekilde karşılamıştı.

Tüm bu gelişmeler Erdoğan’ın elini zayıflatıyor, Rusya’nın, müttefiklerinin ve Orta Doğu’daki dostlarının, yani Erdoğan’ın düşmanlarının ise pozisyonlarını güçlendiriyor. Özetle Kırım krizi Ankara için olumlu bir tablo sunmuyor ve tam da Davutoğlu’nun dediği gibi “stratejik diplomasi” gerektiriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, russia, recep tayyip erdogan, ahmet davutoglu

Semih İdiz, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Türkiye’nin önde gelen gazetelerinde 30 yıldır diplomasi ve dış politika alanında habercilik yapan İdiz’in köşe yazıları, Hürriyet Daily News ve Taraf gazetelerinden takip edilebilir. Financial Times, The Times of London, Mediterranean Quarterly ve Foreign Policy gibi yabancı yayınlar için de makaleler kaleme alan İdiz, ayrıca BBC World, Amerika’nın Sesi, NPR, Deutsche Welle, El Cezire ve çeşitli İsrail medya kuruluşlarına sıklıkla katkıda bulunmaktadır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept