Rusya ve Orta Doğu

ABD ile Rusya “laik” Suriye üzerinde anlaşmalı

By
p
Article Summary
Suriye’de diplomatik süreci canlandırmanın amacı, illa da Esad’ın gidişini sağlamak değil, laik devleti güvenceye almak olmalı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suriye iç savaşını bitirmeye yönelik diplomatik serüven, kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Kimyasal silahların imhası anlaşması ile Cenevre-2 Konferansı’yla sonuçlanan beklenti dalgası, yavaş yavaş soldu. Artık siyasi bir çıkmazdan bahsediliyor, geçen sonbaharın söylemi tekrar duyuluyor.

ABD Başkanı Barack Obama, bizlere askeri operasyonun hâlâ mümkün olduğunu hatırlattı. Suudi Arabistan da muhalefete taşınabilir hava savunma sistemleri vermeyi vadetti. BM Güvenlik Konseyi’nde ise yine karar tasarıları çatışıyor. Bölünme aynı hat üzerinden yaşanıyor: Batılı ülkeler süren çatışmalardan Beşar Esad’ı sorumlu tutmaya kararlı, Rusya ile Çin ise buna karşı çıkıyor ve teröristlere karşı – siz bunu muhalefet diye anlayın – etkin önlem alınmasını istiyor. Cenevre’de heyetler arasında mekik dokuyan, görüşmelerin resmi arabulucusu Lakhdar Brahimi’nin de sabrı tükenmeye başladı. Oysa Brahimi bugüne dek selefi Kofi Annan’dan daha sağlam sinirlere sahip olduğunu kanıtlamıştı. İsviçre’deki diplomatik cepheden gelen haberler gerçekten iç karartıcı.

Başarı şansı artık hiç kalmadı mı?

Gelin bunu sakince anlamaya çalışalım.

Şu anki durum bile, altı ay önceki beklentilerimizi fazlasıyla aşmış durumda. Kimyasal silahların Suriye’den çıkarılmasının teknik olarak mümkün olmadığını söyleyen kuşkucular korosuna rağmen, bu silahlar ülkeden çıkarılıyor. Yavaş da olsa, oflaya puflaya da olsa neticede silahlar çıkarılıyor. Cenevre-2 süreci, arzulanandan çok farklı bir katılımla toplanmış olsa da henüz somut bir gelişme sağlanamamış olsa da sonuçta başlamış durumda. Bu arada kan akmaya devam ediyor ve dış oyuncular arasında birkaç ay önce akla hayale gelmeyecek zıtlaşmalar yaşanıyor. Ancak neticede el çırpıp “Her şey bitti!” diye bağırmak için bir sebep yok.

Öte yandan, diplomatik sürecin krizde olduğu aşikâr. Geçtiğimiz eylülde Rus girişiminin verdiği itki gücü, artık değişimi kolaylaştırmaya yetmiyor. Buna benzer yeni bir itkiye ihtiyaç var. Görüşmelere sadece ivme değil, yeni bir çerçeve kazandıracak bir itki…

Uzlaşı hedefinin tüm ağırlığı şu an diplomatların omuzlarında. Diplomatlar, tarafların 180 derece zıt duruşlarını yakınlaştırmanın yolunu bulmak durumunda. Bunun için şu ana dek sadece teknik numaralar kullanıldı, yani karşıt tarafların mutabık kalacağı bir dil oluşturuldu. Bu aslında çok olağan bir yöntemdir. Tarafların birbirini reddettiği mevcut koşullarda, her şeyden önce karşılıklı güveni artıracak – şu durumda karşılıklı güveni aslında oluşturacak – önlemlere ihtiyaç var. Küçük “başarı hikâyeleri” prensip olarak sonuç alınabileceğini gösteriyor. Bu, gerekli olan teknik bir çalışmadır. Ancak ciddi bir ilerlemenin sağlanması, yalnızca siyasi düzeyde mümkün olabilir.

Suriye’deki ihtilafın kaynağı her ne olmuş olursa olsun bu çatışma, çoktandır bölgede her türlü büyük ölçekli siyasetin belirleyicisi oldu. Yakın Doğu’daki dengenin – ya da dengesizliğin – nasıl şekilleneceği, Suriye’deki gelişmelere bağlı. Nihayetinde ancak Suriyeliler kendi aralarında uzlaşabilir tezi doğru olmakla birlikte dış güçler bir anlaşmaya varmadıkça uzlaşının olamayacağı aşikâr.

Başlıca konu, Suriye’nin gelecekte nasıl bir yapıya sahip olacağıdır. Burada söz konusu olan, muhalefetin ısrar ettiği gibi sadece geçici yönetimin yapısı değil, yeni bir devlet modelidir. Cenevre görüşmelerinin merkezinde işte bu model olmalı. Mesele sadece iktidarın devri olarak görülüyorsa -- yani Esad gitsin ve başkalarına yer açsın – süreç başarısızlığa mahkûmdur. Şam teslim olmayı müzakere etme niyetinde değil, bunu hiç yapmayacak. Hele de rejim kuvvetleri savaş alanında yenilmemişken.

Öte yandan, tüm toplumsal kesimlerin haklarını hukuken ve siyaseten güvenceye alan laik bir Suriye, hem muhalefetin hem hükümetin “selameti” açısından ortak bir hedef olabilir. Dini bir devlet kurmak için savaşan radikal İslamcıların bundan hoşlanmayacağı aşikâr, ama her hâlükârda onları kendi mutlak zaferleri dışında başka bir şey zaten tatmin etmez.

Suriye’de ‘sağlıklı bir koalisyon’un kurulabilmesi için bu koalisyon önce dışarıda oluşmalı. Farklı etnik ve dini kökenlere sahip kesimlerin haklarına saygı duyan laik bir ülke anlayışı, barış sürecinin iki “baş kürekçisi” ABD ile Rusya’yı muhakkak ki bir araya getirir. Moskova çoktandır Suriye’nin İslamlaşmasının tehlikelerini dile getiriyor. Washington ise hemen olmasa da zaman içinde kıdemli emekli yetkililerin ağızından, Esad sonrasına dair en olası senaryoların ABD ulusal güvenliğine mevcut durumdan daha büyük tehdit teşkil ettiğini kabul etmeye başladı.

İşler, komşular bakımından daha karmaşık. Suudi Arabistan ile İran, Suriye’nin istikrarından çok kendi konumlarıyla ilgili. Dolayısıyla, Suriye’de kendilerine sadık olan grup ve toplulukları güçlendirmek, Riyad ile Tahran için taraflar arasında bir çıkar dengesi oluşturmaktan çok daha acil bir mesele. Burada ihtiyaç duyulan, bu devletleri uzlaşıya yöneltecek teşvikler, müstakbel Suriye modelinde bu devletlerin de menfaatlerinin gözetileceğine dair güvencelerdir.

Son olarak, Suriye’deki olayların kendi ülkeleri ve genel olarak bölge üzerindeki olumsuz etkisini asgariye indirmek isteyen ülkeler var. Bunlar,  Irak, Lübnan, Ürdün, Mısır, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri. Bu ülkelerin Suriye’nin iç işlerine dahli, aktif müdahale (Türkiye, Lübnan) ile oldukça tarafsız tutumlar (Mısır) arasında değişiyor. Bu devletler, bilhassa da Ürdün ve Mısır gibi daha uzakta olanlar, uzlaşı iklimini teşvik edecek “dengeleyicilerin” çekirdeğini oluşturabilir.

Öte yandan son dönemdeki söylentilere göre, Cenevre-2’nin yanı sıra Cenevre sürecinden dışlanan İran dâhil dış devletlerin temsil edileceği ikinci bir görüşme formatı ortaya çıkabilir. Bu, bölgesel zeminde daha etkin bir çalışma umudu vadediyor. Yakın Doğu ülkeleri arasında varılacak bir anlaşma, Suriyeliler arasındaki müzakerelerin ilerlemesini de büyük ölçüde kolaylaştıracak. Ancak bunun mümkün olabilmesi için iki büyük patron Rusya ile ABD, İran’la Suudi Arabistan başta olmak üzere katılımcı devletlere şunu kanıtlamalı ki Suriyeliler arası anlaşmanın istikrarına ilişkin garantiler – dış garantiler dâhil – onların menfaatlerini de güvenceye alabilir.

Başlıca yük şu an Moskova ile Washington’un omuzlarında. Suriye’deki uzlaşı sürecini bir tek onların yılmaz çabaları kurtarabilir. Moskova ile Washington, “müşterileri” ile aktif bir şekilde çalışarak hem muhalefete hem de Şam’a şunu anlatmalı ki tam bir “zafer” hiç kimse için mümkün olmayacak, kanın akmaya devam etmesi hâlinde de geleceğe dönük bizzat kendi şansları yok olacak. Kaldı ki dış dünya, Suriye’de iç çatışmanın sürmesini pekâlâ kanıksayabilir, tıpkı geçmişte herkesin Lübnan’da 15 yıllık iç savaşa alıştığı gibi.

Washington’dan yükselen tehditlerin -- Obama’nın askeri çözümün hâlâ mümkün olduğuna dair sözleri gibi – işe yarayacağı şüphelidir. Şam bu tehditleri ABD’nin üstü kapalı saldırganlığı olarak algılıyor, ama korkmuyor. Şam, ABD Esad’ı vurmak istese bunu geçtiğimiz eylülde zaten yapardı, inancıyla hareket ediyor. Zira o günlerde bu yönde hiç değilse bir miktar heves ve iyi bir gerekçe vardı. Ne var ki ABD o zaman bile riske girmemeyi tercih etti. O günlerin hevesini canlandırmak bugün artık mümkün değil. Dolayısıyla Obama’nın tehditleri, diplomatik sürecin bir unsurunu teşkil ediyor. Amerikalılar diplomasiyi hep böyle anlamıştır, yani masanın üzerinde daima bir tabanca durmalı ki başkaları tabanca yok diye düşünmesin. Ancak bölgede birçok kişi, ABD’nin tabancayı ateşleyebileceğinden şüphe ediyor.

Suriye barış süreci devam edecek, çünkü hiç kimse başka ne yapacağını bilmiyor. Tek alternatif, savaşın sert bir şekilde tırmanması ve bölgenin tam anlamıyla bir kaosa sürüklenmesi. Bu, kimseye fayda sağlamıyor. Dolayısıyla yapacak başka bir şey yok. Cenevre’de ve Cenevre etrafında 21.nci yüzyılın büyük diplomasisi doğuyor. Bu doğumun Moskova, Washington, Paris, Riyad ve diğer başkentlerdeki ebeleri, bebeğin sağlıklı doğup hayata tutunabilmesi için çok sıkı çalışmak zorunda.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: syrian civil war, syria, russia on syria, geneva ii, diplomacy, bashar al-assad, barack obama

Fyodor Lukyanov, Al-Monitor’da köşe yazarıdır. Russia in Global Affairs dergisinin editörü olan Lukyanov,   Dış Politika ve Savunma Konseyi'nin başkanı ve Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin üyesidir. 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept