Türkiye'nin Nabzı

Türkiye’nin Alevi sorunu neden derinleşiyor?

By
p
Article Summary
AK Parti’nin, çözümü için hiç bir adım atmadığı Alevi sorununun, Suriye’deki krize paralel olarak derinleşmesi ve buradan hareketle yeni toplumsal çatışma alanlarının ortaya çıkması muhtemel görünmektedir.

Geçtiğimiz günlerde bir vatandaşın yaptığı suç duyurusuyla, Aleviler hakkında ciddi nefret söylemi içeren bir kitaba ilişkin olarak oldukça ilginç detaylar ortaya çıktı.

Aleviler’den ‘haramı helal sayarlar’, ‘sapıklar’ diye söz eden “Batinilerin ve Karmatilerin İçyüzü” isimli bu kitap 1948 yılından beri yayın ve dolaşımdaymış.

Her ülkede bu tür nefret söylemi içeren kitaplar bir biçimde yayınlanabilmetedir şüphesiz. Ancak Turan Eser’in suç duyurusunda verdiği detaylara bakınca, bu kitabın hikâyesinin Türkiye’yi anlamak bakımından oldukça ilginç bazı detayları ortaya koyduğunu görüyoruz.

Kitabın ilk baskısı, Anayasa’ya göre bütün vatandaşlar karşısında tarafsız bir tutum içinde olması gereken ama Türkiye’de görev yapan 133.000 imamın maaşını bizzat ödeyerek sadece Sünni vatandaşlara hizmet veren Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmiş. Güncel baskıları da Sebil Yayınevi isimli bir özel yayın evi tarafından gerçekleştirilmiş.

Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ahmed Hamdi Akseki, kitaba yazdığı önsözde, Türkiye’de Alevilere ilişkin olarak kulaktan kulağa dolaşan bütün efsaneleri özetliyor. Akseki’ye göre,

“Bugün de bunların (Alevilerin) bakiyeleri vardır. Irak’ta bunların adı Karamita ve Mazdekiyye’dir. Çünkü bunlar da tıpkı Sasaniler devrinde Mazdek’in ortaya attığı mal ve kadında herkesin ortak olduğunu, bunlarda temellük ve tasarruf olamayacağını da söylüyorlardı. Horasan’da bunlara Talimiye ve Melâhide denildiği gibi; Karmat’ın kardeşi olan Meymun’a nizbetle Meymuniyye de denir. Mısır’da meşhur Ubeyd’e nisbetle Ubeydiyyun, Şam’da Nusayriye, Dürzü, Tayamine adını alır. Filistin’de Bahaiye, Hint’te Behere ve İsmailiye, Yemen’de Yamiyye, Kürdistan’da Aleviyye, Türkler arasında Bektaşi ve Kızılbaş, Acemistan’da Babiye diye anılırlar.”

Yine kitapta, Alevilerden “Kötü emeller peşinde koşan bu Şeytan ruhlu” insanlar olarak bahsediliyor ve  “Bunlardan kız alıp vermek caiz olmadığını, kestiklerinin yenmediği için bunların Yahudi ve Hristiyanlardan daha kâfir oldukları…” söyleniyor.

Ağaşıdaki satırlarla da, Aleviler cinsel sefaat içinde yüzen insanlar olarak resmediliyorlar:

“Akşam karanlığı basıp kadehler dolaşır; başlar kızar; nefisler çakır keyf olunca, bu mel’ün tarikatın bütün mensupları karılarını getirirler; her kapıdan erkeklerin yanlarına girerler; çıraları ve mumları söndürürler ve her biri eline geçeni tutar.”

Geçtiğimiz haftalarda müzisyen Fazıl Say ve yazar Sevan Nişanyan’ın Türkiye’deki Sünni inancına sahip vatandaşların dini değerlerine hakaret ettikleri gerekçesiyle hapis cezaları aldıkları göz önüne alınınca Türk yargısının, Alevileri hedef alan bu nefret sözleri için nasıl bir tutum içinde olacağı merakla bekleniyor.

Böyle bir kitabın hala yayında olması nedeniyle AKP hükümetini doğrudan doğruya sorumlu tutmak ve suçlamak şüphesiz ki mümkün görünmüyor. Ancak Türkiye’deki “Alevi sorununun” çözümü konusunda hiç bir adım atılamamış olması, şüphesiz ki bu hükümetin birinci derecede sorumluluğundadır.

DİB’in ve hükümetin Alevileri hedef alan ayrımcı uygulamalarının tam sürat devam ettiği biliniyor. Öncelikle, içlerinde Alevilerin de olduğu bütün Türkiye vatandaşlarının vergileriyle faaliyet gösteren DİB sadece Sünni vatandaşlara hizmet veriyor.

DİB ve hükümet Alevilerin ibadetleri için kullandıkları cemevlerini ibadet yerleri olarak tanımıyorlar. Çünkü Türkiye’deki resmi görüşe göre Aleviler Müslümandır ve Müslümanların da bir tek ibadet yeri vardır ki o da camidir.

Alevi vatandaşların Türkiye’ye karşı, ayrımcılığa uğradıkları iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açtıkları ve Türkiye’yi mahkûm ettirdikleri davaların gereği bir türlü yerine getirilmiyor.

Sinan Işık’ın nüfuz cüzdanının din hanesine ‘Alevi’ ibaresini yazdıramaması nedeniyle açtığı davada AİHM nüfuz cüzdanlarında din hanesinin yazılmasını dün hürriyetine aykırı bulmuştu. Türkiye’nin bu karar nedeniyle ‘din hanesini’ nüfuz cüzdanlarından çıkarması gerekiyordu ama hala bu konuda bir adım atılmadı.

Yine ayn şekilde AİHM, Hasan Zengin isimli Alevi bir vatandaşın açtığı davada, Alevilerin din dersinden muaf tutulması önündeki engeller ve bu derslerin sadece Sünni İslam’ı konu alan içeriği nedeniyle Türkiye’yi mahkûm etmişti (4). Hükümet bu karar çerçevesinde zorunlu din dersini ortadan kaldırmak için bugüne kadar adım atmadı.

AK Parti hükümetinin giriştiği reformlara bakıldığında ‘Alevi sorununun’ bu reformlardan en az nasiplenen alan olduğu görülüyor. Alevi kimliğinin tanınması ve Alevilerin ibadetlerini özgürce yapabilmeleri konusunda, hükümetin gayrimüslimlere karşı olduğundan bile daha az töleranslı olduğu söylenebilir.

Yine son yıllarda hükümetin attığı bazı adımlar Alevi’leri ciddi bir şekilde yabancılaştırıcı nitelik taşıyor. Örneğin, 19-26 Aralık 1978’de büyük bir Alevi katliamının yaşandığı Maraş ilinde, Alevilerin bu katliamı anmalarına hükümet son iki yıldan beri izin vermiyor.

İbadet yerlerini tanımayan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen din dersi gibi konularda tatmin edici iyileştirici adımlar atmayan ve son yıllarda, yaşadıkları katliamları bile anmalarına izin vermeyen bu hükümetin dış politikada izlediği Sünni yanlısı politikanın Alevilerde giderek artan bir şekilde ‘dışlanma duygusu’ yarattığı tartışmasız bir şekilde ortadadır.

Türkiye’deki Alevilerin, hükümetin Suriye politikalarını yukarıda bahsedilen tablodan bağımsız bir şekilde okumadıkları açıkça ortadadır. Bütün bu arka plan akılda tutululunca, hafatalık Agos gazetesinden Rober Koptaş’ın yaptığı şu tespitler daha kolay anlaşılır hale geliyor:

“Suriye savaşının Hatay’a etkisi, bölgede yaşayan Nusayri nüfusun huzursuzluğu ve Türkiye’ye kaçan sığınmacılara karşı pek de hoşgörülü sayılamayacak tavrında cisimleşiyor. Bunun ülke siyasetine yansıması ise, özellikle laik cenahta, AK Parti’nin Suriye’de Cihatçıları desteklediği inancı şeklinde oluyor ve bu söylem, Arap Aleviliği yani Nusayrilikle köklü bir kültürel bağı olmasa da, Anadolu Alevileri tarafından, Sünni zulmünün yeni bir tezahürü olarak görülüyor.” (5)

AK Parti’nin, çözümü için hiç bir adım atmadığı Alevi sorununun, Suriye’deki krize parallel bir şekilde derinleşmesi ve buradan hareketle yeni toplumsal çatışma alanlarının ortaya çıkması muhtemel görünmektedir.

Rober Koptaş’ın dediği gibi, hükümet “Alevilerin sorunlarını adil ve barışçı bir şekilde çözmemekte direnirse, Suriye bataklığı, Alevi damarı üzerinden Türkiye’yi de kendiyle birlikte batırabilir. Dün Kürt sorununun yarattığı buhranı, yarın Alevi sorunu tekrarlayabilir ve hepimizi cendereye alan şiddet - karşı şiddet sarmalı, kim bilir kaç yıl daha ülkeyi rehin alabilir.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: sectarian violence, turkey, syrian, sectarianism, jihadists, alevis, alawites

Orhan Kemal Cengiz, insan hakları alanında çalışan bir avukat ve köşe yazarıdır. Cengiz, Türkiye’de işkencenin önlenmesinden zihinsel engellilerin haklarına kadar geniş bir alanda faaliyet gösteren İnsan Hakları Gündemi Derneği’nin başkanlığını yapmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept