Türkiye’nin yeni tabusuyla tanışın

Özet: “Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say’ın yazdığı ve retweet ettiği tweetler nedeniyle kendisi hakkında “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı ve bu şekilde kamu barışını bozmaya elverişli bir fiil işlemiş olduğu” gerekçesiyle verilen 10 aylık mahkumiyet kararı Türkiye’de ‘Sünni İslam’ adlı yeni bir tabu inşa edildiğini haber veriyor.”

al-monitor .
Kadri Gürsel

Kadri Gürsel

@KadriGursel

İşlenmiş konular

turkey, recep tayyip erdogan, kurds, justice, democratization, akp

Nis 21, 2013

Dünyaca ünlü Türk piyanist Fazıl Say’ı, bundan bir yıl önce yazdığı ve retweet ettiği tweetler yoluyla “dine hakaret ettiği ve bu şekilde kamu barışını bozmaya elverişli bir suç işlediği” hükmüne vararak 10 ay tecilli hapis cezasına çarptıran Türk mahkemesinin bu kararının, Türkiye’deki ifade özgürlüğüne ağır bir darbe indirmiş olduğuna şüphe yok.

Mamafih mahkeme kararının sadece “ifade özgürlüğü”ne ve dolayısıyla demokrasiye ağır hasar verdiğini saptamakla yetinirsek hükmün siyasi ve ideolojik içeriğini ve dolayısıyla maksadını görmezden gelmiş oluruz.

Türk mahkemesinin Fazıl Say hakkında vermiş olduğu karar, Türkiye’deki rejim değişikliği süreciyle doğrudan ilgili.

Kendisini Türkiye’deki eski Kemalist Cumhuriyet’in bekçisi olarak gören laikçi, askeri ve bürokratik vesayet  güçlerine karşı verdiği iktidar mücadelesini kazanan yükselen yeni muhafazakar burjuvazi ve Neo-İslamcı siyaset sınıfının bir ittifakı olan AKP, yargı üzerindeki kontrolünü de pekiştirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’si arkasına Sünni muhafazakar toplum kesimlerinin desteğini de alarak sahip olduğu büyük gücü şimdi kendi siyasi kültürünü tüm topluma egemen kılmak için kullanıyor. Ve bunu otoriter bir üslupla yapıyor.

Eski Türkiye’nin otoriter siyasi kültürünün yargı kararları ve mahkumiyetlerle tahkim edilmiş kendine özgü tabuları vardı: “Türklük” ve “Atatürk” yargı kararlarıyla dokunulmaz hale getirilmişti; askerlerden korkulurdu. Kürt sorunu ve Ermeni soykırımı konuları üzerinde adeta bir konuşma yasağı söz konusuydu. Şimdi bunların hiçbiri söz konusu değil.

“Türklüğe hakaret” suçu hakkında soruşturma açmak için Adalet Bakanı’ndan izin alınması şartı getirildi. Atatürk artık yargı koruması altında değil. Onun bir diktatör olduğunu söyleyenlerin başına kötü bir şey gelmiyor. Kürt ve Ermeni sorunları tabu olmaktan yıllar önce çıktı. Yeni Türkiye, Kürt sorununa siyasi bir çözüm getirme yolunda ilerliyor.   

Ancak bütün bu gelişmeler Türkiye’nin tabularından kurtulduğu anlamına gelmiyor. Yeni tabular inşa ediliyor Türkiye’de ve yine yargı kararları bu tabuların oluşumunda işlevsel.

Fazıl Say kararında olduğu gibi...

Piyaniste tecilli 10 ay hapis cezası verilmekle neyin tabusunun inşa edildiğine geçmeden önce mahkemeye göre suç oluşturan o tweetleri hatırlayalım...

Aşağıdaki tweeti Fazıl Say yazmadı, sadece retweetledi ama mahkeme yazana değil piyaniste ceza verdi:

“Bilmem fark ettiniz mi ama nerede yavşak, adi magazinci, hırsız şaklaban varsa hepsi Allahçı, bu bir paradoks mu?”

Bu tweette dindarlar değil ama zaaflı kişiliklerin İslamcı iktidardan güç ve menfaat elde etmek için kendilerini dindar göstermeleri hicvediliyordu aslında...

Bu tweette ise Fazıl Say akşam ezanını kötü okuyan müezzinle dalga geçiyordu:

“Müezzin 22 saniyede okudu akşam ezanını yahu. Prestissimo con fuco!!! Ne acelen var? Sevgili? Rakı masası?”

Fazıl Say’ın 11’nci yüzyılda İran’da yaşamış şair Ömer Hayyam’a tartışmalı biçimde atfedilen şu dörtlüğü tweetlemesi de mahkemeye göre suç sayıldı:

‘Irmaklarından şaraplar akacak’ diyorsun

Cennet-i ala meyhane midir?

‘Her mümine iki huri’ diyorsun

Cennet-i ala kerhane midir?

Türk mahkemesi piyanisti Türk Ceza Kanunu’nun 216/3 numaralı maddesine dayanarak mahkum etti. O maddede şunlar yazıyor:

“Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına çarptırılır.”

Görüldüğü gibi yasa maddesinde, sanığın aleyhinde hüküm kurulması için işlediği iddia olunan “fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması” gibi bir koşul getirilmiş...

Demek ki mahkeme Fazıl Say’ın bu tweetleri nedeniyle kamu barışının bozulmaya elverişli hale geldiğine hükmetmiş... Ancak bu konuda somut, ikna edici delil yok. Fazıl Say’a karşı oluşan tepkiler babında en fazla, ona İslamcıların ve dindarların attıkları öfke dolu tweetler ya da bazı iktidar yanlısı, İslamcı web sitelerinde piyanist aleyhinde kaleme alınmış yazılar gösterilebilir. Bu nedenle kamu barışının bozulmaya elverişli hale geldiğinden kimsenin haberi olmamıştı. Ancak bu mahkeme kararı Fazıl Say’ı gerçekten de hedef haline getirdi. Demek ki asıl şimdi kamu barışının bozulmaya elverişli hale geldiğini söylemek mümkün.

Mahkeme kararının amacı kamu barışını korumak değil Türkiye’nin yeni tabusunu inşa ve tahkim etmektir. Bu tabunun adı “Sünni İslam dinselliği”dir.

Mahkeme 18 Nisan’da gerekçeli hükmünü açıkladı. Gerekçede suç isnat edilen tweetlerin, “Kamusal tartışmaya hiçbir katkıda bulunmayan ve yeryüzünde yaşayanların büyük çoğunluğunun mensubu oldukları 3 büyük dinin ortak değerleri olan Allah, cennet ve cehennem gibi kavramlara yönelik hislerini nedensiz yere incitecek ve bu kavramların anlamsız, gereksiz ve değersiz olduğu kanaatini uyandıracak şekilde dini değerleri aşağılamak kastıyla yazıldığı kanaatine varıldığı” belirtiliyor.

Mahkemenin hangi entelektüel otoriteyle bu tweetlerin kamusal tartışmaya hiçbir katkıda bulunmadığına hükmettiği belli değil.

Mahkemenin esas kaygısının ise “dini kavramların tartışılması”nın engellenmesi olduğu anlaşılıyor.

Bir de gerekçeli hükümde, söz konusu tweetlerin “kamu barışını bozmaya elverişli olması” hususunun “soyut bir tehlikeyi” içerdiği, hüküm kurmak için tehlikenin gerçekleşmesinin aranmadığı belirtiliyor. Bu ifadeler, Türkiye’de fikir ve ifade özgürlüğü ile demokrasinin geleceğinin bu yargı kararıyla son derece tehlikeli bir yola sokulduğunun kanıtıdır. Demek ki bundan sonra yargı, dinselliğin ve dinin bir biçimde ve alenen tartışılmasını, kendi soyut ve sübjektif değerlendirmelerine tabi tutup “kamu barışını bozmaya elverişli” saymak suretiyle engelleyebilecektir.

Fazıl Say’ın tweetlerini şok edici, rahatsızlık yaratıcı ve saldırgan bulanlar olabilir. Ancak bütün bu özellikler, sorgulananlar hakim değer ve kavramlar olduğunda, ifade özgürlüğünün ruhuna yabancı değildir.

Türkiye’de bu yargı kararıyla çekilen kırmızı çizgiler “Sünni İslam dinselliği”ni eleştiriden muaf hale getiriyor.

Diğer taraftan yargının, azınlıkta kalan her türden inanç ve eğilimin, çoğunluktan güç alan nefret suçlarına karşı korumakta üzerine düşeni yaptığını iddia etmek mümkün değil.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Rusya’nın Sudan üssü Türkiye ve Biden’a mesaj mı?
Anton Mardasov | Rus etkisi | Kas 19, 2020
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020
Ekonomide kadro değişimi erken seçim amaçlı
Mustafa Sönmez | Türkiye seçimleri | Kas 12, 2020
Kriz büyürken iş dünyası suspus
Mustafa Sönmez | | Kas 5, 2020
Fransa boykotu iç tribünlere dönük
Mustafa Sönmez | | Eki 29, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye Barış Pınarı’nda yeni bir sayfa mı açıyor?
Fehim Taştekin | türk-kürt çatışması | Kas 25, 2020
al-monitor
Döviz-faiz sıkışması ve yeniden küçülme
Mustafa Sönmez | | Kas 20, 2020
al-monitor
Azerbaycan’a asker tezkeresi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Kas 19, 2020
al-monitor
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020