Ana içeriğe atla

EastMed’in rafa kalkması Türkiye-İsrail ilişkilerinde bir fırsat kapısı mı?

ABD’nin EastMed projesinden desteğini çekmesi ve Türkiye’nin yeni bir gaz aktarım projesi için İsrail ile görüşmeye hazır olduğunu söylemesi, iki ülke arasında normalleşme sürecini teşvik edebilir. 
Israel gas

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada İsrail gazının Türkiye üzerinden aktarılması için “Oturup şartları konuşuruz” diyerek iki ülke arasında görüşmelere yeşil ışık yaktı. Erdoğan’ın bu sözlerinin nedeni ise ABD’nin Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı (EastMed) projesinden desteğini çekmesi.

İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasındaki 2 Ocak 2020 tarihli anlaşmaya dayanan proje, İsrail’in sahip olduğu doğal gazın 10 milyar metreküplük kısmının önce Kıbrıs’a, ardından Yunanistan ve İtalya’ya taşınmasını öngörüyordu. ABD’nin projeye desteği, EastMed için yeşil ışık demekti. Bin 900 kilometre uzunluğunda ve 7 milyar avroya mâl olması beklenen proje, Rusya’ya doğal gaz bağımlılığı yüzde 35 düzeyinde olan Avrupa Birliği için bu bağımlılığı azaltmanın bir yolu olarak görülüyordu. AB ve İsrail’in anlaşmadan üç yıl önce yayınladıkları ortak deklarasyonlarda da bu vurgu yer almıştı. Ancak projenin özellikle rotası ve maliyeti ciddi soru işaretlerine neden oluyordu. Nitekim ABD de bu unsurları gözden geçirerek üç nedenle projeden desteğini çekti: Maliyet yüksekliği, çevresel kaygı ve jeopolitik gerilim. 

Washington’a göre projenin kapasitesi dikkate alındığında maliyeti fazlasıyla yüksek. Kıyaslanacak olursa örneğin, Rusya’dan Almanya’ya uzanan 55 milyar metreküp kapasiteli Kuzey Akım II projesinin yaklaşık maliyeti 10-11 milyar dolar. ABD’nin ikinci kaygısı çevre ve iklim. ABD’de yaşanan yönetim değişikliğinin önemli bir sonucu, iklim krizinin öncelikli bir konu hâline gelmesi. Washington, kömüre göre karbon salımı düşük olsa da doğal gaz yerine yenilebilir kaynaklara yatırım yapılmasını tercih ediyor. Tam da bu nedenle denkleme Mısır’ın da dâhil edilerek elektrik aktarım hatlarının kurulmasını salık verdi. Dahası, EastMed’in Türkiye’yi dışladığı düşünüldüğünde ABD örtülü olarak projenin aşırı siyasi bir niteliğe büründüğüne, bunun da gerekli olmadığına kanaat getirmiş görünüyor. 

ABD’nin projeden desteğini çekmesi “Şimdi ne olacak?” sorusunu gündeme getiriyor. İşte bu noktada Türkiye devreye giriyor.  Cumhurbaşkanı Erdoğan projenin mevcut koşullar altında imkânsız olduğunu, İsrail gazının Türkiye üzerinden taşınması senaryosunun daha gerçekçi olduğunu hatırlattı. Erdoğan koşulların da konuşulabileceğini söyledi.

Erdoğan’ın müzakereye açık tutumu ve İsrail’e verdiği mesaj, Türk dış politikasındaki değişim dikkate alındığında şaşırtıcı değil. Türkiye 2021’de yeni bir Orta Doğu açılımı yaparak Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini revize etme gayretine girdi. Bu konuda ilk adım Mısır ile görüşmelerin başlatılmasıyla atıldı. BAE ile haziranda başlayan görüşmeler 24 Kasım’da BAE fiili lideri Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed El Nahyan’ın ziyareti ile taçlandırıldı. Erdoğan’ın gelecek ay Suudi Arabistan’a gideceğini açıklaması normalleşme çabalarının Suudi Arabistan’la devam edeceğini gösteriyor. İsrail konusunda da emareler mevcut. Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri 2010’da Mavi Marmara olayıyla kesintiye uğramıştı. 2016’da iki ülke arasında normalleşme adımları atılmış  ve  enerji alanında işbirliğine dönük görüşmeler yapılmıştı. Ancak siyasi gerilimlerin yeniden yükselmesi yalnızca İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarılma projesini rafa kaldırmamış, ilişkilerin genel olarak tıkanmasına neden olmuştu. 

Geçtiğimiz kasım ayında iki İsrail vatandaşının İstanbul’da ajanlık suçlamasıyla  gözaltına alınması yeni bir kriz sebebiyken ortaya çıkan çözüm, ilişkilerin iyileştirilmesi için zemin olduğunu gösterdi. İsrailli çiftin serbest bırakılmasının ardından İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Erdoğan’ı araması önemli bir adımdı. 

Erdoğan şimdi EastMed projesinin rafa kalkma ihtimalini de hem siyasi hem de ekonomik olarak avantaja çevirme gayretinde. Herzog’un gelecek ay Türkiye’ye gelme ihtimalinin dile getirilmesi de bu açıdan önemli. Peki, İsrail gazı iki ülke arasında gerçekten köprü işlevi görebilir mi?

Öncelikle, Herzog ve Erdoğan bir araya geldiklerinde ana konulardan biri doğal gaz aktarımı olsa dahi Filistin sorunu ve Hamas’ın Türkiye’deki varlığı gibi ikili ilişkilerde gerilim yaratan zorlu siyasi konular var. İsrail Hamas’ın Türkiye’deki faaliyetlerine son verilmesini istiyor.

Enerji konusuna gelince, İsrailli kaynaklar Türkiye ile Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ı dışlayan bir politika yürütmeyeceklerini ifade ediyorlar. Türkiye’nin bu noktada Güney Kıbrıs ile yetki alanlarını şimdilik dışarıda tutmak ve görüşmelere etkisini azaltmak için Türkiye ile İsrail arasında bir hattı önermesi akla daha yatkın. Öncelik Türkiye ile İsrail arasında ortak bir zeminin yakalanması olacaktır. Türkiye’nin yıllık gaz tüketimi 55-60 milyar metreküp arasında ve üç ana tedarikçisi var: Rusya, Azerbaycan ve İran. Bir de payları düşük olmakla beraber Cezayir ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG). Türkiye gibi tüketimi yüksek bir pazara gaz satmak İsrail için de cazip olabilir. 

İsrail’den Türkiye’ye gaz aktarılması yalnızca ekonomik açıdan değil, siyasi açıdan da Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki dışlanmışlığını azaltabilir. Türkiye 2019’dan itibaren deniz yetki alanlarındaki anlaşmazlıklarda tavrını sertleştirdi, askeri gemiler eşliğinde gaz arama faaliyetleri yürüttü. Hâlihazırda bu politikadan AB ile sorun yaşanmaması için geri adım atmış görünüyor. Ancak buradaki denklemin bir parçası olmak, dışlanmamak da istiyor. Örneğin İsrail, Filistin, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır, Ürdün, Fransa ve İtalya’nın tam üye olarak, ABD ve AB’nin de gözlemci olarak yer aldığı Kahire merkezli Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na Türkiye davet edilmedi. İsrail ile yakınlaşma bu yapıya dâhil olmayı sağlamasa bile Türkiye’nin yalnızlığı azalacak.

İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarımı da birkaç gerekçeyle tartışmaya açık. Bunlar aynı zamanda Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın resme dâhil olmasına engel olabilecek faktörler. İlk olarak, gazın maliyeti EastMed kadar olmasa da yine yüksek olacak. 

İkincisi, iklim krizine ilişkin perspektif. AB 2030’a kadar enerji sepetinde doğal gazın payını yüzde 25 azaltmak, 2050’de ise sıfırlamak istiyor. Bu noktada kalıcı boru hatları yerine LNG daha uygun bir seçenek gibi görünüyor. Nitekim AB’nin Aralık 2021’de ithal ettiği LNG bir önceki yıla göre 16’lık bir artış yaşadı ve aylık bazda 7.15 milyon tona çıkarak rekor kırdı. Yani LNG eğiliminde güçlenme var. Dahası, gaz fiyatlarının 1100 dolarlara kadar çıkması nükleer dâhil alternatifleri gündeme getiriyor.

Son olarak, doğal gazın boru hattıyla aktarımı gündeme gelecekse Rusya’ya bağımlılığı artıracak olmakla beraber 55 milyar metreküplük Kuzey Akım II hattının inşası çoktan bitti. Yani hazır bir hat var. Bir de Gazprom burada gazı İsrail’e göre daha ucuza sağlarsa İsrail gazının cazibesi azalır.

Sonuç olarak pek çok uzmanın belirttiği gibi EastMed projesi rafa kalktı sayılır. Bu gelişme, Türkiye’nin yeni Orta Doğu açılımında İsrail ile ilişkiler açısından 2016’da gündeme gelen yeni işbirliği ve normalleşme süreci için bir fırsat penceresi sunuyor. İsrail ile Türkiye arasında bir doğal gaz projesi yürütülmesi muhtemel. Ancak AB’nin genel politikası ve ekonomik koşullar dikkate alındığında bu gazın şimdilik Türkiye sınırları içerisinde kalma ihtimali yüksek görünüyor. Türkiye’nin İsrail ile açılan fırsat penceresiyle ilişkilerini normalleştirmesi ise Erdoğan’ın genel olarak bölgeyle ilişkileri açısından önemli bir kazanım elde etmesi ve Doğu Akdeniz denkleminde Türkiye’nin dışlanmışlığının geriletilmesi demek.