Ana içeriğe atla

ABD’nin Türkiye destekli gruba yaptırım uygulaması Suriyeli Kürtleri memnun etti

ABD’nin Türkiye destekli Ahrar El Şarkiye grubuna getirdiği yaptırımların somut sonuç doğurup doğurmayacağını zaman gösterecek.
Hevrin Khalaf's mother, Souad Mohammad, is seen with an image of her daughter in this undated photo.

Türk güçlerinin ABD Başkanı Donald Trump’ın yeşil ışık yakmasıyla kuzeydoğu Suriye’ye girmesinden üç gün sonra 12 Ekim 2019’da, bölgede yükselen bir Kürt siyasetçi olan Hevrin Halef, Türkiye destekli Sünni silahlı gruplardan biri olan Ahrar El Şarkiye tarafından pusuya düşürülmüş ve vahşice infaz edilmişti. 35 yaşındaki kadının bedeni mermilerle delik deşik edilmiş, başının derisi sökülmüş, aldığı çok sayıda darbeden bacağı ve kafatası kırılmıştı. Militanların cezalandırılma gibi bir kaygısı olmamış olacak ki bu savaş suçunu videoya çekmiş ve internetten yayınlamışlardı.

Joe Biden yönetimi 28 Temmuz’da Suriye’ye yönelik ilk yaptırımlarını açıkladı. Yaptırımların hedefinde Ahrar El Şarkiye örgütü ve Ebu Hatem Şakra olarak da bilinen ve Halef’in öldürüldüğü sırada orada bulunan örgüt lideri Ahmed İhsan Feyyad El Hayes vardı. Yaptırımlar ayrıca Suriye’deki sekiz hapishaneyi, bu hapishaneleri yöneten Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a bağlı beş rejim görevlisini ve rejim yanlısı bir milis grubunu kapsıyordu. ABD Hazine Bakanlığı, Ahrar El Şarkiye’yi Halef’in infazının yanı sıra İslam Devleti üyelerini saflarına katmak ve kuzeydoğu Suriye’de sivilleri öldürmek ile suçladı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken yaptığı açıklamada “Bu yaptırımlar, ABD’nin insan haklarına saygı duyulmasına ve Suriyelilere yönelik hukuksuzlukların cezasız kalmamasına verdiği desteğin altını çiziyor” dedi. 

Yaptırıma uğrayan hapishaneler arasında kötü şöhretli Saydnaya hapishanesi başta olmak üzere “Sezar” kod adıyla bilinen rejim firarisinin sızdırdığı çok sayıda işkence fotoğrafının çekildiği hapishaneler vardı. Trump yönetiminin Esad rejimine karşı uygulamaya koyduğu mali yaptırımlara bu kişinin adı verilmişti.

Son yaptırım açıklaması, kızının parçalanan yüzünde bir tek çenesinin sağlam kaldığını anlatan Halef’in annesi Suad Muhammed’e bir nebze teselli olmuş.

Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı ABD’nin müttefiki olan Suriye Demokratik Güçleri’ni hedef almıştı. ABD’nin harekâta sessiz kalmasının da etkisiyle BM verilerine göre 200 binden fazla Suriyeli Kürt ve Arap yerinden edildi, ABD tarafından korunduklarını düşünen sayısız insan da ihanete uğramış hissetti. Bu duyguyu belki de en derin hissedenlerden biri, kuzeydoğu Suriye’deki Derik kasabasında yaşayan Halef’in annesiydi.

WhatsApp üzerinden ulaştığımız Suad Muhammed, “Amerika’nın Hevrin Halef’in katillerini ifşa etmek için attığı adımdan memnun oldum. Bu, önemli bir adım. Dolayısıyla Biden yöntemine teşekkür ediyorum” dedi ve ekledi: “Ne var ki kızımın ölümünün arkasındaki gerçek failler, gerçek güçler de cezalandırılmalı. Recep Tayyip Erdoğan’ı kastediyorum, Türkiye’nin lideri.”

Yaptırıma uğrayan ilk Türkiye destekli muhalif örgüt olan Ahrar El Şarkiye’ye karşı bu denli geç harekete geçilmesinin bir nedeni, Trump yönetimindeki yetkililerin, NATO müttefiki Türkiye’yle gerilim yaratacağı gerekçesiyle böyle bir adıma sert bir şekilde karşı çıkmasıydı. Trump yönetimindeki Ankara destekçileri silahlı grupların dezenformasyon kampanyalarına maruz kaldığını savunur, ortaya kanıt konulduğu zaman da adım atmak için doğru zaman olmadığını ya da yönetimin ikili ilişkilerde farklı önceliklere sahip olduğunu söylerlerdi.

Türkiye destekli silahlı gruplar Suriye Milli Ordusu (SMO) çatısı altında faaliyet gösteriyor. SMO ise muhalefetin kurduğu İstanbul merkezli Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı. Türkiye’nin kuzey ve kuzeydoğu Suriye’de gerçekleştirdiği üç büyük askeri harekâtın üçünde de yer alan silahlı gruplar, halen Türkiye’ye buralarda sağladığı kontrolü devam ettirmesine yardım ediyorlar. Hayes gibi üst düzey örgüt mensuplarına Türk vatandaşlığı verildiği ve bu kişilerin Türkiye’de ticari işletmelere sahip olduğu iddia ediliyor. 

Suriye’deki muhalif gruplar konusunda önde gelen araştırmacılar arasında sayılan Princeton Üniversitesi doktora adayı ve Newlines Strateji ve Politika Enstitüsü üyesi Elizabeth Tsurkov’a göre “Ebu Hatem Şarka ve erkek kardeşi yağma, haraç, kaçakçılık ve fidye için adam kaçırmaktan milyonlarca para kazandılar.” 

Türkiye’yle ilişkilerde daha sert bir çizgi benimseyen Biden yönetimi, bu konuda Kongre’de hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin desteğine sahip. Türkiye’nin kötüleşen insan hakları karnesini çeşitli vesilelerle eleştiren ABD Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde de Türkiye’yi çocuk asker kullanan ülkeler listesine koydu. Bu karar da Suriye’de ciddi hukuksuzluklara imza atan bir başka Türkiye destekli grupla bağlantılıydı. Sultan Murad Tümeni isimli Sünni örgütün Libya’daki BAE destekli güçlere karşı savaşmak üzere Ankara adına çocuk yaşta savaşçı topladığı belirtiliyor. Çocuk savaşçı iddiasını sert bir dille reddeden Türkiye, 29 Temmuz’da açıklanan yaptırımlara henüz tepki vermiş değil.

Al-Monitor’un görüştüğü Biden yönetiminden üst düzey bir yetkili, Trump ekibinin Ankara’yı kollaması hakkında yorum yapmak istemedi. Kimliğinin açıklanmamasını isteyen yetkili, “Önceki yönetimin yaptıkları hakkında konuşmayacağım. Sadece şunu söyleyebilirim ki attığımız bu adımla, insan hakları ihlallerini sürdüren ve aralarında tüm taraflardan aktörlerin olduğu grupların peşini bırakmayacağımızı ortaya koymak istedik” dedi. 

Yönetimin Suriye stratejisinde “Suriye halkının çektiği acıların hafifletilmesine öncelik verildiğini” vurgulayan yetkili, bu kapsamda BM’nin Suriye’ye insani yardım ulaştırabilmesi için Irak, Ürdün ve Türkiye sınırlarında kapatılan üç sınır kapısının yeniden açılması için çaba sarf ettiklerini ancak Rusya’nın buna izin vermediğini belirtti. 

Yetkili şöyle konuştu: “Son birkaç ayda ilmek ilmek işlediğimiz geniş kapsamlı stratejide [Kürt kontrolünde olan] kuzeydoğudaki varlığımızı İslam Devleti’ne karşı mücadelede kullanmayı, ülke genelinde insani yardım erişimini genişletmeyi ve [isyancıların kontrolündeki] kuzeybatı ile kuzeydoğudaki mevcut ateşkes anlaşmalarının sürdürülmesini amaçlıyoruz. Bugün attığımız adım da insan haklarının önceliğimiz olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Diğer yandan, yaptırımların herhangi bir insani yardım faaliyetini engellememesi veya aksatmaması için çalışıyoruz.”

Yetkili sözlerini şöyle sürdürdü: “Ahrar El Şarkiye en berbat aktörlerden biri. Kontrol ettiği bölgelerde Suriyeli sivillere yönelik süreklilik arz eden ihlallerin faili olup Ezidiler ve Kürtler dâhil azınlıkları özellikle hedef almıştır. Yaptığımız değerlendirmede bu grubun geçmişteki ve halen devam eden ihlalleri nedeniyle özellikle ayrıştırılmasına karar verdik.”

Sağlam delil toplamanın “çok zaman aldığını,” Ahrar El Şarkiye’ye yönelik yaptırım kararının o nedenle bu kadar uzadığını belirten yetkili, “Şunu da söyleyebilirim ki bu hak ihlallerinden kaynaklı süregelen kaygılarımız konusunda Suriye Geçici Hükümeti ile Suriye Ulusal Ordusu’nun çeşitli unsurlarını perde arkasından harekete geçirmeye çalıştık” dedi. Ancak baskının faydası olmamış.

Yetkili şöyle devam etti: “Özellikle Ahrar El Şarkiye’nin hareket tarzında herhangi bir değişiklik göremedim. Temaslarımızın görünür bir etki yarattığına ilişkin bilgi sahibi değilim. Bu nedenle özellikle bu grubun kaygı konusu olduğuna dair net bir mesaj vermenin önemli olduğunu düşündük. Kaldı ki Suriye Milli Ordusu’nda yer alan grupların tümünü kesinlikle aynı kefeye koyamam.”

Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan Süleyman Şah Tugayı’ndan bir militana göre Hayes’in son dönemdeki akçeli işleri arasında, yabancı İslam Devleti militanlarının kuzeydoğu Suriye’deki El Hol kampında bulunan eş ve çocuklarının kaçak yollardan Türkiye’ye sokulması da var. 

Yaptırım listesinde El Kaide ve İdlib’i kontrol eden cihatçı örgüt Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) ile bağlantılı iki şahıs da yer alıyor. HTŞ hem ABD Dışişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler’in hem de Türkiye’nin terör listesine alıyor. Ancak Türk güvenlik birimlerinin HTŞ ile yakın çalıştığı, iki taraf arasında gergin de olsa karşılıklı fayda sağlayan, taktiksel bir ittifak olduğu sır değil. 

Ankara son aylarda bazı gazetecilerin sınırı geçerek HTŞ lideri Ebu Muhammed El Colani ile röportaj yapmasına imkân tanıdı. Colani meşru bir muhalefet lideri olarak kabul görmek için imaj değiştirmeye, kendisini ılımlı bir İslamcı olarak sunmaya çalışıyor ama görünen o ki bu çabaları Washington’ı pek etkilemiş değil.

Al-Monitor’a konuşan üst düzey yönetim yetkilisi ABD’nin HTŞ’ye bakışının değişmediğini belirtirken, “Bilhassa Colani ABD’nin [terör] listesinde yerini koruyor ve bildiğiniz gibi hakkında yakalanma bildirimi yapılmış durumda” dedi. Yetkili, Biden yönetiminin İdlib vilayetinde ateşkesi desteklediğini, Rusya ya da rejimin buraya saldırmasını istemediğini ve HTŞ’nin saldırı bahanesi olarak kullanılmasına karşı olduğunu belirtmekle birlikte “Bu örgütle normalleşmeye, onu muhatap almaya veya örgüte yönelik yaklaşımımızı değiştirmeye açık değiliz” dedi.

Yaptırımların pratikte ne gibi etkisi olacağını zaman gösterecek. 

Suriye’deki hak ihlallerini izleyen Washington merkezli Suriye Adalet ve Hesap Verebilirlik Merkezi’nin hukuk direktörü Roger Lu Phillips’in Al-Monitor’a değerlendirmesi şöyle: “Hak ihlallerinde bulunan yapıları, bunların uzantılarını duyurmak sembolik olarak olumlu bir şey. Fakat Türkiye söz konusu olduğunda bunun etkisini kestirmek çok zor. ABD zorlu bir denge oyunuyla karşı karşıya. Pek çok ortak menfaatiniz olan Türkiye’yle gerilim yaratmadan Türkiye destekli milis gruplarına nasıl yaptırım uygulayacaksınız? Türk askeri güçleri ile bu güçlerle iç içe olan Suriyeli milisleri ayrı tutmaya çalıştıkları ortada. Örgütlerin isimlerini açıklamanın ötesinde daha güçlü bir baskı aracınız olmadan [yaptırıma tabi gruplara ait] mali kaynaklara nasıl el koyacak veya bunları nasıl kontrol edeceksiniz? Bu sorun bu şekilde çözülemez.”

Biden yönetimi hâlihazırda Kabil havaalanının güvenliğinin sağlanması konusunda Ankara’yla görüşmeler yürütüyor. Türkiye, 11 Eylül’e kadar çekilecek olan ABD güçlerinin ardından havaalanındaki askerlerinin kalmasını teklif etti. Biden yönetiminin bu görüşmeleri aksatmaktan çekindiği için Türkiye’yi insan hakları ihlalleri konusunda sıkıştırmaya artık o kadar meyilli olmadığı yorumları yapılıyor.

Bu tür şerhlere rağmen kuzeydoğu Suriye’ye hâkim olan Kürt önderliğindeki yönetim yaptırım paketini olumlu karşıladı ve devamını beklediğini söyledi. Kuzeydoğu Suriye’de iktidarı paylaşan yapılardan biri olan Suriye Demokratik Konseyi’nin Washington temsilcisi Sinem Muhammed yaptırım kararını “büyük bir başarı” olarak niteledi. Al-Monitor’a konuşan Muhammed, “Suç işleyen, kadınlara tecavüz eden, insanları öldüren, Afrin’deki mülkümü yağmalayan El Hamza Tugayı, Sultan Murad, Sultan Süleyman Şah Tugayı gibi başka gruplara da yaptırım uygulanmasını dört gözle bekliyorum” dedi.

Tsurkov yaptırımların etkili olabileceğine inanıyor ve şöyle diyor: “Ahrar El Şarkiye’ye getirilen yaptırımların somut etkisi olacak. Birincisi, grup yöneticilerinin ileride herhangi bir siyasi sürece katılması zorlaşacak. Ayrıca, bu şahısların dolarla işlem yapan bankacılık sistemine erişimi kesilecek.”

Yaptırımların Türkiye’ye de ihlalleri dizginlemekte baskı gücü kazandıracağını düşünen Tsurkov, “Suriye Milli Ordusu’ndaki kaynaklarımdan duyduğuma göre benzer ihlallerde bulunan başka grupların komutanları sıranın yakında kendilerine geleceğinden endişeli” diyor. 

Derik’te ise Halef’in annesi ABD farklı davransaydı kızının öldürülmesini engelleyebilirdi diye düşünüyor. “Yine de biz Kürtler ‘Sehid Na Mirin!’ deriz” diyerek sözlerini tamamlıyor. Bu deyim Kürtçe “şehitler ölmez” anlamına geliyor.

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial