Ana içeriğe atla

Çocuk savaşçılar Suriyeli Kürtlerin meşruiyet arayışına gölge düşürüyor

​Çocuk yaştaki Suriyeli Kürtlerin halen silahlı örgütlere alınıyor olması, kuzeydoğu Suriye’deki özerk idarenin meşruiyetini gölgeliyor.
Fighters from the Kurdish Women's Protection units (YPJ) participate in a military parade on March 27, 2019, celebrating the total elimination of the Islamic State (IS) group's last bastion in eastern Syria, in the northwestern city of Hasakah, in the province of the same name. (Photo by Delil SOULEIMAN / AFP)        (Photo credit should read DELIL SOULEIMAN/AFP via Getty Images)

Suriye’nin Derbesiye kentinde yaşayan 16 yaşındaki Kürt lise öğrencisi Rawan Aleku 8 Ekim’den beri kayıp. Baba Ümran yerel basına yaptığı açıklamalarda kızının silahlı bir grup tarafından kaçırıldığını ve sonra “başka bir gruba” teslim edildiğini iddia ediyor. Baba, kuzeydoğu Suriye’nin “en yüksek otoritesi” olarak tanımladığı ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Başkomutanı Mazlum Kobane’ye seslenerek “İnsani görevinizi yerine getirin” diyor.

Ümran 10 Kasım tarihli Facebook mesajında “Dürüstseniz eğer kızım Rawan Aleku’yu bana geri verin. Onun yokluğu beni öldürüyor. Bedeli ne olursa olsun, hayatıma mal olsa bile onu geri almak için mücadele edeceğim” diyor. 

Rawan, kayda değer Kürt azınlıkların yaşadığı Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki Kürt isyancılara gönüllü veya zorla katılan onlarca çocuktan biri. Kürtlerin varlığını inkâr eden, kendine Kürt diyenleri silahla susturan acımasız rejimlere karşı yıllardır hak mücadelesi veren Kürtler, bazı evlatların “davaya” feda edileceğini kabul etmişlerdi. “Şehit düşen” evlatların özenle çerçevelenmiş üniformalı resimleri pek çok evde gururla sergilenir. Ölenlerin aileleri ayrıcalıklı bir konum kazanır. Ancak kuzeydoğu Suriye’de bu atmosfer değişiyor. Savaştan uzak, sakin bir hayat isteyen Kürtlerin sayısı artarken, Ümran gibi bazı ebeveynler hoşnutsuzluklarını artık açıkça dile getiriyor. 

Rojava’yı Tanrı mı yönetiyor?

Acılı baba yerel Arknews sitesinde yayınlanan yazısında şöyle yakarıyor: “Kızımı geri almak için özerk yönetimin kurumlarında çalmadığım kapı kalmadı. Ancak anlaşılan o ki Rojava’yı insanlar değil, ulvi bir güç, Tanrı yönetiyor. Çünkü herkes beni ‘yukarıya’ yönlendiriyor. Kararların ‘yukarıdan’ geldiğini söylüyor, ‘Biz bir şey bilmiyoruz’ diyorlar. Yukarıda Tanrı’dan başkası var mı? Özellikle General Mazlum’a (Kobane) bizzat müdahil olması, acımı dindirmesi için sesleniyorum. Sen bizim son umudumuzsun.” 

Suriye’de İslam Devleti’ne (İD) karşı uluslararası koalisyon önderliğinde verilen mücadeleyi başarıyla yöneten Kobane, kuşku yok ki Kürt idaresindeki bölgenin en sevilen ve en güçlü ismi. Ama babanın isteğini yerine getirebilir mi? Bu soru, çok sayıda Kürt grubunu karşı karşıya getiren güç mücadelelerinden, Türkiye’nin sert tavrı karşısında Washington’un özerk idareye siyasi meşruiyet kazandırma çabalarından bağımsız değil.

Ümran’ın ima ettiği silahlı grubun adı Ciwanen Şoreşger, yani Devrimci Gençlik. Grubun, Türkiye’de 1984’ten bu yana önce bağımsızlık, sonra siyasi özerklik için silahlı mücadele yürüten PKK’dan talimat aldığı düşünülüyor. Rawan’ın teslim edildiği “diğer grup” ise PKK ya da PKK’nın sadece kadınlardan oluşan Suriye uzantısı Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) olabilir. 

YPJ ve erkeklerden oluşan Halk Koruma Birlikleri (YPG), Kobane’nin başında bulunduğu SDG’nin belkemiğini oluşturuyor. Birleşmiş Milletler ve insan hakları kuruluşlarına göre üç örgüt de uluslararası hukuku ihlal ederek 18 yaşından küçükleri saflarına katarak savaştırıyor.

Kobane 29 Haziran 2019’da Cenevre’de BM Genel Sekreteri’nin Çocuklar ve Silahlı Çatışmalar Özel Temsilcisi Virginia Gamba ile bir eylem planına imza atmıştı. Yapılan açıklamaya göre SDG “çocukları devşirme ve kullanmaya son verme, saflarında hâlihazırda bulunan erkek ve kız çocuklarını tespit etme, çocukların devşirilmesi ve kullanılmasıyla ilgili önleyici koruma ve disiplin tedbirleri uygulama” konusunda taahhütte bulunmuştu. 

Özerk idarenin bir ay sonra açtığı Çocuk Koruma Ofisi’nin bir amacı da çocukların örgütlere alınmasını önlemekti. 

Aradan bir yılı aşkın bir süre geçmiş olsa da Devrimci Gençlik grubunun – anlaşılan Kobane’nin otoritesine de meydan okuyarak – 18 yaşından küçükleri devşirdiği iddiaları devam ediyor. Devrimci Gençlik’in Rojava’da bulunan kıdemli PKK komutanlarından emir aldığı söyleniyor.

Aleku ailesinin bir diğer üyesi olan Fuad, yeğeni Levend’in 2015 yılında daha 13 yaşındayken PKK’nın ana karargâhı olan Irak-İran sınırındaki Kandil Dağları’na götürüldüğünü söyledi. Al-Monitor’a konuşan Fuad, “Ona iki sene eğitim verdikten sonra asker olarak Suriye’ye geri gönderdiler. Kendisi 2019’da Deyrizor’da şehit düştü” diye anlattı. 

Kuzeydoğu Suriye’de zorla silahlı gruplara alınan çocukların sayısına dair resmi veriler mevcut değil. BM’ye göre bu yılın ocak-temmuz döneminde yaşları 13 ile 17 arasında değişen 51 kız çocuğu YPJ saflarından alınarak rehabilitasyon merkezine yerleştirildi. Raporun hazırlandığı sırada 18 erkek çocuğu da bırakılmayı bekliyordu. 

Çocuk Koruma Ofisi ise açıldığı günden beri 50 şikâyet aldığını ve 15 çocuğun ailelerine dönüşünü sağladığını söyledi. Kobane temmuzda verdiği mülakatta çocuk devşirme uygulamasının kabul edilmez olduğunu, sorumluların cezalandırılacağını belirtse de bugüne kadar herhangi bir kovuşturma açılmış değil.

Al-Monitor’un görüştüğü Suriyeli Kürtlere göre Devrimci Gençlik aleyhine konuşan ebeveynler gözdağı ve tehditlere maruz kalıyor. Konuşan kişiler güvenlik sebebiyle kimliklerinin saklı kalmasını istediler. Kaynaklardan biri, “Çocuk Koruma Ofisi bir çocuğu bıraktırırken arka planda genç erkekler 10-15 çocuğu alıp eğitim merkezlerine götürüyor” diye konuştu. Kaynak, Çocuk Koruma Ofisi’nin samimiyetle çaba gösterdiğini ama gücünün bu kadarına yettiğini ekledi.

Bir babanın aktardıkları ise şöyle: “Devrimci Gençlik spor, eğlence, müzik etkinlikleri düzenleyerek gençleri izlemeye alıyor. Gençleri bu yoldan kullanmaya çalışıyorlar ve kimse bir şey diyemiyor. Kimse sesini çıkaramıyor, şikâyet edemiyor. Diyelim ki bir futbol maçı var. Devrimci Gençlik bu tip etkinliklerde mutlaka vardır. İnsanları izlerler. Bu çocuklar kim? Hobileri neler? Ne yapmaktan hoşlanıyorlar? Örgüte katılma fikrine açık çocuklar varsa akıllarını çelerler. İsteklerini sorarlar, ‘Bunları size sağlarız. Futbol, masa tenisi, ne isterseniz’ diye konuşurlar.”

Geçmişte PKK sempatizanı olan ve şu an Avrupa’da sürgünde yaşayan Suriyeli Kürt Hoşeng Ossi, Devrimci Gençlik’i, Türkiye’de habire farklı isimlerle ortaya çıkan PKK bağlantılı silahlı genç milislere benzetiyor. Al-Monitor’un telefonla ulaştığı Ossi, “Bunların hepsi doğrudan PKK’nın silahlı kanadı Kürdistan Halk Direniş Birlikleri’nden emir alırlar” diyor. 

Bu grupların bir örneği, Türkiye’nin Kürt ağırlıklı güneydoğu bölgesinde 2015’teki şehir ayaklanmasına öncülük eden Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi. Türk ordusu ayrım gözetmeyen bir şiddetle karşılık verirken şehir ve kasabalarda pek çok mahalle yerle bir oldu, yüzlerce sivil hayatını kaybetti. BM Türkiye’yi “savaş suçu” teşkil eden ihlallerle suçladı. Ancak PKK da savaşı şehir merkezlerine taşıyarak sivilleri tehlikeye attığı için pek çok destekçisi tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Yarım milyonu aşkın insan evlerini terk etmek zorunda bırakılırken, bölgenin başlıca kenti Diyarbakır’ın tarihi merkezi olan, görkemli bir Ermeni kilisesi ile Osmanlı camisine ev sahipliği yapan Sur ilçesi büyük bir yıkıma uğradı.

Rojava’daki bir Kürt medya aktivisti eleştirel yazıları nedeniyle Devrimci Gençlik tarafından tehdit edildiğini belirtti ve şöyle devam etti: “Mazlum çocuk devşirilmesine karşı ama bunu engelleyemiyor. Neden? Çünkü çocuk devşirme işi Devrimci Gençlik üzerinden PKK’nın askeri kadroları tarafından yönetiliyor. Mazlum SDG örgütü üzerinde etkili ama çoğu Türkiyeli ve İranlı olan PKK’nın askeri isimleri onun kararlarına riayet etmiyor.”

WhatsApp üzerinden ulaştığımız Kandil’deki bir PKK sözcüsü örgütün Devrimci Gençlik’le bağlantıları ve Rojava’daki PKK komutanları hakkında yorumda bulunmadı. 

Devrimci Gençlik hareketinin genel koordinasyon komitesinde yer alan Nasır Afrin de Al-Monitor’un sorularını yanıtlarken PKK’dan emir alıp almadıkları sorusuna cevap vermekten kaçındı. Ancak grubun çocuk devşirme faaliyetlerinde yer aldığını reddetti. “Biz askeri bir örgüt değiliz ki çocuk devşirelim. Bunu külliyen reddediyoruz” dedi. 

Bazı Devrimci Gençlik üyeleri özerk idarenin gençlik komitelerinde yer alsa da grubun bağımsız bir yapı olduğunu vurgulayan Afrin şöyle konuştu: “Biz bağımsız bir gençlik örgütüyüz. Özerk idarenin parçası değiliz, aramızda fark var. Amacımız, kuzeydoğu Suriye’nin tüm bölgelerinde gençleri örgütlemek. Eğitimli gençleri, spor ve kültürle ilgilenen gençleri, çalışan ve işsiz gençleri, yani her yerdeki her türlü gençleri...”

Afrin “gençlerin düşüncelerini, yeteneklerini, psikolojilerini geliştirme” çabaları kapsamında “askeri idmanlar” yapıldığını kabul etti ve bunun gençlerin “kendilerini koruyabilmesi” ve “genç insanların potansiyellerini geliştirmesi” amacıyla yapıldığını söyledi. 

Rawan’ın durumu sorulduğunda Afrin “Bu konuda hiçbir bilgim yok” dedi. 

Kobane’nin ofisi de Al-Monitor’un Rawan’la ilgili sorularına yanıt vermedi.

PKK, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü sayılıyor. Kobane dâhil özerk idaredeki pek çok üst düzey ismin PKK geçmişi var. Bu durum, Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırılarına gerekçe teşkil ediyor ve ABD-Türkiye ilişkilerini uçuruma sürüklüyor. Ankara’nın bakış açısına göre NATO müttefiki ABD, Türkiye için varoluşsal tehdit oluşturan teröristlerle ortaklık ediyor.

Türkiye’nin kaygılarını yatıştırmaya çalışan Washington, başlangıçta SDG ile işbirliğinin “taktiksel, geçici ve al-ver niteliğinde” olup İD’e karşı mücadeleyle sınırlı olduğunu söylüyordu. Ne var ki ABD, cihatçıların elindeki son toprak parçası olan Bağuz’un 2019 baharında düşmesinin ardından da askeri varlığını sürdürdü ve Türkiye’nin paranoyasını iyice derinleştirdi. Türk güvenlik teşkilatı, ABD ile Avrupalı müttefiklerinin bağımsız bir Kürt devleti kurmakta kararlı olduğu ve bu devletin Türkiye’den toprak alacağı yönünde süregelen bir kaygıya sahip. 

Görev süresini tamamlamak üzere olan Donald Trump yönetiminin Türkiye’yi yatıştırma çabaları Ekim 2019’da Makyavelist bir noktaya vardı. Başkan Trump, sınır kasabaları Resulayn ve Tel Abyad dâhil Kürt kontrolündeki genişçe bir bölgeye Türk askerinin girmesine izin verdi, Amerikan askerlerini çekerek harekâtın önünü açtı. Güneye inen ABD birliklerinin boşalttığı sınır noktalarına Rus ve rejim askerleri girerken, Kürt yönetimindeki bölgenin dengeleri altüst oldu.

Coni burada kal!

Kobane’nin önceliği, Amerikan askerlerinin Rojava’da kalmasını sağlamak. Amerikan varlığı Rusların aksine mütevazı ve geleceği belirsiz olabilir ama Kürtleri rejim ve İD saldırılarından koruyor. Türkiye’ye karşı ise böyle bir işlevi yok. Peki, Türkiye’ye geri adım attırmak için ne yapılabilir? Kobane’nin bu konudaki fikri, Türkiye destekli Suriye muhalefeti ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) kanadı ile yakın bağları olan rakip Suriyeli Kürt partilerin oluşturduğu Kürt Ulusal Konseyi’ne (KUK) el uzatmak oldu. 

KUK ile uzlaşmanın önemli faydaları olur. Özerk idarenin halk desteği artar, KBY ile ilişkiler yumuşar ve Türkiye’yle ilişkileri düzeltmek için bir arka kapı açılır. Ayrıca -- en azından teoride -- PKK’nın etkisi azalır. Böylelikle ABD askerlerinin kuzeydoğu Suriye’de kalması kolaylaşır, Suriye’nin geleceğini belirlemek için BM himayesinde yapılan müzakerelere Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) katılımına itiraz eden Türkiye’nin direnci yumuşar ve müzakereler sonuçlanıncaya kadar – ki bu yakın bir zamanda olmayacak -- Kobane’nin manevra alanı genişler. 

Kobane KUK’la güç paylaşımı görüşmelerine aracılık etmesi için Washington’ı ikna etmeyi başardı ve görüşmeler nisan ayında başladı. Yakın zamanda Al-Monitor’a mülakat veren Kobane, Türkiye’yle yumuşamadan yana olduğunu ve “hiçbir koşul olmaksızın” Ankara’yla görüşmeye hazır olduğunu belirtti.

KUK’la görüşmelerde “Kamışlı Bildirisi” adı altında bir metnin tamamlanması için çalışılıyor. Kâğıt üzerinde epey ilerleme sağlanmış durumda. Belge, tarafların daha önce 2014’te mutabık kaldıkları ilkelere dayanıyor. KUK ile PYD arasında o zaman yapılan ama neticede başarısız olan görüşmelere KDP lideri Mesud Barzani aracılık etmişti.

Kurulması planlanan Kürt Şura Konseyi’ndeki üye paylaşımı KUK ile PYD arasındaki en çetrefilli meselelerden biriydi ve bu konudaki mutabakat ancak sahadaki Amerikalı diplomatların bastırmasıyla sağlandı.

KUK açıkça daha güçsüz taraf olduğu halde Kobane’nin KUK’un taleplerini karşılamaya çalıştığı belirtiliyor. Konuya vakıf bir kaynak Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, “KUK PYD’nin sahip olduklarının yüzde 50’sini talep ediyor ama karşılığında hiçbir şey vermek istemiyor” dedi.

Kaynak şöyle devam etti: “PYD ve Mazlum açısından bu çabalar her şeye rağmen sürdürmeye değer. Çünkü onlar özerk idareyi reforme etmek, uluslararası meşruiyet kazanmak istiyor ve bunun neticesinde [BM himayesindeki] siyasi süreçte bir rol edinmeyi umuyorlar. Ama bunun garantisi yok.”

Görüşmelerde bir türlü aşılamayan konu ise PKK. Örgütün Devrimci Gençlik gibi bağlantılı gruplarla yaptıkları Kobane’ye bazen köstek bazen de destek oluyor. Nitekim pek çok kişi Rojava’daki asıl gücün PKK olduğunu, Kobane’nin ve özerk yönetimin PKK’nın tanıdığı ölçüde hareket alanı olduğunu savunuyor.

Çocuk savaşçılar bu anlatıyı ve Türkiye’nin Kürtlerin eşit hak mücadelelerini gayri meşru kılma çabalarını besliyor. KUK’un muhafazakar tabanında da hoşnutsuzluk yaratıyor. Rawan Aleku’nun ailesi de KUK'un destekçileri arasında yer alıyor.

Kobane Al-Monitor’a yaptığı açıklamada KUK’un Kamışlı Bildirisi’nde PKK’ya özel atıf yapılması ve özerk idare ile bağlı kuruluşların PKK’yla her türlü ilişkiyi reddettiğine dair bir ibare konulması için ısrar ettiğini söylemişti. Kobane, özerk idarenin bu anlaşmada hiçbir gruba destek veya düşmanlık beyanında bulunmayacağını söyleyerek bu talebi reddediyor.

Washington da uzun zamandır Kobane’ye PKK’yla arasına mesafe koyması için baskı yapıyor. Zira PKK’nın Rojava’daki varlığı Türkiye’nin saldırılarına gerekçe teşkil ediyor ve ABD’yle ilişkileri zehirliyor. 

Ancak mesele şu ki halen hapiste bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın örgüt faaliyetlerini Suriye’den yönettiği yıllarda Mazlum ve özerk idarenin pek çok üst düzey ismi PKK saflarındaydı. Washington bunu gayet iyi biliyor ama bilmezden geliyor. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın babası Hafız Esad Türkiye’nin askeri müdahale tehdidi üzerine 1998’de Öcalan’ı Suriye’den göndermişti. Bundan kısa bir süre sonra CIA’in yardımıyla yakalanan Öcalan, o günden beri İstanbul açıklarındaki İmralı Adası’nda hapis yatıyor. 

Ne ekersen onu biçersin

Öcalan’ın Suriye’de geçirdiği 19 yılda inşa ettiği örgüt bugün yakın tarihin en dayanıklı, en sofistike gerilla gruplarından biri olarak görülüyor. NATO’nun ikinci büyük ordusuna 36 yıldır direnen bir yapı... Öcalan’ın kadınları seferber etme, güçlendirme mesajı da Batı medyasında bolca övülüyor. 

Baba Esad’ın PKK’yı barındırmasının iki sebebi vardı. Birincisi, Türkiyeli Kürtler gibi baskı altında olan Suriyeli Kürtlerin öfkesini Türkiye’ye yöneltmek. (Suriyeli Kürtlerin birçoğu da 20. yüzyılın başlarında Türkiye’den kaçmıştı.) İkinci sebep ise PKK’yı koz olarak kullanarak Türkiye’ye Fırat ve Dicle sularından Suriye’ye payını vermesi için baskı uygulamaktı. Suriye’nin ambarı olarak bilinen Cezire bölgesi, suyunu bu iki nehirden alıyor.

Esad rejimi şimdi ektiklerini biçiyor. Kobane dünyaca takdir toplayan, Trump’la telefon görüşmesi yapan bir isim hâline geldi, SDG’nin sivil kanat yöneticisi İlham Ahmed ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından kabul ediliyor. Cezire bölgesiyle birlikte Suriye’nin başlıca barajları ve petrol sahaları bugün Kürtlerin kontrolünde, ABD güçlerinin korumasında. Türkiye de Sünni isyancı müttefikleriyle beraber kuzey Suriye’de geniş bölgeleri kontrol ediyor. Tüm bunlara rağmen istifini bozmayan, hatta inatçı bir tutum takınan oğul Esad, Kürtlerin adil anlaşma taleplerine kulak tıkıyor.

Yine de Ankara’nın en büyük korkularından biri, Esad ile Kürtlerin Rus ve İran desteğiyle anlaşmaya varması ve yeniden Türkiye’ye karşı birlik olması. Dolayısıyla, PYD ile KUK’un ABD himayesi altında güç paylaşımında anlaşması ve bu düzenlemeye daha sonra bölgedeki Arapların da dâhil olması, Türkiye tarafından ehvenişer olarak görülebilir. 

Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın buna ilgi gösterdiğine dair fazla bir işaret yok. Oysa Kobane özel görüşmelerde PKK kadrolarının sivil yönetimden nazikçe uzaklaştırılması gerektiği mesajını da veriyor. Kobane Kürtler arasındaki birlik görüşmelerinde ABD’yle birlikte aracı rolüne soyunarak PKK ve PYD’den bağımsız bir görüntü veriyor. Dahası, ilk Al-Monitor aracılığıyla açıkladığı gibi Rojava halkının yararına olacaksa ve Türk tarafının samimi olması kaydıyla Ankara ile PKK arasında arabuluculuk yapabileceğini söylüyor.

Bu tür temasların geçmişte örneği var. Tecrübeli Kürt gazeteci Amed Dicle, Türk devletinin PKK’yla gizli görüşmelerini konu alan ufuk açıcı kitabında 1990’ların sonunda bir albayın ateşkes için nabız yoklamak amacıyla PKK’nın Avrupa’daki bir numaralı ismi ile Almanya-Hollanda sınırında buluştuğunu yazıyor. O isim Kobane’den başkası değildi. Türkiye’nin PKK’ya yönelik son barış girişimi ise Suriye savaşının ilk günlerinde halen devam ediyordu ve Kobane epey işin içindeydi. 

Her halükarda PKK ile YPG’nin bağlantılı olmadığı masalını sürdürmek giderek zorlaşıyor.

Yakın zamanda Rojava’da saha çalışması yapan ve Kobane’yle görüşen Uluslararası Kriz Grubu kıdemli Suriye analisti Dareen Khalifa’nın Al-Monitor’a değerlendirmesi şöyle: “Bu kadroların varlığını saklamak artık imkânsızlaşıyor. Deyrizor gibi Arap bölgelerinde bu damarın gizli tutulması mümkün değil. Çünkü bunların hal ve hareketleri bölgeye yabancı. İnsanlar bunların kim olduklarını artık biliyor ve bunu açıkça konuşuyorlar. Özerk idarenin de hakkını verelim: Mesele artık Kürtler arası görüşmeler ve iç reform süreci kapsamında ele alınarak halk toplantılarında, konferanslarda daha açık bir şekilde tartışılıyor. Yani şu anda meseleyi, iç baskı doğrultusunda kurumları ‘Suriyelileştirme’ ve yerel yönetimde reform çerçevesine oturtarak çalışıyorlar.” 

Khalifa sözlerini şöyle sürdürdü: “Nitekim Kobane bu kadroları tedricen uzaklaştırmaya kararlı olduklarını, hatta sürecin başladığını söylerken bunu, Kürtler arası görüşmelerin ve Arap ağırlıklı bölgelerde yürüttükleri yerel diyalogların çerçevesine oturttu. Kobane’nin Suriyeli olmayan kadroları Suriye’den uzaklaştırma taahhüdü önemli ama Ankara’yla gerilimi azaltmak için yeterli olacak mı belli değil. Zira Türkiye için asıl sorun vatandaşlık bağları değil, parti bazındaki ilişkiler [ve Kandil’le operasyonel bağlantılar]. Ayrıca Ankara, Kobane’nin bu konuda gerçekten iradesi olup olmadığından, olsa da bunu gerçekleştirme gücü olup olmadığından kuşku duyuyor.”

PKK sözcüsü Zagros Hiwa ABD’nin PKK’yı Suriye’den çıkarma çabalarına değinmek istemedi. WhatsApp üzerinden açıklama yapan sözcü, “Suriye’nin kuzeyinde ve genel olarak Suriye’deki sorunların ana kaynağı, Türk devletinin doğrudan veya radikal cihatçı gruplar üzerinden Suriye’yi işgal etmesidir. ABD Suriye krizini çözmeyi gerçekten istiyorsa bu temel meseleye bakmalı” dedi.

Kobane’nin pragmatizm ve diplomasiyi harmanlayarak Rojava’nın geleceğini teminat altına alma gayretleri, farklı ideolojik görüşlere sahip Kürtlerden destek görüyor. Kobane’nin hayali bölgenin, yüzünü Batı’ya dönmüş ve tüm komşularıyla iyi geçinen, demokratik ve müreffeh bir Suriye için model olması ve bu hayal halkta karşılık buluyor. 

Ne var ki Devrimci Gençlik grubunun eylemleri ve Kobane’nin bunları dizginleyemediği görüntüsü bu çabalara ters düşüyor ve Ankara’nın eline yeni kozlar veriyor.

Ağustosta Kamışlı bürosu tahrip edilen KUK da Devrimci Gençlik’i sorumlu tutuyor. SDG saldırıyı kınamış ve faillerden hesap sorulacağını söylemişti.

KUK’un üst düzey isimlerinden İbrahim Birro Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Son zamanlarda ABD himayesinde ve Kobane’nin katılımıyla yapılan KUK-PYD görüşmelerinde ne zaman ilerleme sağlandıysa bu grup eylemlerini artırdıkça artırdı. Bu durum, Kandil’in, PKK’nın görüşmelerin başarılı olmasını istemediğinin açık bir işareti.” Gerçekten öyle mi? 

KUK bürosunun hedef alındığı gece olay yerine dönen bazı Devrimci Gençlik mensupları güneşlikleri geri taktılar, tahrif edilen parti bayrağı resmini düzelttiler.

Çocukların örgütlere alınması, bölgedeki tüm Kürt gruplarında olağan bir uygulama. Çok muhtemel ki PKK, Kobane’nin bu uygulamayı sonlandırma çabalarına kafa tutarak, PKK aleyhine seyrettiği anlaşılan birlik görüşmelerinden rahatsız olduğu mesajını veriyor. 

Otuz yılı aşkındır Kürt gruplarıyla çalışan Batılı bir sivil toplum görevlisi, ABD’nin bu konudaki riyakârlığının “düpedüz mide bulandırıcı” olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “İslam Devleti’ne karşı operasyonları planlayan Amerikalı generaller o planları kimlerle yapıyordu? Sahadaki ağır yükü kim üstleniyordu? PKK. Şimdi de PKK’nın öylece ortadan kaybolması gerekiyor, öyle mi?”

PKK hakkında bugüne kadar İngilizce yazılmış en yetkin eser olan “Blood and Belief” (“Kan ve İnanç”) kitabının yazarı Aliza Marcus da benzer düşünüyor. Marcus’un e-posta ile gönderdiği değerlendirmesi şöyle: “İslam Devleti’nin mağlup edilmesi büyük ölçüde PKK kadroları sayesinde oldu. Şimdi soru şu: Bu talebin amacı ne? Türkiye’nin tatmin edilmesi mi umuluyor yoksa gerçekten bir anlaşma mı sağlanıyor? İlki, yani Ankara’yı tatmin etmek söz konusuysa ABD’nin şunu görmesi lazım: Türkiyeli kadroları uzaklaştırmak yetmez. Zira gayet faal olan Suriyeli Kürt kadroları da var.”

Bu arada Türkiye Irak Kürdistanı’ndaki PKK’ya yönelik operasyonlarını aralıksız sürdürüyor ve bu, “PKK’lılar Suriye’yi terk etsin” talebiyle çelişiyor. Zira örgüt Irak’ta zayıfladıkça Suriye’ye yerleşme çabasını arttırabilir.

Kobane Al-Monitor’a kasımda verdiği mülakatta PKK’nın İD’in mağlup edilmesinde oynadığı rolü şu sözlerle övmüştü: “PKK, Rojava’da terörle savaşta çok büyük fedakârlıklarda bulundu. Bunu hiç kimse inkâr edemez. PKK Rojava halkının çıkarlarını her zaman gözetir. Terslik çıkarmaz, tam tersi kolaylık gösterir. Biz buna inanıyoruz.” Rawan’ı ailesine geri göndermek bunun en güzel kanıtı olur.

More from Amberin Zaman

Recommended Articles