Ana içeriğe atla

İran’daki saldırılar dikkatleri Selefi Kürtlere çekti

Tahran’daki saldırılar Selefiliğin İran Kürdistanı’ndaki yükselişine ışık tutarken İran’da mezhepsel bir çatışma başlar mı sorusu gündeme geliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
People gather near the parliament's building during a gunmen attack in central Tehran, Iran, June 7, 2017. TIMA via REUTERS ATTENTION EDITORS - THIS IMAGE WAS PROVIDED BY A THIRD PARTY. FOR EDITORIAL USE ONLY. - RTX39DR9

Tahran’da İran İslam Cumhuriyeti kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin türbesi ile parlamentoya saldırı düzenleyen beş failin fotoğrafları İran İstihbarat Bakanlığı’nca 8 Haziran’da yayımlandı. 7 Haziran’daki saldırılarda en az 17 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 50 kişi yaralandı. Al-Monitor’un İran’daki Kürt kaynaklardan edindiği bilgiye göre iki terör grubunun en az dört üyesi İran’ın batısında yer alan Sünni bir Kürt kasabasındandı ve bir süre Musul’da İslam Devleti (İD) militanlarıyla kalmışlardı.

Parlamento saldırısının yarı resmi Fars Haber Ajansı tarafından yayımlanan görüntülerinde AK-47 silahları taşıyan iki kişi ile elinde tabanca olan üçüncü bir kişinin vatandaşların milletvekilleriyle görüşmek için beklediği bir oturma alanına daldığı ve gelişigüzel ateş açtığı görülüyor.

7 Haziran saldırılarıyla İD ilk defa İran’ın güvenlik duvarını aşmış oldu. Mart sonunda yayımlanan bir videoda İran Sünni’si olan örgüt mensupları savaşı Tahran’a taşıma tehdidinde bulunmuştu. “Dünden bugüne Acem toprakları” başlığıyla yayımlanan 37 dakikalık görüntüde militanlar İran’ın Sünnilere karşı işlediği “suçları” sayıyor ve Tahran’a karşı silahlı mücadele çağrısı yaparak şöyle diyordu: “Acemlere karşı savaşımız başlamıştır. (…) Bu savaşa hazırlık yapmaları için özellikle İran’daki Sünnilere sesleniyoruz. (…) Biz arkanızdayız.”

İran istihbarat teşkilatı ve Devrim Muhafızları 7 Haziran’a kadar ülke sınırlarını İD gibi militan grupların saldırılarına karşı yalıtmayı başarmıştı. Ancak Tahran’daki saldırılar, Şii ağırlıklı İran ile son yıllarda İD’e katılmış olan İranlı Sünniler arasında uzun bir mücadelenin başlangıcı olabilir.

İstihbarat Bakanlığı 8 Haziran’daki açıklamasında militanların sadece ilk isimlerini vererek şöyle dedi: “İstihbarat çalışmaları sonucunda Tahran’daki tüm teröristlerin kimlikleri tespit edildi. Vahhabi ve tekfirci gruplarda geçmişi olan, Daeş’e yöneldikten sonra İran’dan ayrılarak bu terör örgütünün Musul ve Rakka’da işlediği suçlara katılan beş tecrübeli terörist belirlendi.” Açıklamada söz konusu militanların ağustos 2016’daki “terörist eylem” sırasında “Daeş’in üst düzey yöneticilerinden Ebu Ayşe’nin emri altında” İran’a girdiği ve “kutsal kentlerde terörist eylemler yapmayı planladığı” belirtildi.

Bahsi geçen terörist eylem Irak sınırı yakınlarında Kirmanşah vilayetinde yaşanmıştı. Medyada o günlerde iki ayrı İD grubunun İran’a girmeye çalıştığı, gruplardan birinin İran istihbaratçıları tarafından sınırda imha edildiği, başında Ebu Ayşe’nin bulunduğu ikinci grubun ise Kirmanşah’ta bir kasabaya ulaştığı ancak daha sonra güvenlik güçlerince ortadan kaldırıldığı bildirilmişti. Ebu Ayşe’nin de muhtemelen bu operasyonda öldürüldüğü söylenirken bu militan hakkında başka bir bilgi ne medyadan ne de İranlı yetkililerden geldi.

Bu olayın öncesinde ise İran medyası 14 Temmuz 2016’da Tahran’da 50 ayrı saldırı planlayan bir İD hücresinin haziran sonunda ortaya çıkarıldığını bildirmişti. Hücrenin 10 üyesi tutuklanmış ve daha sonra devlet televizyonunda da yayımlanan ifadelerinde itiraflarda bulunmuştu.

İran, Suriye iç savaşı patlak verdiğinden beri altı yıldır hem Suriye hem Irak’ta radikal gruplarla mücadele etmeye çalıştı, İD gibi cihatçı gruplara karşı binlerce askerini gönderdi. Radikal gruplarla İran toprakları dışında mücadele stratejisi başarılı oldu. Ta ki 7 Haziran’a kadar…

Son altı yılda İD gibi militan gruplara katılan radikalleşmiş birçok İranlı Sünni’nin ülke içindeki sempatizanlarıyla birlikte İran için ciddi bir tehdit oluşturabileceği, başkentte devletin kalbini vurabileceği Tahran’daki saldırılarla açıkça ortaya kondu. İran’daki Sünni nüfusun oranı tam olarak bilinmiyor. Atlantic dergisi bu oranı geçen yıl yüzde 9 olarak vermişti.

Al-Monitor’un edindiği bilgiye göre güvenlik güçleri 7 Haziran saldırılarının hemen ardından Kirmanşah’ın Pave kasabasında bazı şüphelileri gözaltına aldı. Kasabada cuma namazlarını kıldıran imam Kadir Kadiri saldırıları web sitesi üzerinden kınadı ve kasaba halkının İslam Cumhuriyeti için yaptığı fedakârlıkların “bazı hainlerin” yaptıklarıyla lekelenemeyeceğini söyledi. Kadiri şöyle devam etti: “İki nedenden dolayı üzgünüm. Birincisi şehit ve yaralıların kanı insafsızca döküldü. İkinci üzüntüm ise teröristlerin bazılarının bu bölgeden olduğu anlaşılıyor ki bu büyük bir felakettir. Dün gece dâhil olmak üzere birçok defa belirttiğim gibi çocuklarımızın aşırıcı düşüncülerden etkilenmesine, Daeş ve diğer gruplara çekilmesine izin vermememiz gerekiyor, uyanık olmamız gerekiyor.”

İçişleri Bakanlığı’nın 9 Haziran’da devlet televizyonu tarafından aktarılan açıklamasında “şüphelilerin ailelerinin yardımıyla saldırılarla ve Daeş’le bağlantılı 41 kişinin farklı vilayetlerde tutuklandığı” belirtildi.

İD’e İran’dan kaç kişinin katıldığını kestirmek zor. Ancak Tahran’daki saldırganlardan dördünün tek bir Sünni Kürt kasabasından olduğu düşünülürse sayı oldukça yüksek olabilir. Kürt medyası, İD’e veya daha önce Nusra Cephesi olarak bilinen El Kaide bağlantılı Şam Fetih Cephesi’ne katılan İranlı Kürtlerin hikâyeleri ile dolu. Popüler bir cep telefonu uygulaması olan Telegram’daki İD bağlantılı kanallardan da Musul ve Rakka’ya ulaşmış onlarca İranlı Kürt’ün görüntüleri yayımlanmıştı.

Siyasi faaliyetleri nedeniyle hapis yatarken radikal Sünnilerle tanışan aktivist Muhtar Huşmend’e göre 2016 yılının başlarında 150 civarında İranlı Kürt İD’e katılmış durumdaydı. Şu an Kürtler arasındaki cihatçı ideolojiyi araştıran Huşmend, kıyaslamak açısından örgütte aynı dönemde 700 civarında Iraklı Kürt’ün yer aldığını söylüyor. Selefi ideolojinin İran Kürdistanı’nda 20 yıldır yayıldığını savunan Huşmend, İran hapishanelerinde 150 civarında Selefi Kürt’ün tutuklu olduğunu söylese de ve bazı Selefi Kürtler İran’da idam edilmiş olsa da İran makamlarının bu yayılışa bir ölçüde göz yumduğunu öne sürüyor. Huşmend’e göre çeşitli cihatçı örgütlere katılan Kürtlerin bazıları üst düzey konumlara geldi. Bunun da ötesinde İran’ın Kürt bölgelerinde bazı din adamlarının İD’e biat ettiği biliniyor.

Al-Monitor’da nisanda yayımlanan makalemde İD Irak ve Suriye’de çöktükçe İD’e ve benzer radikal gruplara katılmış olan İran vatandaşlarının İran için tehdit oluşturabileceğini savunmuştum. İranlı yetkililer İD tehdidini önemsiz göstermeye çalışsa da Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney 7 Haziran’daki saldırılara “çatapat” dese de İran ciddi bir tehditle karşı karşıya olabilir.

Telegram’daki İD kanalında yayımlanan tarihsiz bir videoda İranlı bir Kürt şu ürpertici sözleri söylüyor: “Rafızilere (Şiiler için kullanılan aşağılayıcı bir tabir), kâfir Peşmerge’ye, Yahudi ve Hristiyanlara bir mesajım var: Siz yaşamayı nasıl seviyorsanız bizim de ölümü öyle sevdiğimizi bilin. Bir gün size geleceğiz ve kendimizi aranızda patlatacağız. (…) Biz ölümden korkmuyoruz (…) Karşıma babam ve kardeşim dikilecek olsa bile onlarla Rafıziler arasında ayrım yapmam.”

8 Haziran akşamında İD, beş saldırganın görüntüsü olduğu iddia edilen bir video yayımladı. Videoda sol elinde bir AK-47 namlusu tutan, sağ elinde ise tabanca sallayan yüzü maskeli bir kişi Kürtçenin Sorani lehçesinde şöyle diyordu: “Bu, İslam Devleti’nin (…) İran’daki bir askeri birliğinin mesajıdır. Allah’ın izniyle bu birlik cihadı ateşleyecek ve umarız ki sevgili kardeşlerimiz onun izinden gidecek.” Bilinmeyen bir yerde çekilen görüntüde dört başka kişi de Tahran’a tehditler savuran, İran’ı “Yahudilerin Orta Doğu’daki eli” diye tanımlayan konuşmacıyı sessizce dinliyordu. 

Irak ve Suriye’deki savaşların bitmesiyle İran’da mezhepsel bir çatışma başlar mı? Bunu ancak zaman gösterecek.