Ana içeriğe atla

İdam cezası Türkiye’yi nereye götürür?

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bir kez daha gündeme taşınan idam cezası taleplerine iktidar olumlu bakıyor. İnsan hakları savunucuları ve uluslararası ilişkiler uzmanları ise kaygılı.
Turkish Parliament convenes to vote on a motion which would allow the government to authorise cross-border military incursions against Islamic State fighters in Syria and Iraq, and allow coalition forces to use Turkish territory, in Ankara October 2, 2014. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS MILITARY CIVIL UNREST CONFLICT) - RTR48OUH

Türkiye idam cezasını geri getirebilir mi gerçekten? Pek çok siyasetçi, hukukçu, insan hakları savunucusu, uzman ve Avrupa Birliği’ne (AB) göre, bu sorunun cevabı “hayır”. Ancak, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’a göre idam cezası geri gelebilir.

Her iki lider de 15 Temmuz gecesi gelen darbe girişiminin ardından hem öfkeli kalabalıklar hem de basının önünde bunu defalarca dile getirdi. Başbakan Yıldırım, darbe girişiminin hemen ertesi günü meclis bahçesinde konuşurken “İdam isteriz” sloganı atanlara, “Mesajınızı aldık, gereken neyse yapacağız” cevabını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da son olarak bu hafta başında Alman ARD televizyonuna verdiği röportajda “Demokrasilerde söz halka aittir. Halk idam cezası istiyor” dedi. Meclis’ten geçerse, idamı onaylayacağını belirtti.

AB ise en üst düzeydeki ağızlardan üst üste yaptığı açıklamalarla idam cezasının kırmızı çizgileri olduğu konusunda uyarıyor. AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’ın sözleri açık: “Türkiye’nin idam cezasını geri getirmesi durumunda, AB üyelik sürecini anında durdurur.” Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un sözleri de neredeyse Junker ile bire bir: “İdam cezası geri gelirse üyelik sürecinin sonu olur.”

Ancak görünen o ki, AB’nin bu tavrı Ankara tarafından tehdit olarak algılandı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Junker’a cevabı bu algının söze dökülmüş haliydi: “Türkiye’yi tehdit eder şekilde bunu söylerlerse, bu ters teper. Junker Türkiye’nin patronu değil.” 

Her askeri darbe döneminde bir kez daha gündeme giren idam, Türkiye’nin siyasi tarihinde sancılı bir yer tutuyor. 1960 darbesinde asılan Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanı on yıllardır bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dilinde. Erdoğan siyasi hayatı boyunca sıklıkla kefenleriyle yola çıktıklarını dile getirirken, hep Menderes ve arkadaşlarına atıfta bulunuyordu. 

1971 darbesinden bir yıl sonra, 1968 kuşağının önde gelen devrimci liderlerinden Deniz Gezmiş ve iki arkadaşının asılması Türkiye’deki pek çok sol görüşlü çevrede halen Menderes ve bakanlarının asılmasına karşılık bir misilleme olarak değerlendiriliyor.

1980 darbesiyle yeniden uygulanmaya başlanan idam cezasıyla 500’den fazla kişi hakkında idam cezası kararı verildi. Bunlardan en az 50’si infaz edildi. Asılanlar arasında adli suçlular da vardı. Hem sağ, hem sol görüşten onlarca kişi darağacında sallandırıldı. Ancak bunlardan biri vardı ki, hala pek çok vicdanda bir yara.

Sıkıyönetim mahkemesi bir eri silahla vurarak öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Erdal Eren’in yaşının 17 olduğu ve bunun kemik tespiti yapılarak belirlenebileceği taleplerini duymazdan gelerek alelacele idam kararı verdi. Lise öğrencisi Eren darbeden yalnızca üç ay sonra idam edildi. Hakkında yazılan belki de ondan fazla şarkı on yıllardır hala dillerde. 1980 darbesinin lideri Orgeneral Kenan Evren’in Erdal Eren için söylediği “Asmayalım da, besleyelim mi” sözü de akıllardan hiç çıkmadı. Evren geçen yıl öldüğünde bu sözleri bir kez daha basının gündemindeydi.

Ancak bu sözler 36 yıl sonra Türkiye’nin hafızasından siyasi söylemine de geri döndü. Bu kez bir darbeci değil, "Eğer Marmaris'te 15 dakika daha kalsaydım ya kaçırılmış olacaktım ya da öldürülecektim” diyen Türkiye’nin halk tarafından seçilmiş ilk cumhurbaşkanı, darbe mağduru Erdoğan tarafından. Erdoğan ailesiyle tatil yaptığı sahil kentinden İstanbul’a geldikten üç gün sonra CNN International’a verdiği röportajda, “Ben niye müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılanı yıllarca besleyeyim” diyor ve ekliyordu: “Vatandaş bunu söylüyor.”

İdam cezası Türkiye’de 1984 yılından beri uygulanmıyor. İdam cezasına çarptırılan son kişilerden biri PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan’dı. 1999 yılında Kenya’da yakalandıktan sonra Türkiye’ye getirilen Öcalan’ın ABD tarafından idam edilmemek koşuluyla teslim edildiği öne sürüldüyse de bu yöndeki iddialar hep yalanlandı. İdam cezası, aşamalı olarak kaldırıldı.

İlk adım, 2002 yılında Başbakan Bülent Ecevit liderliğindeki üçlü koalisyon hükümeti tarafından atıldı. Son adımı atan ise bizzat Erdoğan’ın ilk hükümetiydi. 2004 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13. Protokolü’nü imzalayan Türkiye idam cezasını tamamen kaldırdı. Bu süreçte, Öcalan’a verilen idam cezası da ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildi. 

Ankara’nın idam cezasını kaldırmasının en önemli nedeni 2005 yılında üyelik müzakerelerine başlayacağı AB’ydi. Bugün ise Erdoğan, “53 senedir AB kapısındayız. İdam cezasını kaldırdık da ne değişti?” diyor. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hukukçuları idam cezasını geri getirmek için anayasa değişikliği formülleri üzerinde çalışıyor.

Kuşkusuz hukukun evrensel temel ilkelerinden biri cezasız suç olmayacağıdır. Dolayısıyla, idam cezası yeniden getirilse bile daha önce işlenmiş suçlara doğru geri işletilmesi mümkün değil. Bu nedenle, AKP’li bazı hukukçuların “devam eden suç eylemi” adını verdikleri bir yaklaşımla cezaları geçmişe doğru işletmeyi planladığı ve bu yolla 15 Temmuz darbe girişimcilerine idam cezası uygulanabilmesinin önünü açmaya çalıştığından bahsediliyor. 

Al-Monitor’un görüşüne başvurduğu uluslararası ilişkiler uzmanları ve insan hakları savunucuları ise AB’nin idam cezası konusundaki sözlerinin blöf olmadığı konusunda hemfikir.

Türkiye idam cezasını geri getirirse ne olur? Emekli Büyükelçi Yalım Eralp’e göre, “Yazık olur AB’yle müzakerelerin durması bir yana, Türkiye Avrupa Konseyi’nden de atılır. Bu durum, Türkiye’nin demokratikleşmesinin, reformların durması demek. Bence Türkiye’den ciddi miktarda yabancı sermaye de kaçar. Türkiye yapısı ve dış bakışı itibarıyla bir Orta Doğu ülkesi olur, Orta Doğu batağının içinde kaybolur”.

Uluslararası ilişkiler uzmanı Soli Özel de idam cezasının Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerine çok ağır darbe vuracağı görüşünde: “AB’yle diyalog zaten çok kötü veya yok. ABD’yle olan diyalogda da hâlihazırda Fethullah Gülen meselesi giderek büyüyecek gibi göründüğü için umarım her iki taraf da farklı yaklaşımlar geliştirmeyi becerir.”

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Şenel Karataş ise “Siyasilerin, kaba bir deyimle, halkın gazını almak için ‘İdam gelirse onaylarım’ yolundaki sözleri, sadece kutuplaşmayı ve gerginliği arttırır” diyor. Böyle bir ortamda siyasetin dilinin yatıştırıcı, gerginliği azaltıcı ve toplumsal barışa hizmet edici yönde olması gerektiğini belirten Karataş şöyle devam ediyor: “Aksi durumda bu Türkiye’nin iç barışı için tehditkâr bir durum oluşturur.”

Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye araştırmacısı Andrew Gardner meydanlarda daha çok milliyetçi ve muhafazakâr göstericiler tarafından dile getirilen idam taleplerine karşın öncelikle Türkiye halkının buna karşı çıkacağı görüşünde. Gardner bugün öfkeyle dile getirilen bu görüşlerin aylar içinde değişeceğini, ayrıca toplumun hemen her kesiminde idama karşı çıkanların sayısının azımsanmaması gerektiğini düşünüyor.

Uluslararası ilişkiler uzmanı Profesör Mensur Akgün de idam tartışmasının bir süre sonra gündemden düşeceği görüşünde. Akgün AB’yi de eleştiriyor: “İngiltere’deki referandum sırasında 3000 yılına randevu verilen bir ülkede AB’nin üyelik tehditlerinin ciddiye alınması beklenemez. AB yetkililerinin Türkiye’yi sanki cezalandırabileceklermiş gibi konuşmak yerine, demokrasi ve insan hakları konusunda cesaretlendirmeleri gerekiyor.”

More from Kursat Akyol

Recommended Articles