Ana içeriğe atla

IŞİD Türkiye eylemlerinde strateji değiştiriyor

Terör bu sefer Türkiye’yi havaalanında vurdu. Bu son saldırıyla Ankara’nın PKK ve IŞİD ile mücadelesinde önceliklendirme sorunu yaşayıp yaşamadığına yönelik tartışmalar da hız kazandı.
A riot police officer stands guard at the entrance of the Ataturk airport in Istanbul, Turkey, following a multiple suicide bombing, early June 29, 2016. REUTERS/Murad Sezer - RTX2IS3C

Son bir yılda 17 terör saldırısının gerçekleştiği ve 298 kişinin hayatını kaybettiği, bine yakın kişinin de yaralandığı Türkiye, 2016’nın başından bu yana yaşanan altıncı büyük terör eylemiyle dün akşam bir kez daha sarsıldı.

28 Haziran akşamı İstanbul Atatürk Havaalanı’nda gerçekleşen saldırıyı diğerlerinden ayıran ilk özellik mekanı. Zira bu, Türkiye’de bir havaalanında gerçekleştirilen ilk intihar saldırısı ve üçüncü havaalanı saldırısı. Geçmişte, 1982’de Asala’nın dokuz kişinin hayatına mal olan Esenboğa ve Aralık 2015’te PKK bağlantılı TAK’ın bir kişinin ölümüne yol açan Sabiha Gökçen saldırıları yaşanmıştı. Ancak son saldırı, yarattığı yıkımın derecesi ve can kaybı açısından Türkiye tarihinin en kanlı havaalanı saldırısı oldu.

Atatürk Havaalanı 2015 yılı itibarıyla 62 milyon yolcuya ev sahipliği yapan Avrupa’nın en önemli ulaşım merkezlerinden biri. Havalimanı içindeki güvenlik seviyesi açısından bakıldığında da dünyanın en iyi korunan alanlarından. Ancak havaalanının dış güvenliği 7-24 devam eden araç trafiği ve alana araç giriş-çıkışlarının yoğunluğu nedeniyle büyük bir zafiyet gösteriyordu.

Resmi açıklamalara göre, üç kişiden -Al-Monitor’un ulaştığı güvenlik kaynaklarına göre ise yedi kişiden- oluşan bir terörist grup iki ticari taksi ile saat 20:45 sularında havaalanına giriş yaptı ve hiçbir güvenlik önlemine takılmadan kolayca dış hatlar terminalinin girişine ulaştı. Taksiden inen saldırganlar burada iki gruba ayrıldı ve saat 20:55 sularında girişteki güvenlik kontrol noktasına yöneldi. Saldırganlardan biri dikkatleri dağıtmak için “Bomba var. Patlayacak!” diye bağırarak panik yarattı. Diğer saldırganlar güvenlik noktasında üst ve çantalarının X-Ray aramaları için bekleyen kalabalıkta infial yaratan olan bu aldatmaca sayesinde kontrol noktasını geçerek, dış hatlar terminalinin içine girdi. Ardından da etrafa hedef gözetmeksizin ateş etmeye başladı. Polisin de ateşle karşılık vermesi üzerine yaralanan bir saldırgan kendini dış hatlar terminalinin hemen içinde, diğeri de otopark alanına giden yolda havaya uçurdu. Yaklaşık üç dakika süren silahlı çatışma sırasında ve patlayan bombalarla 23 Türkiye vatandaşı, 18 yabancı -çoğunlukla Suudi Arabistanlı, İranlı ve Ukraynalı- toplam 41 kişi hayatını kaybetti, 239 kişi de yaralandı.

Resmi açıklamalar saldırının IŞİD tarafından yapıldığı yönünde. Bu saldırıyla, Türkiye’deki PKK bağlantılı ve IŞİD bağlantılı terör eylemlerini birbirinden ayıran farklar bir kez daha ön plana çıktı. Bunlardan ilki, IŞİD’in genelde uluslararası kamuoyunun dikkatini çekebilecek, sembolik önemi olan yerlerde ve doğrudan sivillere yönelik saldırılar yapıyor olması. 12 Ocak’taki Sultanahmet saldırısı ve 19 Mart’taki Taksim saldırısı da bunlara örnek. PKK ve bağlantılı örgütler ise genelde iç kamuoyunun algısına yönelik, daha yerel önemdeki yerlerde ve genelde askeri hedeflere veya yakınındaki sivillere saldırılar düzenliyor.

İkinci önemli fark ise PKK eylemlerinde genelde kadın militan bulunurken IŞİD eylemlerinde kadın kullanılmıyor. Son olarak, PKK ve proksileri Türkiye’nin batısındaki eylemlerinin büyük çoğunluğunda araçla bombalama ve intihar saldırılarını tercih edip, güvenlik güçleriyle çatışmaya girmekten çekiniyor. IŞİD eylemlerinde ise çatışma sıkça görülen bir olgu. Ayrıca PKK eylemlerinde genelde karar alıcılar faal bir tutumla ilk 24 saatte eylemcilerin kimliklerini açıklıyor. IŞİD eylemlerinde ise eylemci kimliklerinin ve saldırının detayları hakkındaki bilgilerin açık kaynaklara düşmesi zaman alıyor. Kısacası, Ankara IŞİD eylemlerinden sonraki süreci daha düşük profilli yönetmeyi tercih ediyor. İşte tüm bu kriterler ışığında Atatürk Havaalanı saldırısının bir IŞİD eylemi olduğu kesin gibi.

Peki kim bu eylemciler? IŞİD’in “hilafet” ilan ettiği 28 Haziran 2014’ün ikinci yıl dönümünde yaşanan bu saldırının failleri hakkında iki farklı iddia söz konusu. Bunlardan ilki, saldırganların doğrudan Rakka’dan gönderilen özel bir ekip olduğu yönünde.

Diğeri ise saldırıyı IŞİD’le bağlantılı ancak yarı özerk bir Türk ağının (network) yaptığı iddiası. Al-Monitor’un ulaştığı güvenlik kaynaklarına göre, eylemi, içinde Orta Asya’dan en az iki yabancı terörist savaşçının da olduğu -büyük ihtimalle Özbek- bu ağ planladı ve sözde hilafetin ikinci yılına denk getirdi. Saldırının, Suriye konusundaki dış politika tercihleri ve İsrail ile Rusya ilişkilerindeki sert U-dönüşleri nedeniyle Ankara’ya gözdağı vermek için düzenlendiği ifade ediliyor. Yani, IŞİD saldırıyla Ankara’ya ‘Ayağını denk al’; kendisini Irak ve Suriye’de sıkıştıran koalisyon güçlerine de ‘Hala güçlüyüm’ mesajlarını veriyor.

IŞİD Türkiye’de yaklaşık bir yıl içinde 10’a yakın terör eylemine imza attı ancak ilk kez bu saldırıda etnik, siyasi, ideolojik ve mezhepsel anlamda ‘muhalif’ kesimleri hedef almadı ve tesadüfi seçilen sivil bir grubu vurdu. Yani bu saldırının, 20 Temmuz 2015’teki Suruç saldırısı ve 10 Ekim 2015’teki Ankara Garı saldırısından farklı olduğunu not etmek gerekiyor. Zira bu, IŞİD’in Türkiye’ye yönelik eylem stratejisinde büyük bir değişikliğe işaret ediyor.

Ne yazık ki, IŞİD Suriye ve Irak’ta sıkıştıkça hem operasyonel yeteneklerini hem de eylemlerini Türkiye’ye taşımaya devam edecek gibi görünüyor. Bu eylemlerin önceden önlenmesi ise oldukça zor. Zira eylemler yarı özerk ağlar tarafından, IŞİD’in ideolojik ve lojistik desteğiyle düzenleniyor. Eylem yerini, eylem tipini ve eylem zamanını belirleme yetkisini de icracı ağın inisiyatifine bırakılıyor.

Kamuoyundan gelen yoğun tepkilerin hedefi olan Türk güvenlik ve istihbarat bürokrasisi de bugünlerde bu sorunu nasıl çözeceğine kafa yoruyor. Ancak arkası gelecek gibi görünen terör saldırılarıyla ilgili asıl soru şu: Acaba Türkiye’de giderek toksikleşen siyasetin istek ve kapasitesi bu tür terör eylemleri sonrasında toplumu bölmek ve kutuplaştırmak yerine tek ses ve tek nefes olmaya imkan verir mi? Belki, tam da bu nedenle bu tarz terör eylemleri sonrasında Türkiye’de güvenlik ve istihbarat zafiyetini tartışmadan önce siyasi akıl zafiyetini tartışmak gerekiyor.