Ana içeriğe atla

Rusya’nın Suriye’deki kâr-zarar muhasebesi

Moskova’nın Suriye krizine askeri müdahalesi Rusya’nın bölgesel ve küresel siyasetteki rolünü artırsa da ortaya çıkacak fatura kazanımları aşabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Sergei Bainetov (R), deputy chief of the Russian Armed Forces' flight safety service, and Nikolai Primak, Chairman of the Air Accident Investigation Commission, attend a news conference, dedicated to the crash of SU-24 fighter-bomber, a Russian warplane shot down by Turkey in November, in Moscow, Russia, December 21, 2015. REUTERS/Maxim Shemetov - RTX1ZMGZ

Rusya’nın Suriye müdahalesiyle Orta Doğu’daki nüfuzunu fazlasıyla artırdığı görüşü yaygın şekilde kabul görse de bu maceranın Moskova’ya kaybettirdikleri günün sonunda kazanımlardan fazla çıkabilir. Sonuç büyük ölçüde Suriye iç savaşının son bulup bulmayacağına, bulursa bunun ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğine bağlı olacak.

Suriye’deki ilk Rus saldırılarının ertesinde Moskova’nın bölgesel nüfuzunun artacağı yönünde beklentilerin, hatta belki de korkuların oluşması sürpriz değil. Ne de olsa bu hava operasyonları Rusya’nın uzun yıllar sonra kendi sınırları ötesinde gerçekleştirdiği ilk muharip konuşlanma. Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye hükümetini savunmak için doğrudan askeri rol üstlenmesi belirleyici hatta cesur bir karar oldu. Ancak tarihin de gösterdiği gibi bu ilk tepkilerde gerçek dünyanın çetrefillikleri ve uzun vadeli sonuçlar pek çok zaman göz ardı ediliyor. ABD’nin 2003’teki Irak işgali bunun güzel bir örneği. Irak ordusunu hızlı bir şekilde hezimete uğratan ABD’nin yarattığı “şok ve dehşet” etkisi geçince Washington’un siyaseten karşılaştığı zorluklar her geçen gün arttı, Amerika’nın bölgedeki itibarı düşüşe geçti.

Suriye’deki Rus müdahalesi şu ana dek beş önemli kazanım sağladı: iç ve dış kamuoyunun ilgisi belli ölçüde Ukrayna’dan Suriye’ye kaydırıldı, Rusya’nın bundan böyle yapabileceği güç kullanma tehditlerinin inandırıcılığı arttı, Rusya’nın yüksek askeri kabiliyetleri hayli görünür biçimde sergilendi, Moskova’nın Şam üzerindeki etki gücü hem mutlak olarak hem İran’a nispetle arttı, Rusya’nın Suriye’deki siyasi çözümde başat rol oynama iddiası güçlendi.

Bu kazanımlar önemsiz değil. Ancak çok ezici bir etki de doğurmuş değil. Uluslararası düzeyde Washington’la belli başlı bazı Avrupa hükümetleri Suriye savaşını bitirmek için Moskova’yla iş birliğine açık olsa da kimse buna karşılık Ukrayna konusundaki pozisyonunu “satma” niyetinde görünmüyor. İç siyasete gelince Suriye konusu ancak savaş başarılı olduğu sürece başarılı bir gündem değiştirme yolu olabilir. Oysa savaşın başarısı büyük ölçüde Rusya’nın kontrolü dışında. Rus güçleri başrolde değil, daha ziyade yardımcı oyuncu konumunda.

Benzer şekilde Rus askeri gücünün ve silah sistemlerinin bölgesel ve küresel itibar karnesi de müdahalenin sonucuna göre belirlenecek. Suriye hükümetinin şu ana dek önemli kazanımlar sağlayamamış olması bu anlamda pek yardımcı olmuyor. Rusya’nın silah tedarikçisi olarak cazibesi silahlar tanıtıldığı gibi performans gösterdiği sürece askeri zaferlere doğrudan bağlı olmaz. Yine de kilitlenen savaşı uzatmaya aracı olmak yerine Esad rejimine topraklarını geri almaya yardımcı olmak silah satışları üzerinde daha etkili olur.

Son olarak Rusya’nın Suriye’deki nüfuzu ve buna bağlı olarak çözümü yönlendirme gücü ebediyen sürmeyebilir, özellikle de mevcut kilitlenme durumu devam ederse. Bunun önemli bir nedeni şu: Moskova’nın Şam üzerindeki etki gücünü büyük ölçüde Suriye yönetiminin Rusya’dan ileriye dönük beklentileri belirliyor.

Muhasebe cetvelinin öbür tarafına bakınca Suriye’deki operasyonların günlük maliyeti 2,4 milyon dolar ile 4 milyon dolar arasında, yani ayda 720 milyon dolar ile 1,2 milyar dolar arasında tahmin ediliyor. Bunun yanında Rus güçleri az ama siyaseten önemli zayiatlar veriyor. Şu an harekâtın mali veya siyasi olarak sürdürülemez olduğuna dair işaretler yok ama siyasette işler bir anda değişebilir.

Mısır’dan kalkan Metrojet uçağının düşmesine ve çoğu Rus 224 yolcunun ölümüne neden olan terörist saldırının da Rus askeri müdahalesine misilleme olarak yapıldığı anlaşılıyor. Ancak bu saldırı halk desteğini zayıflatmadı, bilakis güçlendirdi. Kamuoyu araştırmalarına göre Rusların yüzde 82’si ülkelerinde terörden “kesinlikle” ya da “galiba” kaygı duyduğunu söylüyor. Metrojet’in bombalanması ve peşinden gelen Paris saldırılarının ardından Suriye’deki askeri operasyonların durdurulmasını isteyen Rusların oranı sadece yüzde 3. Yine de terör Rusya’da hortlayacak olursa Rus kamuoyunun buna nasıl tepki vereceği belli değil.

Türkiye’nin düşürdüğü Rus Su-24 uçağına gelince Ankara’nın hem ölçüsüz hem tehlikeli davrandığını düşündüren sebepler var ama sorumlunun kim olduğunu bir yana bırakırsak Moskova’nın kayıpları sadece bir uçak, bir pilot ve pilotları kurtarmaya çalışan bir askerden ibaret değil. Rusya yıllar süren kararlı çabalar sonucunda Türkiye’yle geliştirdiği yakın ilişkileri de kaybetmiş oldu. Daha da kötüsü Türkiye Moskova’dan uzaklaşmakla kalmıyor NATO ve Suudi Arabistan’la bağlarını sıkılaştırıyor. Bu durum Rus politikalarını hem Ukrayna’da hem Orta Doğu’da zorlaştırıyor.

Rusya’nın resmi gazetesi Rosiyskaya Gazeta’nın farklı dillerde çıkan paralı bir haber eki olan “Russia Beyond the Headlines” (Manşetlerin Ötesindeki Rusya) geçtiğimiz günlerde yayımladığı önemli bir makalede şu tespitte bulundu: “Ankara ve Riyad’ı bir araya getiren sadece Suriye hükümetini değiştirme arzusu değil. Rusya da onlar için ortak bir düşman olabilir.”

Kremlin’e yakın duran özel İzvestia gazetesi da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Riyad ziyareti öncesinde Türkiye ile Suudi Arabistan’ın “aynı” tutumlara sahip olduğu açıklamasına önemli yer ayırdı.

Putin Suudileri kendi terörle mücadele koalisyonuna katılmaya ikna edemeyince Moskova’nın Suudi Arabistan’la ilişkisi çetrefilli bir hâl almıştı. Buna geçenlerde Suudi Arabistan’ın kendi koalisyonunu duyurması ve Rus yetkililerin Suudi Arabistan’ın dünya petrol pazarındaki “istikrarsızlaştırıcı” tutumunu sürekli eleştirmesi de eklenince Rusya’da birçok çevre bu olası kutuplaşmadan kaygı duyuyor.

İlginçtir ki Putin geleneksel yıl sonu basın toplantısında bu kaygıları yatıştırma yoluna gitti. Suudilerin “çok tehlikeli” ve “Rusya karşıtı” ittifakı sorulduğunda Putin, Türkiye’nin “düşmanca” bir harekette bulunduğunu ama Moskova’nın Türkiye’yi düşman olarak görmediğini söyledi. Devamında Suudi Arabistan’a da değindi ve son dönemdeki Rus-Suudi görüşmelerine, kendisinin de Kral Selman Bin Abdül Aziz El Suud ile yaptığı görüşmeye vurgu yaptı. Rus Devlet Başkanı’nın bu yorumlara kamuoyu önünde yanıt vermesi konunun ciddi ciddi tartışıldığının belki de en açık göstergesi. Yoksa Putin görüşünü açıklama ihtiyacı hissetmezdi.

Daha geniş açıdan bakınca Suriye müdahalesiyle Orta Doğu’ya daha derin angaje olan Rusya, yıllardır izlemeye çalıştığı herkesle iş birliği yapma ve zor tercihlerden kaçınma politikasını sıkıntıya soktu. Suriye müdahalesi öncesinde Suudi Arabistan ile İran arasında ciddi bir anlaşmazlık yaşansaydı Moskova o zaman da taraf tutma görüntüsü vermeden durumu idare etmekte zorlandırdı. Ancak şimdi fiilen İran’ın müttefiki olarak Suriye savaşına giren Rusya için İran ve onun Şii dostlarından yana tercih yaptığı algısını önlemek daha da zor hâle geldi ki bunun bedeli Sünni güçlerle ilişkileri olacak. Suriye müdahalesinin amaçlanmamış ve öngörülmemiş sonuçlarından biri de budur.

Suriye müdahalesinin ardından Rusya’nın Orta Doğu’daki etkisine dair son bir nokta da bu müdahalenin hangi koşullarda gerçekleştiğiyle ilgili. Şunu akılda tutmak önemli: Moskova, bu tek taraflı askeri adımı yeni bir bölgesel diplomatik stratejinin sonucunda değil, kendi yaklaşımına bölgesel ve uluslararası destek sağlamak için birkaç ay uğraşıp başarısız olduktan sonra attı. Bu bağlamda Rusya’nın tek başına gerçekleştirdiği askeri müdahale, onun yeni gücünden ziyade kısıtlı bölgesel rolünün işaretiydi. Moskova’nın Suriye’deki siyasi çözüme yapıcı şekilde katkı vermesi bu durumu kurtarabilir. Ancak anlaşma olmazsa Rusya’nın bu yeni nüfuzu muhtemelen geçici olur.

More from Paul J. Saunders