Ana içeriğe atla

Türkmen lider: Yeni vilayetler Irak için çözüm olabilir

Türkmen siyasetçi Turhan Müftü, Al-Monitor’a verdiği mülakatta Iraklı Türkmenlerin taleplerini ve Irak’ta yeni vilayetler kurulmasına ilişkin düşüncelerini anlattı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Iraqi officers inspect a map on the outskirts of al-Alam March 8, 2015. REUTERS/Thaier Al-Sudani (IRAQ - Tags: MILITARY CIVIL UNREST CONFLICT)



Thaier Al-Sudani: "It was me and a few other Iraqi journalists working for local outlets. We went to the frontlines in coordination with the Iraqi government forces and supporting militias.
 
The press officer would come in the morning and take us to the frontline in a convoy.
 
Whenever an area was won from Islamic State, the fighters would chant and pray and sho

BAĞDAT — Iraklı Türkmen siyasetçi Turhan Müftü Al-Monitor’a verdiği mülakatta Irak’ta etnik çatışmalara en iyi çözüm olarak yeni vilayetlerin kurulmasını savundu. Müftü’ye göre bu vilayetler özellikle Ninova, Basra ve Kerkük gibi farklı etnik ve dini grupların yaşadığı bölgelerde kurulmalı. ABD’nin desteğiyle hareket eden Arap ve Kürt güçlerin önümüzdeki günlerde Ninova vilayetini İslam Devleti’nden (İD) kurtarma ihtimali ışığında Müftü, bu önerinin İD sonrası dönem bağlamında değerlendirilmesi gerektiğine inanıyor.

Al-Monitor’u Bağdat’ta Yeşil Bölge içindeki evinde kabul eden Müftü, Türkiye’nin etkisine rağmen Türkmen siyasi bilincinin siyasi süreçlere daha etkin katılım yönünde evrildiğini belirtti. Türkmenler, nisan 2014 parlamento seçimlerinden itibaren girdikleri siyasi ittifaklardan, bilhassa İslami Dava Partisi, Milli Islah Hareketi, Bedir Örgütü ve Irak Yüksek İslami Konseyi gibi Şii siyasi hareketleriyle kurdukları iş birliklerinden kazanımlar sağladılar.

Türkmen Hak Partisi’nin lideri olan Müftü, 2005-2010 döneminde Kerkük vilayet meclisinde görev aldı. 2010’da vilayet işlerinden sorumlu devlet balanı olarak görevlendirildi, eski Başbakan Nuri El Maliki döneminde ise vekil bakan olarak İletişim Bakanlığı’nın başında bulundu. Müftü daha sonra 2014’e kadar Cumhurbaşkanı Fuat Masum’un vilayet işlerinden sorumlu danışmanı olarak görev yaptı. Geçtiğimiz eylülde Başbakan Haydar El Ebadi tarafından Vilayetler Arası Yüksek Koordinasyon Komisyonu’nun başına getirildi.

Al-Monitor: Türkmenleri şu an en çok hangi siyasi akım temsil ediyor?

Müftü: 2003 öncesi dönemde Türkmenler siyasi bir çatı olarak Irak Türkmen Cephesi’ni oluşturmuştu. Bunun içinde Bağımsız Türkmenler Hareketi ve Irak Milli Türkmen Partisi gibi birkaç Türkmen partisi yer alıyordu. Ayrıca Irak Türkmen İslam Birliği ve başka bazı Türkmen partileri vardı. Cephe şimdi partiye dönüştü ve artık çatı işlevi görmüyor. Üç yılda bir genel başkan seçiliyor. Cephe’nin şu anki önemli isimleri arasında Sanan Ahmed Ağa ve kurucusu Turhan Ketene yer alıyor.

Günümüzde resmen kayıtlı olan faal Türkmen partileri, benim başkanlığını yürüttüğüm Türkmen Hak Partisi, partiye dönüşmüş olan Erşat Salih başkanlığındaki Türkmen Cephesi, Enver Bayraktar liderliğindeki Türkmen Adalet Partisi, Abbas El Bayati liderliğindeki Irak Türkmen İslam Birliği ve Feryat Tuzlu liderliğindeki Türkmen Vefa Hareketi. Bunların dışında Türkmen Milliyetçi Hareketi, Milliyetçi Topluluk ve Türkmen Karar Partisi gibi dernekler, topluluklar ve hareketler var.

Al-Monitor: Türkmenlerin başlıca siyasi talepleri nedir? Türkmen siyasi hareketleri hâlâ farklı taleplere mi sahip, yoksa herkesin üzerinde uzlaştığı talepler var mı?

Müftü: Türkmenlerin talepleri şöyle özetlenebilir: Türkmen bölgelerinin vilayete dönüştürülesi, Türkmenleri ilgilendiren konuları düzenleyen bir yasa, Türkmen bölgeleri için özel bir bütçe ve Baas döneminde Devrimci Komuta Konseyi’nin kararları ve Kuzey İşleri Komitesi’nin çıkardığı yasalarla el konan Türkmen topraklarının iadesi. Baas döneminde bu topraklara el koymak için üst üste uygulanan yasalar nedeniyle toprakların çoğunu geri alabilmiş değiliz. Türkmenleri temsil eden birçok farklı siyasi parti ve akım olsa da bu talepler üzerinde, Türkmenlerin genel hedefleri üzerinde anlayış birliği söz konusu.

Al-Monitor: Türkmen liderler parlamento olsun Kabine olsun siyasi süreçlere katılımları açısından sıkıntılardan şikâyetçi. Bu durum Türkmen partilerin yapısına bağlı iç nedenlerden mi, yoksa Türkiye gibi ülkelerin bölgesel etkilerinden mi kaynaklanıyor?

Müftü: Ben iki nedenin iç içe geçtiğine inanıyorum. Bana göre sorun Türkmen siyasal elitlerin hep muhalefet zihniyetiyle hareket etmesinden kaynaklanıyor. Bu zihniyetin siyasi katılımın etkinleşmesini engelleyen ana nedenlerden biri olduğunu düşünüyorum. Totaliter Baas rejimine muhalefet, rejim devrildikten sonra muhalefete muhalefet hâline geldi. Örneğin 2003’teki rejim değişikliğinden önce yapılan Selahaddin Konferansı’nda – ki bu, Saddam Hüseyin’in ardından geçici hükümet kurma mutabakatına zemin hazırlaması bakımından Irak muhalefeti için en önemli kilometre taşıydı — Türkmenler Irak’ın federal devlet olmasına muhalefet etti. Bu durum büyük ölçüde Türkmenlerin siyasi iradesine bölgesel menfaatlerin hâkim olmasından kaynaklanıyordu. Irak’ın federal sisteme geçmesi o günlerde bu menfaatlerle uyumlu değildi. Aynı konferansta, aynı sebeplerle federal sisteme karşı çıkıldı. Bunun sonucunda Türkmenler siyasi denklemin dışında kaldı ve 2003’te Irak Yönetim Konseyi’nin kurulmasının ardından bugüne kadar muhtemelen kazanmış olacakları hakları kaybettiler.

Al-Monitor: Türkmenlerin Kürtler, Sünniler ve Şiilerle kurduğu siyasi ittifaklar onların taleplerini ve siyasal temsillerini ne ölçüde etkiliyor?

Müftü: Türkmen partileri Kürtlerle, Sünnilerle, Şiilerle geniş siyasi ittifaklar içeren koalisyonlar kurdu ve bunlar etkili oldu. Bunun olumsuz etki doğurduğunu düşünmüyorum. Türkmen temsilcilerin çoğunluğu siyasi bağları ve parti aidiyetleri ne olursa olsun stratejik, kritik konularda anlaşıyor. Bu nedenle siyasi ittifakların bu taleplere hizmet etmesini sağlayacak şekilde çalışıyorlar.

Özellikle Şii siyasi hareketleriyle yapılan ittifak Türkmenler açısından büyük ölçüde adil ve yararlı oldu. Benim tecrübem de bunun bir örneği. Bakan olmadan önce 2010 yılının başlarında, 2010 seçimlerinden önce Türkmenler için bir strateji hazırlamakla görevlendirildim ve bu bir ilkti. Bu stratejide, Türkmenlerin hedeflerine ulaşmasını engelleyen o muhalefet zihniyetini aşacak şekilde Türkmenlerin siyasi taleplerine yer verildi. Ben o politikanın değişmesinde ısrarcı oldum. Seksen yıl muhalefet yaptıktan sonra niteliği ne olursa olsun hükümetle çalışmanın zamanı gelmişti. Kaydedilen mesafe de asıl yapmamız gerekenin eski politikamızı değiştirmek olduğunu gösteriyor ve biz de zaten öyle yaptık.

Bakanlık yaptığım dönemde Bağdat’taki hükümetle olumlu bir havada çalıştım. Bu da Türkmen taleplerinin gündeme taşınmasına hizmet etti. Ancak bazı talepler gerçekleşmedi. Bunlar siyasiler tarafından toplantılarda konuşuldu ama hiçbir zaman yerine getirilmedi. Bunların arasında Telafer ve El Duz’un vilayet yapılması, Türkmen çalışmalarıyla ilgili bir genel müdürlüğün kurulması, Türkmenler için bir uydu kanalının kurulması, Türkmen haklarını tanıyan bir yasanın kabulü ve tümü değil ama bazı Türkmen topraklarının iadesi var. Hükümet bu konulardaki çalışmaları destekledi ancak işler parlamento aşamasında durdu. Çünkü lehte oy kullanacak güçlü bir blok gerekiyordu. Türkmenlerin siyasi sürece katılımları hükümet ve parlamento düzeyinde farklılık gösterse de etkinleşme yoluna girdi.

Al-Monitor: Vilayet işlerinden sorumlu eski bakan ve cumhurbaşkanı danışmanı olarak Bağdat hükümeti ile vilayetler arasındaki çatışmayı azaltmak için yetki dağılımının nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Müftü: Ben yeni vilayetlerin kurulmasını savunuyorum. Yeni vilayet oluşturma çabaları Irak devletinin kuruluşundan bu yana hep var oldu. 1920’lerde yeni vilayetler oluşturuldu. 1940’larda da içişleri bakanının önerisi, Bakanlar Kurulu’nun onayı ve kraliyet kararıyla yeni idari birimlerin kurulmasına imkân tanıyan yerel yönetimler yasası gereğince yeni vilayetler kuruldu. Daha sonra Bakanlar Kurulu ile Devrimci Komuta Konseyi’nin onayı ve cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle vilayetlerin tanzimine imkân tanıyan 1969 tarihli 159 sayılı yasa Dohuk, Selahaddin, Necef ve Mutahanna vilayetlerinin kurulmasını sağladı. Belli bir bölgeleye bağlı olmayan vilayetlerle ilgili 2008 tarihli 21 sayılı yasa yürürlüğe girince 1969 tarihli 159 sayılı yasa hükümsüz kaldı.

Yeni vilayetlerin kuruluşu tamamıyla idari bir olay olduğu için yeni vilayet ihtiyacı baş gösterdiğinde Irak’ta idari boşluk oluşuyor. Nüfus artışı olduğunda devlet yeni vilayetler oluşturmak durumunda. Ürdün örneğini ele alırsak Ürdün ilçeleri ve yöreleri olmayan bir vilayetler topluluğuna dönüştü. Yaklaşık 14 yeni vilayetin kurulduğu Mısır’da da aynı şey oldu. Türkiye’de de başka ülkelerde de benzer örnekler var. 2011-2012 yıllarında vilayet işlerinden sorumlu devlet bakanı olarak bu fikir üzerinde çalıştım. Çoğulcu bir Irak’ta etnik gerilimleri azaltmak adına Bakanlar Kurulu’na bazı ilçelerin vilayete dönüştürülmesini çözüm önerisi olarak sundum. Zira Ninova gibi kalabalık nüfuslu, büyük vilayetler var. Anbar’ın yüzölçümü de Irak’ın üçte biri. Dikar büyük vilayetlerin bir başka örneği. Yani ben daha küçük vilayetlerin kurulmasını önerdim.

Al-Monitor: Türkmenlerin Kürdistan bölgesinde ve Irak’ın diğer bölgelerinde karşılaştığı sorunlar arasında ne gibi farklar var?

Müftü: Bana göre Türkmenlerin en büyük ortak sorunu özerklik. Kürdistan’daki Türkmen partileri bölgeye dönük 2014 tarihli 5 sayılı yasa gereğince maddi destek alıyor. Yasanın Birinci Maddesi’ne göre Kürdistan bölgesindeki partilere yıllık bütçe tahsis ediliyor. Dolayısıyla bu partilerin faaliyetleri bilhassa Kerkük’ün geleceği konusunda Kürt siyasi hareketlerinin hedeflerine hizmet ediyor. Kürdistan dışında faaliyet gösteren, yani federal hükümetle veya ayrı çalışan Türkmen partilerine gelince onlar da Türkiye ve İran gibi çevredeki bölgesel güçlerden maddi destek alıyor ve neticede bu ülkelerin etkisine girmiş oluyor. Bunların dışında kendi imkânlarıyla çalışıp hem Türkmen bölgelerinde hem Bağdat’ta kayda değer varlık gösteren Türkmen siyasi hareketleri de var. Ayrıca dini kimliklerini milli kimliklerinin üzerinde tutan, Sünni veya Şii eğilimine sahip Türkmen partileri de Türkmenlerin hedefleri doğrultusunda faaliyette bulunuyor. Irak Türkmen İslam Birliği bunlardan biri.

Al-Monitor: İD 2014 yazında Irak’ın bazı bölgelerini işgal edince Türkmen ağırlıklı kimi kentleri de ele geçirdi. Türkmenler İD’le mücadeleye ne şekilde katılıyor?

Müftü: Siyasi hareketlerin bu konuda yapabileceği fazla bir şey olmadığı için attıkları adımlar da sınırlı oldu. Türkmen hareketler, ABD gibi uluslararası güçlerden silahlandırılmayı talep etti ama nafile. Bazıları Türkmen bölgelerinde kendilerini korumak için muharip birlikler kurdu. Örneğin milliyetçi Hak Partisi’nin Kerkük’ün bazı bölgelerini korumakla görevli bir savunma birliği var. Bununda dışında Bedir Örgütü’nün silahlı kanadı gibi farklı Şii muharip gruplara katılanlar oldu.

Al-Monitor: Kimi Türkmen liderler Türkmen çoğunluklu bölgelerin vilayetlere dönüştürülmesini talep ediyor. Bu talepleri destekliyor musunuz?

Müftü: Elbette destekliyorum. Vilayet işlerinden sorumlu devlet bakanı olarak görev yaparken Bakanlar Kurulu’na sunduğumuz bir çalışmayla Türkmen kenti Telafer’i il yapmanın önemi konusunda Bakanlar Kurulu’nu ikna etmiştik. Bu kapsamda Halepçe, El Duz, Felluce, Ninova Ovası ve Sincar gibi Türkmen olmayan kentler için de aynı öneriler yapıldı. Bu kentlerin bazıları (onay için) Temsilciler Konseyi’ne gidebildi. Örneğin Halepçe (2014’te) vilayet oldu. Bazıları ise parlamentonun görev süresi dolduğu için olamadı. Ardından İD’in işgali geldi ve birçok proje ve çözüm çalışması ertelenmiş oldu.

Coğrafi olarak daha küçük bölgeler yolsuzlukla mücadelede idari denetimin daha etkili olması bakımından önemli. Bu aynı zamanda hizmet kalitesinin artmasına da imkân tanıyor. Zira küçük bir vilayetteki yerel yönetim, yapmak istediklerini yapamazsa federal hükümet daha hızlı ve daha etkili bir şekilde devreye girip destek sağlayabilir.

Eğer federal hükümet kendi nüfuzu azalır, siyasi ve idari engellerle karşılaşır diye vilayetlere geniş yetki devretmekten korkuyorsa o zaman ufak vilayetler kaygı sebebi olmamalı. Bu bağlamda farklı etnik ve mezhepsel unsurlara sahip vilayetler siyasi istikrar bakımından risk oluşturdukları için daha önemli görünüyor. Yeni vilayetlerin kurulmasıyla bu farklılıklar ekonomik düzeyde, hizmetler düzeyinde yaratıcı bir rekabete dönüşebilir.

Al-Monitor: Yeni vilayetlerin kurulması İD sonrası Irak’ın geleceğini nasıl etkiler?

Müftü: Sorunuza yanıt olarak böyle bir adımın örneğin Ninova vilayetinde İD işgali öncesinde atıldığını ve bunun güvenlik durumunu nasıl etkilemiş olabileceğini düşünelim. Yeni vilayetler kurulmuş olsaydı Ninova’daki etnik çatışmalar ve bunlarla ilgili siyasi anlaşmazlıklar çözülebilirdi. Telafer, Sincar, Ninova Ovası ve Şeyhan’da yaşayan insanlar, idari bir işlem yapacakları zaman idari merkeze yani Musul’a başvurmaktan olabildiğince kaçınıyordu. Kentin kalbi El Kaide gibi radikal hareketlerin etkisindeydi. Bunlar terör yayıyor, farklı unsurlar ve mezhepler arasında sorunlar yaratıyordu. Azınlık mensupları kaçırılıyor, öldürülüyordu. Sincar ve Telafer’in vilayet olması gündemdeydi. Bakanlar Kurulu ayrıca Ninova Ovası’nın bir bölümünün yeni bir vilayete dönüşmesini, geri kalan kısmının da Musul merkezli mevcut Ninova vilayeti olarak devam etmesini değerlendiriyordu. Bakanlar Kurulu şimdi bu adımın önemi konusunda ikna olmuş durumda ve federal hükümetin yeni vilayet kurmasına imkân tanıyan öneriyi destekliyor. Ancak öneri Temsilciler Konseyi’nden onay alamadı.

Bence bu öneri İD sonrasında istikrara katkı yapabilir. Çatışma ihtimalinin olduğu Selahaddin gibi vilayetler de bu kapsama alınabilir ve El Duz ve civar bölgeler yeni bir vilayet yapılabilir. Samarra meselesi de şehrin vilayet yapılmasıyla çözülebilir. Anbar’a gelince burası kolaylıkla üç vilayete dönüştürülebilir: Felluce, Ramadi ve çöl bölgeleri. Bu da bölgedeki güvenlik sorununun çözümüne, bölgenin gelecekte kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. Dikar vilayetindeki El Rıfai ilçesinin temsilcilerinden de Dikar’da ​​bir Sümer vilayeti kurma önerisi gelmişti. Bu iki örnek (Anbar ve Sümer) vilayetlerin illa da farklı kimliklere değil, coğrafi gerekçeler ve güvenlik ihtiyaçlarına da dayanabileceğini gösteriyor.

More from Saad Salloum