Ana içeriğe atla

İslam Devleti’ne katılımlar nasıl durdurulabilir?

Etkiye açık gençlerin erkenden tespit edilmesi onları İslam Devleti’nin devşirme çabalarından koruyabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A masked, black-clad militant, who has been identified by the Washington Post newspaper as a Briton named Mohammed Emwazi, brandishes a knife in this still image from a 2014 video obtained from SITE Intel Group February 26, 2015. Investigators believe that the masked killer known as "Jihadi John", who fronted Islamic State beheading videos, is Emwazi, two U.S. government sources said on Thursday. The British government and police refused to confirm or deny his identity, which was first revealed by the Washi

Başkan Barack Obama, terörün kontrol altında olduğu konusunda Amerikan halkını rahatlatmaya çalışırken giderek önem kazanan şiddet içeren aşırıcılıkla mücadele (ŞİAM) alanındaki uzmanlar, yönetimin etkiye açık gençlerin terör ağlarına düşmesini önlemeye dönük programlar geliştirmesini ve bu alana daha fazla kaynak ayırmasını istiyor.

San Bernardino saldırısının ardından Donald Trump gibi başkanlığa soyunan bazı isimler ABD’ye dışardan gelebilecek teröristlerin oluşturduğu tehdide odaklandı. Ne var ki ABD’de bugüne kadar meydana gelen çoğu saldırının arkasından internet üzerinden veya başka radikallerle temas ederek “kendi kendini radikalleştiren” ABD vatandaşları çıktı.

George Washington Üniversitesi Aşırıcılık Programı’nın son araştırmasına göre kendine İslam Devleti (İD) diyen örgütle bağlantılı oldukları iddiasıyla 2014’ten bu yana tutuklanan 71 kişiden 58’i ABD vatandaşlığına, 6’sı da sürekli oturma iznine sahipti. Yaklaşık yarısı da İslamiyet’i sonradan seçmişti.

Öte yandan Irak ve Suriye’ye gitmeye ikna edilen Amerikalıların sayısı, cihatçı gruplara Avrupa ve başka bölgelerden katılan binlerce kişiye kıyasla düşük sayılır. Bu sayı 250 civarında.

George Washington Üniversitesi’ndeki programın başkan yardımcısı Seamus Hughes’a göre bu rakamlar durumun kontrol edilebilir olduğunu gösteriyor. Son araştırmada ve ondan önceki bir raporda imzası bulunan Hughes, daha önce Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nde çalışmış ve Beyaz Saray’daki ŞİAM zirvesinin düzenlenmesine katkıda bulunmuştu.

Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Başkanı Nicholas Rasmussen geçtiğimiz aylarda Kongre’ye verdiği ifadede İD’e yönelen kişileri “ideolojik, dinsel ve kişisel tatmin arayan ezilmiş bireyler” olarak tanımladı.

Hughes, İD’in ABD’de devşirdiği kişileri Al-Monitor’a değerlendirirken çoğunun genç olması dışında “tek bir profil” olmadığını anlatıyor. İD’le bağlantılı oldukları gerekçesiyle 2014’ten bu yana tutuklananların ortalama yaşının 26 olduğunu, üçte birinin ise 21 yaşından genç olduğunu belirten Hughes, bu noktadan hareketle müdahale stratejilerinin reşit olamayanları hedeflemesi gerektiğini savunuyor.

Bu alanda ABD’de şu an üç pilot program söz konusu. Denver, Minneapolis ve Boston’da uygulanan bu programlarla dini ve toplumsal önderler, ebeveynler, arkadaşlar ve başka etkili kişiler radikalleşme eğilimi gösteren gençlerle çalışmaya teşvik ediliyor.

Bu tarz girişimler zamanında yapıldığında başarılı olabiliyor. Örneğin Denver’da cihat için Suriye’ye gitmek isteyen Shannon Conley isimli genç bir kadını tespit eden FBI, dini önderler ve ebeveynlerle birlikte çalışarak kadını Denver’da kalmaya ve Suriyeli mülteciler için çalışmaya ikna etmiş.

Hughes ve program direktörü Lorenzo Vidino’nun kaleme aldığı raporda ise şöyle bir örnek yer alıyor: Daha önce radikal El Şebab örgütünün hedefi olmuş çok sayıda Somali kökenli insanın yaşadığı Minneapolis’te İD’e katılma planı yapmakla suçlanan Abdullahi Mahmud Yusuf isimli genç, “toplumsal katılımı teşvik eden” bir grupla çalışmak kaydıyla serbest bırakılmış ve rehabilitasyon merkezine gönderilmiş.

Uzmanlara göre bu tip programlar daha fazla kaynak tahsis edilerek ülke çapında yaygınlaştırılmalı.

Washington Yakın Doğu Enstitüsü’nün terör uzmanlarından Matthew Levitt de Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede “Bu girişimleri çoğaltmaya çalışıyorlar ama olması gerektiği gibi sistemli bir şey yok.” diyor. Ayrıca girişim başarısız olursa veya hedef kişi iş birliğini reddederse nasıl bir yol izleneceğine dair net kılavuz ilkeler olmadığına dikkat çekiyor.

Levitt şöyle devam ediyor: “Müdahaleye yanıt vermeyen bir kişi söz konusu olduğunda yetkililer bir şey yapmıyor. Denetimli serbestlik veya bir programa katılma koşuluyla yargı-sanık anlaşması gibi uygulamalar olamaz mı?” İD’e katılmaya meyilli gençleri vazgeçirmek için uygulanacak yöntemleri suç çeteleri ve uyuşturucuyla mücadelede kullanılan yöntemlere benzeten Levitt “Tekerleği yeniden icat etmemiz gerekmiyor.” diyor.

Danimarka, İngiltere, Hollanda ve Almanya gibi bazı Avrupa ülkeleri de benzer programlarla radikalleşmeyi önlemeye veya geri dönen savaşçıları yeniden topluma kazandırmaya çalışıyor. Örneğin İngiltere’de Dışişleri Bakanlığı desteğiyle yürütülen bir program kapsamında İslam âlimleriyle Müslüman gençler bir araya getiriliyor. Bir diğerinde yerel hükümet birimlerinde bu konuyla ilgili koordinatörler görevlendiriliyor.

Danimarka’nın ikinci büyük şehri Aarhus’ta yürütülen bir program da Suriye’de savaşmış Somalili göçmenleri yeniden topluma kazandırmakta kayda değer başarı kaydetti. Program kapsamında güven duyulan etkili kişiler risk arz eden gençlerle ilgilenmek üzere görevlendiriliyor. George Washington Üniversitesi’nin raporuna göre Danimarkalı yetkililer ayrıca önemli sayıda Müslüman öğrencisi olan okulları ziyaret ederek “Danimarka toplumunu ve dış politikasını anlatmaya, yanlış algıları düzeltmeye” çalışıyor.

Avrupa Birliği terörle mücadele koordinatörü Gilles de Kerchove’un geçtiğimiz aylarda Washington’da bir konferansta anlattığı gibi hapishane nüfusunun yüzde 60’ının Müslüman kökenli olduğu Fransa’da da radikal gruplara meyilli kişiler tespit edilmeye çalışılıyor ve ılımlı din adımlarından yardım isteniyor.

Adının yazılmasını istemeyen Fransız bir yetkili Al-Monitor’a şöyle diyor: “Fransa’da farklı gruplar arasında ilişki geliştirmek amacıyla kurulan dernekler aracılığıyla yıllar içinde birçok proje oldu. Bunlar, genellikle kâr amacı gütmeyen gruplar ile kentsel bölgelerdeki yerel yönetimlerin el ele yürüttüğü çabalar.”

Hughes ve Vidino’nun raporuna göre konuyla ilgili istatistik elde etmek zor olsa da “Avrupa’nın birçok farklı ülkesindeki yetkililer hedefli müdahaleleri geleneksel terörle mücadele yöntemlerine son derece faydalı bir tamamlayıcı olarak görüyor.”

Al-Monitor, ABD’de merkezi yönetimin toplumsal müdahale programlarına ayırdığı kaynağın miktarını öğrenmeye çalıştı ancak yetkililer bu konuda konuşmak istemedi. ŞİAM programlarının tek elden yürütülmemesine dönük eleştiriler de yanıtsız kaldı.

11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana kolluk kuvvetleriyle istihbarat birimleri arasındaki iş birliği önemli ölçüde iyileştirilmiş olsa da ŞİAM programları konusunda yetkilendirilmiş belli bir kurum yok. Yurt dışında ŞİAM konusu Dışişleri Bakanlığı’nın uhdesinde, içeride ise İç Güvenlik Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve FBI dâhil terörle ilgili bilimum kuruluş var.

Hughes’a göre ŞİAM konusunun tek bir kurum tarafından yönetilmesi ve bu programlara ayrılan kaynağın merkezi bütçede tek bir kalemde yer alması daha faydalı olacak: “Bu alanda haklı olarak farklı kulvarlar var ama başı çeken bir kurum olmalı ki bir takip anlayışı oluşsun ve Kongre’deki yetki vericiler ve denetçiler herhangi bir kaygı duyduklarında ya da soru sormak istediklerinde kimi çağıracaklarını bilsin.”

Temsilciler Meclisi İç Güvenlik Komitesi, 2015 tarihli Şiddet İçeren Aşırıcılıkla Mücadele Yasa Tasarısı’nı onaylamış durumda. Tasarı, ŞİAM konulu çalışmaların İç Güvenlik Bakanlığı’na, bir bakan yardımcısına bağlanmasını ve ABD vatandaşlarının terör örgütlerine katılmasını önleme amaçlı programlara her yıl 10 milyon dolar tahsis edilmesini öngörüyor.

San Bernardino saldırısının ardından sosyal medyanın radikalleşmedeki rolü de çokça konuşuldu. Saldırıyı kocası Syed Rizwan Farook ile birlikte gerçekleştiren Pakistan doğumlu Tashfeen Malik, Facebook’ta 2012 ve 2014’te paylaştığı mesajlarda cihada katılmak istediğini söylemiş, saldırının olduğu gün de İD’e biat ettiğini yazmıştı.

George Washington Üniversitesi’nin araştırmasına göre “Birkaç bin Amerikan vatandaşı internetten İD propagandası tüketiyor ve ‘radikalleşmenin yankı odası’ diye tabir edilen olguyu yaratıyor.”

Obama yönetimi yetkilileri interneti sansürlemeye çalışmadıklarını söylerken Twitter ve Facebook gibi sosyal medya şirketlerinden kendi kendilerini denetleme konusunda daha etkin çabalar talep ediyor.

Öte yandan terör örgütlerine meyilli kişileri tespit etmeye çalışan güvenlik birimleri şüpheli hesaplardan çok kıymetli istihbaratlar elde ediyor. İD bağlantılı tutukluların birçoğu FBI’ın nokta operasyonlarıyla yakalandı.

Tedirgin ABD halkını rahatlatmaya çalışan Obama, Noel tatiline çıkmadan önce Pentagon ve terörle mücadele yetkilileriyle bir dizi toplantı yapıyor. Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest’in 14 Aralık’ta yaptığı açıklamaya göre bu yıl içinde 15 kişi terör eylemi planlama suçlamasıyla, 60’tan fazla kişi de Suriye’ye gitmeye çalışırken tutuklandı. Hughes’a göre ise 50 eyalette yaşayan toplam 900 İD sempatizanı hâlen FBI tarafından araştırılıyor.

İD’in Irak ve Suriye’de ilan ettiği “hilafet devleti” örgütün çekim gücünü artırmış olsa da ABD’de terör olayları görece nadir görülüyor. 11 Eylül 2001’den bu yana sağcı ideolojiye sahip kişiler 48 saldırı gerçekleştirirken, cihatçı eylemlerin sayısı 45. Nitekim silahla işlenen başka suçlar ABD’de her yıl 10 bini aşkın insanın canına mâl oluyor.

More from Barbara Slavin

Recommended Articles