Ana içeriğe atla

Iraklı Hristiyanlar niçin özerklik istemiyor?

Irak Asuri Demokratik Hareketi Genel Sekreteri ve parlamento üyesi Yonadam Kanna Al-Monitor’a verdiği mülakatta Iraklı Hristiyanların durumunu değerlendirirken özerklik talebinde bulunduklarını yalanladı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
kanna.jpg

BAĞDAT — Irak Asuri Demokratik Hareketi Genel Sekreteri ve parlamento üyesi Yonadam Kanna, Al-Monitor’a verdiği mülakatta Iraklı Hristiyanların niçin özerklik yanlısı olmadığını, Irak’ın diğer bölgelerinden idari veya coğrafi olarak niçin ayrılmak istemediğini anlattı.

Ninova Ovalarını demografik gerekçelerle il yapan Bakanlar Kurulu kararının özerk bölge kurulması anlamına gelmediğini belirten Kanna, dini ve mezhepsel temelli özerklik arayışlarını “ırkçı” diye tanımladı ve bunların Iraklı Hristiyanların değerleriyle bağdaşmadığını vurguladı. Bununla birlikte Kanna Irak’taki Hristiyanların korunması gerektiğini belirti.

Mülakatın metni şöyle:

Al-Monitor: Irak’ta Hristiyanlar için özerk bölge isteyenler var. Ancak siz Irak parlamentosunda Hristiyanları temsil eden bir vekil olarak bu yönde resmi bir talepte bulunmadınız. Bu konuda attığınız herhangi bir adım var mı?

Kanna: Biz hem Hristiyan olarak hem Hristiyan toplumunun Irak meclisindeki temsilcisi olarak ne özerk bir bölgenin kurulması için çağrı yaptık ne de Irak’tan ayrılmak veya bazı bölgeleri ülkeden koparmak için talepte bulunduk. Olan şuydu: Iraklı Hristiyanlara sahip çıkmak isteyen kimi Avrupalı ve Amerikalı çevreler açıklamalar ve basın bültenleri aracılığıyla Iraklı Hristiyanlar için özerk bölge talep ettiler. Yani bu talepler Irak dışında yaşayan insanlar tarafından dillendirildi. Parlamentoda yoğun çalışmalar yürüten bizler ise Irak anayasasının ilkelerini benimsiyor ve Irak’taki tüm kesimleri birleştiren tek bir anavatanda yaşamanın önemini savunuyoruz. Ayrıca özerk bölge taleplerinin ırkçı karakter taşıdığına ve bizleri birbirimizden koparmaya hizmet ettiğine inanıyoruz.

Al-Monitor: Ninova Ovaları’nın ayrı bir il olması niçin gecikti? Bu dönüşümü hangi gerekçelerle istediniz? Dini, demografik veya siyasi gerekçeleriniz mi vardı yoksa Hristiyanların Irak’ta kendilerine ait bir bölgeden mahrum kalmasından mı korktunuz?

Kanna: Bakanlar Kurulu 21 Ocak 2014 tarihinde Ninova vilayetinde yer alan Ninova Ovaları’nın statüsünü değiştirmeye ve bölgenin il olmasına karar verdi. Ancak Irak’ta 10 Haziran 2014’ten sonra oluşan güvenlik durumu, İslam Devleti’nin vilayeti istila etmesi gerekli prosedürün tamamlanmasını geciktirdi. Bakanlar Kurulu kararı dini veya mezhepsel gerekçelere değil, demografik gerekçelere dayanıyordu. Zira bölge İD kontrolüne geçmeden önce yaklaşık yarım milyon nüfusa sahipti. Ayrıca Ninova Ovaları tarihi Ninova’nın kalıntısı olarak Hristiyanlar için simgesel önem taşıyor.

Al-Monitor: Iraklı Hristiyanlar için yerel veya uluslararası bir koruma mekanizması öngörüyor musunuz? Ninova Ovaları dışında beklentileriniz var mı? Başka bölgelerin de Hristiyan bölgesi ilan edilmesini istiyor musunuz?

Kanna: Hristiyanların burada da dışarıda da korunmasını her zaman istedik. Bu bizim anayurdumuzda yaşama hakkımızın parçası. Koruma talepleri Ninova ve Selahaddin vilayetlerini kapsıyordu. Ancak merkezi Bağdat hükümeti ile Erbil yönetimi arasında ihtilaflı bölgeler diye tabir edilen bölgelerle ilgili sorunlar bu konuda mesafe alınmasını engelledi. Saddam Hüseyin rejiminin Kürtler ve Türkmenlerin yaşadığı bölgeleri Araplaştırması yüzünden eski bir sorun bize miras kaldı ve bu birçok adımın atılmasını geciktirdi. Aslında tüm bu ihtilaflar (anayasadaki) 140. Madde uyarınca çözülmeli. Taraflar çözüm konusunda başarısız olursa ihtilaflar uluslararası tahkime götürülecek, tahkim de başarısız olursa Birleşmiş Milletler’e gidilecek. Bizce bu mesele bir an önce çözülmeli. Aksi hâlde Irak’ın sorunları derinleşecek ve tüm Irak halkını etkileyen daha büyük çatışmalar baş gösterecek. Bundan en çok azınlıklar ve Kürt bölgelerinde yaşayan Araplar etkilenir. Zira bu kesimleri Saddam’ın yardakçısı olarak görenler var.

Al-Monitor: Kurulacak olan Ninova Ovaları iline yahut daha geniş anlamda Iraklı Hristiyanlara Vatikan’dan veya başka ülkelerden destek geliyor mu?

Kanna: Hayır, hiç. Ninova Ovaları ili konusunda ne bir Avrupa ülkesinden ne Avrupa dışında bir ülkeden ne de Vatikan’dan destek geldi. İlin kuruluşu tamamen idari bir konu olup mezhepsel değil demografik gerekçelerle gündeme geldi. Burada şunu vurgulamak isterim ki bizler din, mezhep veya hizip temelinde ırkçı, ayrımcı önerilerde bulunmuyoruz. Irak dışında bu tip uygulamalar için çalışanlar ülkemizin coğrafi ve demografik yapısından bihaber.

Al-Monitor: Irak’ta bugün geriye kaç Hristiyan kaldı? Önümüzdeki yıllarda Hristiyanların daha yoğun şekilde göç etmesini bekliyor musunuz?

Kanna: Irak’ı Hristiyan unsurundan temizlemeye uğraşanlar, bu yönde planlar yapanlar var. Ancak biz toprağımıza ve kimliğimize sahip çıkıyoruz. Kimsenin bizi anayurdumuzdan çıkarmasına asla izin vermeyeceğiz. 2003’te Saddam rejimi devrildiğinde Hristiyanların sayısı yaklaşık 1 milyondu. 1987’de yapılan son nüfus sayımında bu sayı 1 milyon 400 bindi. Yani bir azalma olmuştu. Ancak son 12 yıl boyunca yaşanan katliamlar, zorunlu göçler ve tehditler neticesinde, özellikle de Meryem Ana Kilisesi’ndeki olayın ardından Irak’tan göç hızlandı ve Hristiyanların sayısı yarım milyona düştü. Bu sayı önümüzdeki yıllarda daha da azalabilir. Zira 2003’ten sonra Irak’ı yöneten hükümetler iktidarı tekelleştirdi, ayrımcı, dinci, mezhep temelli gündemler benimseyerek, hiçbir koruması olmayan ve zulüm görmekten korkan Hristiyanların ülkeden kaçmasına neden oldu.

Al-Monitor: Bağdat’ta Hristiyanlara ait el konan evlerin sayısı nedir? Bu evleri geri alma çabanız oldu mu? Bu el koymaların arkasında kim var?

Kanna: Geçmişte Irak’ı Hristiyanlardan temizlemeye çalışmış olan şoven, aşırıcı ideolojilere sahip çevreler bugün başka paravan ve sembolleri kullanarak Bağdat’taki Hristiyanların evlerine el koymaya çalışıyor. Bazı siyasi partilerin desteğini istismar eden çete ve milisler giden Hristiyanların evlerine girmeye çalışıyor. İçinde insan olan evler için de tapu dairelerindeki nüfuzlu kişiler aracılığıyla sahte evraklar düzenleniyor. Kendi meşakkatli araştırmalarım sonucunda Bağdat’ta son iki yıl içinde Hristiyanlara ait 50 eve el konduğunu tespit ettim. Benim bilmediğim başka evler de olabilir. Maalesef durum şu: Bağdat dışından gelen birtakım insanlar kentin asıl sahiplerini evlerinden çıkarıp göçe zorluyor ve mülkiyet hakları üzerinde oyunlar oynuyor.

Al-Monitor: Bağdat ve diğer bölgelerdeki sokak gösterileri konusunda duruşunuz nedir? Hristiyanlar bu gösterilere katıldı mı?

Kanna: Irak halkının yıllardır yaşadığı acılar, insanların varlıklarını kaybetmesi, sosyal adaletin olmaması bu halk hareketinin yükselişinde etkili oldu. Bu hareketin amacı Irak’ı yöneten siyasi partilerin ortadan kaldırdığı hakları yeniden tesis etmek. Ben bu gösterileri meşru bir reform talebi olarak görüyorum. Ancak gösterilerden yararlanmaya çalışan bazı partilere karşı uyarıda bulunuyoruz ve gösterilerin o belirgin ulusal karakterini yitirmemesini umuyoruz. Hiç kuşkusuz bu gösterilere Hristiyanlar da katıldı ama Hristiyan olarak değil değişim isteyen, radikal İslamcı partilerin yönettiği devletin mantığından uzak, herkesin haklarına saygılı, medeni bir devlet talep eden Irak vatandaşları olarak katıldılar.

Al-Monitor: Hâlâ ötekileştirildiğinizi düşünüyor musunuz? Irak’taki mevcut durum sizi hak taleplerinizi erteletmek zorunda bırakıyor mu?

Kanna: Hristiyanlar mevcut hükümetten ve bundan önceki iki hükümetten dışlandı. Şu anki Kabine’de bir tane bile Hristiyan bakan yok. Ülkenin önemli ve asli bir unsuru olmamız itibarıyla bize verilmesi gereken başka bazı önemli makamlardan da dışlandık. Ne yazık ki büyük partiler bizi hep ötekileştirmeye çalıştı ve bize bu toprakların evladı değilmişiz gibi davrandı. Irak’ın ve Irak halkının savunmasından bile dışlandık. İD ile mücadeleye katılma olanağı bize tanınmadı.

Al-Monitor: Ama Halk Seferberlik Birlikleri’nin çatısı altında Rayan El Keldani önderliğindeki Babil Tugayı isimli grup var. Dışlandığınızı neye dayanarak söylüyorsunuz?

Kanna: Bu silahlı gruba önderlik eden kişi Hristiyanları temsil etmiyor. Halk Seferberlik Birlikleri kapsamında İD’le mücadeleye katılması onun şahsi olayı. Terörle mücadeleye katılmanın önemli olduğunu düşünüyoruz ama bu kişi bizimle bağlantılı değil, 20-30 kişilik bir gruba komutanlık ediyor. Medya bir şekilde bu kişinin rolünü abarttı, özellikle de Kilise ona “şeyh” denmesine itiraz edince. Hristiyan inancında şeyh yoktur. Ayrıca bu kişinin babasının bağlı olduğu kilise hükümete bu kişiyi tanımadığını, bu kişinin kiliseyi temsil etmediğini belirten iki mektup gönderdi. Ancak hükümet konuyu göz ardı etti ve bu kişi Hristiyanları temsil eden Hristiyan bir savaşçı olarak görülmeye devam etti. Hâlbuki işin gerçeği böyle değil.

Al-Monitor: Sizin silahlı bir kanadınız var mı? Ulusal Muhafız projesine katılacak mısınız?

Kanna: Evet, sekiz ay önce kurduğumuz ilk 600 kişilik birliğimiz olan Ninova Ovaları Savunma Birlikleri var. Ancak Bağdat ve Erbil yönetimleri arasındaki bitmeyen kavgalar bu birliğin belli bölgelerin savunmasını üstlenmesine engel oldu. Yürüttüğümüz koordinasyon çalışmaları sonucunda bu birlik için şu an Ninova’nın Alkuş bölgesinde bir kışla hazırlanıyor. Birliğin daha modern silahlara ihtiyacı var. Mevcut envanteri sadece orta ve hafif silahlardan oluşuyor. Çünkü Peşmerge de Irak Savunma Bakanlığı da bize silah vermedi. Gerekli destek sağlanırsa birliğin mevcudu 5 bine çıkar.

Al-Monitor: Bağdat’la Erbil arasındaki anlaşmazlığa nasıl bakıyorsunuz? Hristiyanlar bundan etkileniyor mu?

Kanna: Bağdat’la Erbil arasında kavgaların sürmesi, ülkenin yeniden inşasını sağlayacak etkili çözümlerin bulunamaması bizi üzüyor. Bu kavgalar ülkedeki durumu fazlasıyla etkiledi, terör ve yolsuzluğa yarayan boşluklar yarattı. Kavgalar tüm Irak halkına zarar verdi ama en büyük zararı biz gördük, özellikle de Ninova Ovaları bölgesinde. (ABD’li) Geçici Yönetim Başkanı Paul Bremer zamanından beri emniyetimizi Peşmerge sağlıyor. Ne yazık ki Peşmerge İD’e karşı bizi koruyamadı ve İD bölgeyi ele geçirdi. Ondan sonra da topraklarımızı savunmak için silahlı güç kurmamız engellendi. Bu sorunlar Bağdat ve Erbil arasındaki kavgaların başlıca yansımaları oldu.

Al-Monitor: Iraklı Hristiyanlar Vatikan’dan maddi destek veya danışmanlık desteği alıyor mu?

Kanna: Vatikan hayli kısıtlı imkânlara sahip olduğu için Iraklı Hristiyanlara elle tutulur bir destek veremiyor. Yine de kendisine bağlı kurumlar ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla İD’in işgalinden kaçan ve çok vahim koşullara maruz kalan Hristiyanlara güzel bir destek sağladı. Malumunuz Irak hükümeti sığınmacılara aile başına 1 milyon dinar (891 dolar) verdi ve sonra onları kaderlerine terk etti. Her hâlükârda Vatikan’ın çalışmaları tümüyle insani nitelikte.

Al-Monitor: Iraklı Hristiyanların geleceğine ilişkin beklentiniz nedir?

Kanna: Bizim geleceğimiz Irak devletinin stratejilerine ve hedeflerine bağlı. Irak laik, sivil bir devlet olma yoluna girerse bu olumlu bir gelecek olur. Ancak Irak radikalleşmiş bir din devletine dönüşürse diğer Iraklılar gibi biz de felaketle karşı karşıya kalırız. Zira din devletleri ayrımcı, ırkçı ilkelere dayanır. Umarız ki uluslararası toplum komşu ülkelere baskı uygular ve bu ülkeler de Iraklılar arasında yeni kavgalar yaratarak köktendinciliği güçlendirip Irak’ın bir ulus olarak istikbalini karartmak yerine teröre karşı güç birliği yapar.

More from Mustafa Saadoun