Ana içeriğe atla

İslam Devleti’nin gözü Körfez’de

İslam Devleti, Kuveyt ve Suudi Arabistan’daki Şiileri hedef aldığı intihar saldırılarıyla Körfez bölgesinden daha fazla Sünni’yi kendisine çekebileceğine inanıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Crowds surround the Imam Sadiq Mosque after a bomb explosion following Friday prayers, in the Al Sawaber area of Kuwait City June 26, 2015. Four people were killed in the suicide attack on Friday on the Shi'ite Muslim mosque in Kuwait City, the governor of Kuwait City Thabet al-Muhanna said.  REUTERS/Jassim Mohammed - RTX1HWP4

İslam Devleti’ne (İD) mensup bir intihar eylemcisi, 26 Haziran’da Kuveyt’in ülkeyle aynı ismi taşıyan başkentindeki Şii İmam Sadık Camii’ne saldırı düzenledi. 29 Mayıs’ta da Suudi Arabistan’ın Dammam şehrindeki bir Şii camisinin girişinde intihar saldırısı düzenlenmişti. Bu camiden sadece birkaç kilometre uzakta, Şiilerin çoğunlukta olduğu Katif vilayetinin Kudayi kasabasında da 22 Mayıs’ta yine bir Şii camisi hedef alınmıştı. Bu saldırı 21 kişinin ölümüne, 100’ü aşkın kişinin yaralanmasına yol açmıştı.

İD, Kuveyt’i önceden yaptığı bir plan doğrultusunda vurmuş olabilir. Ancak Körfez ülkeleri arasında güvenlik alanındaki eş güdüm zafiyeti düşünüldüğünde Kuveyt’in önlemlerin sıkılaştığı Suudi Arabistan’daki Şii hedeflerin yerine seçilmiş olması da pekâlâ muhtemel.

İD’in eylemlerini akıllıca planladığı muhakkak. Örgüt, doğru zamanlamayı, doğru yeri ve sicili temiz, hilafet ülküsüne inanmış Körfez vatandaşı gençleri seçiyor. Körfez İşbirliği Konseyi’ne (KİK) üye devletlerin vatandaşları İD’in “Necd Vilayeti” diye tanımladığı KİK bölgesinde vizesiz seyahat edebiliyor. Suudi İçişleri Bakanlığı da Kuveyt’teki camiye düzenlenen saldırının ardından 28 Haziran’da yaptığı açıklamada failin Suudi vatandaşı Fahd Süleyman El Kabba olduğunu, Kabba’nın Suudi makamları tarafından aranmadığını ve daha önce hiç yurt dışına çıkmadığını bildirdi.

Muhammed El Mahmud ve Fuad İbrahim gibi Sünni ve Şii pek çok liberal yazar ve uzman, Suudi Arabistan ve Kuveyt’teki Şii camilerine yapılan saldırılardan dolayı Suudi Arabistan’daki Vahhabi temelli din eğitimini ve uydu kanallarını suçluyor. Bu kanalların başında Vesal TV ile Sefa TV geliyor. Ancak bu suçlamalar belli bir doğruluk payı taşısa da saldırıların ardında yatan asıl nedenleri açıklamıyor, mantıksal analizlerden ziyade Selefi karşıtı ideolojik bir yaklaşımı yansıtıyor. Bu yaklaşım aşağıdaki nedenlerden dolayı ancak kısmen haklı olabilir:

  • Körfez bölgesindeki mezhepsel şiddet 1980’lerde başladı. Lübnan ve Irak kökenli Şii örgütler 1983-1988 döneminde Kuveyt’te bombalı saldırılar düzenledi. 1989’daki Mekke saldırısı da Kuveyt uyruklu 16 Şii tarafından düzenlendi.

  • İD Suudi Arabistan’daki yerleşik dini düzenin liderlerini mürtet addediyor, bu liderler de İD’i Müslümanların uzak durması gereken İslam dışı bir örgüt olarak görüyor.

  • Şii camileri hedef alan failler kendi devletlerine başkaldıran ve yaşadıkları toplumu Müslüman olarak görmedikleri için hilafet devletine hicret eden gençlerdi. Şii camilere yönelik saldırıları da biat ettikleri hilafet devletinin talimatları ve Vahhabi fetvalarına dayanmayan tarihsel metinler doğrultusunda gerçekleştirdiler.

  • Vesal ve Sefa gibi Selefi televizyonların etkisi, geniş izleyici kitlelerine ulaşan 40’ı aşkın Şii kanalının etkisiyle mukayese bile edilemez. Yayınlarında Sünni öğretisini aşağılayan Irak’ın Elülbeyt ve Kuveyt’in Fedak kanalları bunlara örnektir.

Körfez ülkeleri arasında siyasi çekişmeyi körükleyen tarihsel ideolojik ihtilaflar karşısında İD’in hilafet projesi Körfez bölgesi ve ötesindeki gençleri bir rüya gibi cezbediyor. Siyaseten dışlanmış olan bu gençler, yeni bir devletin kurulmasına katkı sağladıklarına inanarak kendilerini önemli hissediyorlar. Dolayısıyla liderleri Ebu Bekir El Bağdadi’nin emirlerini tereddüt etmeden yerine getiriyorlar.

İD’in gayri resmi haber ajansı Amak Haber’e göre bir insan ya Bağdadi’nin halifeliğine biat eden bir mümin ya da ölmeyi hak eden bir mürtettir. Üçüncü bir kategoriye yer yoktur. İD’in bu yaklaşımı ister Selefiler ister Irak, Suriye, Libya ve Mısır’daki sivil savaşçılar olsun Sünniler de dâhil tüm İslam toplumları için geçerlidir.

Haziran ortası itibariyle Suudi Arabistan’da, yani İki Kutsal Caminin topraklarında, 148 güvenlik görevlisi öldürülmüştü. Suudi İçişleri Bakanlığı bu kişilere “görev şehidi” diyor.

İD, KİK ülkelerine ideolojik olarak nüfuz etmeyi geniş kesimleri projesinin siyasi meşruiyetine ve bu projenin İslami geleneğin iki temel esasına dayandığına ikna ederek başardı. Bunlardan ilki Hz. Muhammed’in Müslümanların beş siyasi aşamadan geçeceği, son aşamanın da hilafete dönüş olacağı yönündeki sözleridir. İkincisi ise bağlılık yemini anlamına gelen biat kavramıdır. Buna göre seçkinler ve halk, hükümdarı -- prens ya da halife -- biat yoluyla seçer.

İD, terör eylemleriyle egemen rejimleri Şii vatandaşlarını korumaktan aciz göstermeye ve itibarlarını zayıflatmaya çalışıyor. Eylemlerini cesurca üstlenen örgüt, Sünni inanç ve simgelerini korumaya hazır ve yetkin olduğunu Körfez’deki ve tüm dünyadaki Sünnilere göstermek istiyor.

Körfez ülkelerindeki yetkililer İD’in Şiilere yönelik terör eylemlerinin daha kapsamlı bir planın parçası olduğundan endişe duyuyor. Buna göre örgüt Şiileri kışkırtarak Irak’taki Halk Seferberlik Birlikleri’ne benzer silahlı Şii örgütlerin kurulmasını sağlamaya çalışıyor. Körfez’deki Şii önderlerin kanlı tahrikler karşısında sokaklara dökülmesi, kendilerini koruyamadıkları için resmi makamlara tepki göstermesi İD’i memnun eder. Nitekim Katif’de de böyle oldu. Katifli Şeyh Tahir El Şamimi 23 Mayıs’ta devletin Şii vatandaşlarını koruma becerisini sorgulayarak koruyucu halk birliklerinin kurulmasını istedi. Şeyh Abdül Kerim El Hubail de aynı gün bölge halkına savunma komiteleri kurma çağrısı yaptı. Suudi İçişleri Bakanı Muhammed Bin Nayif ise 28 Mayıs’ta bu çağrıları reddederek kimsenin devletin rolüne soyunmasına izin vermeyeceğini vurguladı.

Körfez’in egemen rejimleri, ulusal projelerin yokluğunda İD’in tehdidi altında yaşamaya devam edecek. Sünni hilafet projesinin Körfez toplumlarına yayılma riski giderek artıyor. Körfez devletleri siyasi sistemlerinde reform yapıp halkın milli kaynaklardan aldığı payı artırmazsa gençler de radikal örgütlerin peşinden gidecek ve terör devam edecek.

More from Ibrahim al-Hatlani

Recommended Articles