Ana içeriğe atla

Husilerin ilerleyişi Kızıldeniz ülkelerini tehdit ediyor

Husilerin Bab’ül Mandeb Boğazı’nı ele geçirmesinden kaygı duyan Kızıldeniz ülkeleri, güvenliklerini korumak için çeşitli girişimlerde bulunuyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Egyptian navy vessels patrol off the coast of the Red Sea resort city of Sharm el-Sheikh on February 17, 2011. Tourists have started trickling back to Egypt's balmy Red Sea coast in the wake of its national uprising, but ghost-town resorts are still reeling from crises that preceded the unrest. AFP PHOTO/MARCO LONGARI (Photo credit should read MARCO LONGARI/AFP/Getty Images)

KAHİRE — Yemen krizinde başkent Sana’nın silahlı Husi gruplarının kontrolüne geçmesinin ardından Mısırlı uzmanlar, Mısır’ın ulusal ve Körfez güvenliğini korumak adına Kızıldeniz’deki Bab’ül Mandeb Boğazı’nın Husilerin eline geçmesini önlemek için olaylara müdahil olacağını öngörüyor.

Mısır donanma komutanı Usame El Cundi, donanmanın Mısır karasularını, kıyılarını ve ekonomik menfaatlerini her yönden savunmaya, buralara yönelen her türlü tehditle mücadele etmeye hazır olduğunu açıkça beyan etti.

Bu arada böyle bir savaşı önlemek için bir dizi girişim başlatıldı. Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Mısır ve Suudi Arabistan’a davetiyeler göndererek Kızıldeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliği konusunda görüşmeler yapılmasını istedi.

Arap Birliği eski genel sekreteri Amr Musa ve Lübnan Başbakanı Fuad Siniora da ortak bir açıklama yaparak Yemen’de ordunun birliğinin ve güvenliğin yeniden tesis edilmesi için bir Arap girişiminin başlatılması çağrısında bulundu. Bu girişimin ayrıca Yemen kentlerinde tüm silahların ortadan kaldırılması ve parlamento seçimlerinin gerçekleşmesi için çalışacağı belirtildi.

Musa ve Siniora, Yemen’deki bölünmüşlüğe dikkat çekerek İran destekli Husilerin Bab’ül Mandeb Boğazı’na ulaşması hâlinde bunun Kızıldeniz ve Umman Denizi üzerinden Arap ülkelerinin güvenliğine de tehdit oluşturacağı konusunda uyardı.

Musa-Siniora girişimi, Körfez İş Birliği Konseyi’nin (KİK) Yemen’deki geçiş dönemini örgütleme girişiminin başarısız olması üzerine ortaya çıktı. KİK’in girişimiyle belirlenen koşullar uygulanmadı ve her şeyden önemlisi Yemen ordusunun yeniden yapılanmasına dönük hiçbir adım atılmadı.

Siniora ve Musa'nın ortak açıklamasında Yemen eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in olaylardaki rolüne de değinildi ve Yemen’in müştereken yönetilmesini öngören anlaşma kapsamında Salih’in Husilerle iş birliği yaparak iktidara dönmeye hazırlandığı belirtildi.

Mısır’daki Eritre büyükelçisine göre Afwerki’nin Kızıldeniz ülkelerinin Husiler karşısında güvenliği korumaya dönük bir toplantı düzenleme önerisi Kahire’de olumlu karşılandı. Ancak Kahire bu konuda somut bir adım atmadı ve bölgesel güvenliği koruyacak tedbirleri görüşmek üzere diğer Kızıldeniz ülkelerine çağrıda bulunmadı. Büyükelçiye göre bunun nedeni, kendisi de bir Kızıldeniz ülkesi olan İsrail’i konuya dâhil etmenin Arap devletlerinde yarattığı rahatsızlık. Büyükelçi, bunun üzerine Eritre’nin İsrail’i dâhil etmeden girişimi hayata geçirme çağrısını yineledi.

Şu an Mısır’ın Eritre büyükelçisi olan ve daha önce Afrika işlerinden sorumlu müsteşar yardımcısı görevini yapan Mona Ömer, Eritre’nin girişimini Al-Monitor’a değerlendirirken Husilerin asla Kızıldeniz ülkelerinden herhangi birinin (Suudi Arabistan, Sudan, Ürdün, İsrail, Mısır, Eritre ve Cibuti) askeri gücüyle ölçüşemeyeceğini belirtti. Ömer şöyle konuştu: “Husilerden Kızıldeniz ülkelerine yönelen tehdidin gerçek anlamda bir savaşa neden olabileceğini sanmıyorum. Bu grup, bugün bir dizi Arap ülkesinde var olan terör hareketlerinden farklı olmadığına göre o da ortadan kaldırılacaktır.”

Ömer şöyle devam etti: “Somali’deki deniz korsanları meselesi hâlen Kızıldeniz’e gölge düşürüyor ve birkaç ülkenin donanması hâlen Kızıldeniz girişinde bulunuyor. Mısır deniz devriyeleri de Mısır karasularında görev yapıyor. Husiler Yemen karasularından çıkacak olurlarsa gereken yapılacaktır.”

Uluslararası Terörizm Derneği kurucularından güvenlik uzmanı General Rida Yakup ise Husilerin Kızıldeniz bölgesine ve yeni Süveyş Kanalı projesine tehdit oluşturması hâlinde Mısır’ın Husilerle savaşması ihtimalini Al-Monitor’a şöyle değerlendirdi: “Bu savaş, günümüzde Mısır ordusuyla terör grupları arasında Sina’da yaşanan mücadele gibi doğrudan askeri bir çatışma olmayabilir. Bu, Mısır ile Husiler arasında dolaylı bir savaş olur. Yemen ordusu da buna plan, fikir ve istihbaratla destek olur. Ayrıca Husileri bertaraf etmek için teçhizat ve uygun teknikler sağlar.”

Böyle bir mücadelenin bazı grupların tutuklanmasıyla sonuçlanacağını belirten Yakup, Yemen’in de Husiler için güvenli bölgeler oluşmasını ve ülkeler arasında para akışını engellemek için aynı önlemleri Husilere karşı uygulamak durumunda olacağını vurguladı. Yakup’a göre BM Güvenlik Konseyi’ndeki Terörle Mücadele Komitesi’nin de Husileri bertaraf etmek için Mısır ve Yemen’e modern teknikler sağlaması gerekecek.

Yakup şöyle devam etti: “Libya da Ensar El Şeriat konusunda aynı şeyi yaptı ve bu grubun bertaraf edilmesi için Güvenlik Konseyi’nden karar çıkartmayı başardı. (…) Husilerin Mısır’da ve bilhassa Sina’da başka terör gruplarıyla irtibat kurmasını önlemek için Mısır, ekim 1973’te İsrail’le Yom Kippur Savaşı’nda yaptığı gibi Bab’ül Mandeb Boğazı’nı kapatma yoluna gidebilir.”

İran’daki Şii rejiminin Yemen’deki Husilerle bağlantısını değerlendiren güvenlik ve strateji uzmanı Tümgeneral Hüsam Sueylem ise Al-Monitor’a şöyle konuştu: “İran, Şii partisi Hizbullah üzerinden Lübnan’da iktidarı kontrol ettiği gibi Yemen’deki rejimi de yine Şii olan Husiler aracılığıyla kontrol etmeye çalışıyor. (…) Mısır, Husilerin Bab’ül Mandeb Boğazı’nı kapatmasına hazırlıklı olmalı ve buna askeri olarak müdahale etmeye hazır olmalı. Zira öyle bir durumda boğaz, aynen Hürmüz Boğazı gibi İran’ın kontrolüne girer. Bu da Süveyş Kanalı’nı olumsuz etkiler ve Mısır açısından bir ölüm kalım mücadelesi olur. Uluslararası toplumun buna müsaade edeceğini sanmıyorum.”

Kızıldeniz’de güvenliği korumak için uluslararası güçlerin konuşlanması ihtimalini de değerlendiren Sueylem şöyle dedi: “Bunun olması zor. Bab’ül Mandeb Boğazı’nın doğu tarafına hâkim olan Yemenliler de batı tarafını kontrol eden Eritreliler de buna izin vermez. Eritre tarafında askeri bir üs ve İran füzeleri var. Kızıldeniz’deki en önemli ülkelerden biri olan Sudan, bu konumunu kısmen İran’a olan bağımlılığı sayesinde elde etti. Ayrıca Hartum’da İran’a ait silah fabrikaları var, bunlara ekim 2012’de bombalanan Yermük fabrikası da dâhil.”

Husilerin Bab’ül Mandeb’e ulaşmasını ve Kızıldeniz ülkelerinin güvenliğini tehdit etmesini önlemek için çeşitli girişimler önerildi. Ancak bunlardan hiçbiri etkili bir şekilde hayata geçirilemedi. Husilerin boğaz bölgesine ulaşması hâlinde askeri çatışma riskini doğuran da asıl budur.

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial