Ana içeriğe atla

Suriye’yi yanlış okumak

Hizbullah ve İran destekli Suriye ordusunun dönüşüm ve intibak kabiliyetini yanlış hesaplayan ABD, Beşar Esad’ın günlerinin sayılı olduğuna dair hatalı bir öngörüde bulundu. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A man takes a photo of his friend in front of a poster of Syria's President Bashar al-Assad at Umayyad Square in Damascus May 16, 2014. Syria is holding a presidential election for June 3, preparing the ground for Assad to defy widespread opposition and extend his grip on power, days after he said the civil war was turning in his favour. Opponents have dismissed the vote as a farce.   REUTERS/Khaled al-Hariri (SYRIA - Tags: POLITICS ELECTIONS CIVIL UNREST CONFLICT) - RTR3PGCV

Suriye lideri Beşar Esad 3 Haziran’da yeniden seçilmeye hazırlanırken ve ordusu da askeri zafere doğru ilerlerken Barack Obama yönetiminin Esad’ın ayakta kalma gücünü başta yanlış hesapladığı bugün bir sır değil.

Eski bir istihbarat yetkilisinin değerlendirmesine göre Esad’ın kazanımları, tersine çevrilmesi zor bir noktaya ulaşıyor ve yükselen şiddete rağmen Esad koltuğunu korurken savaşın sonu hâlen ufukta görünmüyor.

Başkan Obama, Esad’ın göstericileri bastırmaya kararlı olduğunu gördükten sonra 2011’in ağustos ayında Esad’ın çekilmesi gerektiğini söyledi. Şubat 2012’ye gelindiğinde Obama ton değiştirdi ve Atlantic Mountly’ye verdiği mülakatta Esad’ı kastederek şöyle dedi: “Günlerinin sayılı olduğunu düşünüyoruz. Mesele artık gider mi gitmez mi değil, ne zaman gideceğidir.”

Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nden Andrew Terrill, bu değişikliği şu şekilde izah etmeye çalışıyor: “Obama'nın Esad’ın günlerinin sayılı olduğunu söylemesi, belki de bir öngörüden ziyade Suriyeli göstericilere yönelik üstü kapalı bir dayanışma mesajıydı.”

Savunma İstihbarat Ajansı’nın (DIA) kıdemli analistlerinden David Shedd’in kamuoyunda yaptığı açıklamalara göre DIA’nın 2012’deki tahmini, Esad’ın en azından 2013’ün başlarına kadar iktidarda kalacağı yönündeydi.

Oklahoma Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nin başkanı Joshua Landis, bu tür öngörülerin ihtiyatsız davrananları tuzağa düşürdüğüne inanıyor: “Ayaklanmanın başlarında oldukça üst düzey bazı isimler, rejimi terk etti ve biz de ordudaki moral seviyesini anlamak için onların yardımcı olacağını düşündük. Ancak bu kişilerin bilgileri çarpıtarak, gerekli teşvikler sağlandığı takdirde herkesi rejimi terk etmeye hazır gösterme ihtimali de vardı.”

Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Bürosu’nun Yakın Doğu ve Güney Asya Müdür Yardımcısı Wayne White de şu yorumda bulunuyor: “Bana göre Suriye ordusunun kof olduğunu savunanlar, birkaç sebeple yanıldı. Kimi birimlerin firar etmesi, Suriye hükümetine gerçekten de bir ölçüde zarar verdi. Ancak çok sayıda Sünni firar etse dahi sadık kalan birlik ve milislerin sayısı, güvenlik güçlerini ayakta tutacak kadar çoktu. Sünniler de zaten büyük sayılarda firar etmedi. Ek olarak Hizbullah kuvvetlerinin de son derece büyük yardımı oldu.”

Aynı yönde düşünen Terrill, şunun da altını çiziyor: “Suriye rejiminin yürüttüğü savaş top ateşi, hava saldırıları, helikopterlerle atılan varil bombaları dâhil ateş gücünü ön plana çıkarıyor. Rejim, en gelişkin kara birliklerini çoğu zaman muharebeye sokmuyor. Çünkü onları tüketmek istemiyor.”

Şubat ve mart 2013’e gelindiğinde tablo Esad açısından düzelmeye başlamıştı. Sadece Esad daha güçlü görünmüyordu, isyancılar da zayıflamış görünüyordu. White’a göre 2013’ün başlarında isyancıların şansı şu iki nedenle azalmıştı: 1. Münferit kişiler veya küçük grupların aralıklı olarak firar etmesi dışında esaslı bir askeri birliğin rejimden kopması sağlanamamıştı. 2. Cihatçı grupların yükselişi, ABD ile Batı’nın isyancılara silah tedarik etme imkânını baltalayacaktı.  

İsrail ve ABD, 2012’de Esad’ın asker ve takviye göndermesi için Hizbullah’a baskı yaptığı bilgisine sahipti. İstihbaratta çalışmış üst düzey eski görevlilere göre, o günlerde sahada Hizbullah birlikleri zaten vardı ve bunlar Şam’da, Şam banliyölerinde, Halep içinde ve Halep taşrasında “askeri eğitim ve destek” görevi yapıyordu.

İranlı yöneticiler – Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani dâhil – Hizbullah’tan defalarca Suriye için muharip kuvvetler de istedi. Ama bu istekleri hep reddedildi. Zira Hizbullah kuvvetleri, Suriye’de bir iç savaş için değil, İsrail ile savaşmak için eğitilmişti. Hizbullah’ın müdahil olmayı kabul etmesi, anlaşıldığı kadarıyla İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in şahsi çağrısıyla sağlandı.

DIA eski Orta Doğu sorumlusu Albay Pat Lang’ın deyimiyle, Esad ordusu ve Hizbullah birlikte savaşınca “Suriye güçleri gerçekten etkili bir orduya dönüştü”. Hizbullah’ın desteği sayesinde “Suriye ordusu ve kısıtlı kaynakları, artık her an her yerde olmak zorunda değildi”. Rejimin kimi asli birlikleri, tehlikeli boyutta piyade zayiatı vermişti. Hizbullah savaşçıları, bu kayıpların telafi edilmesinde yardımcı oldu.

İstihbarat fiyaskosu mu?

Brookings Enstitüsü’nden Mike O’Hanlon, ABD istihbaratının Esad güçlerine ilişkin yaptığı ilk değerlendirmelerle birçok ABD yetkilisini şaşırttığını anlatıyor. Ona göre, Esad’ın yakın çevresinin zafiyetleri yüzünden ordunun da bir şekilde etkisizleşeceği ya da önemli askeri yetkililerin topluca firarına yol açacağı değerlendirmesi, “büyük bir istihbarat fiyaskosuydu”. O’Hanlon, Rusya’nın savaş analizinin “baştan beri bizimkinden daha isabetli” olduğunu söylüyor.

Landis de istihbarat hatası yapıldığını düşünüyor ve hatta şöyle diyor: “Son yıllarda Orta Doğu’da neredeyse her önemli konuda istihbaratımız hatalı oldu.” Landis’e göre İran Şahı’nın devrileceğinin öngörülememiş olmasına kıyasla “bu defaki nispeten küçük bir hata bile sayılır”.

Başka gözlemciler ise olanları bir istihbarat fiyaskosu olarak değil, olayların baskısı altında yapılan bir dizi hatalı değerlendirme olarak görüyor.

White, konuya şöyle bakıyor: “Washington, Esad’ın devrilmesini öteden beri istiyordu. Esad’ın iktidardan düşmek üzere olduğu sık sık tekrar edildi. (Başkan George W.) Bush daha 2005’te buna inanıyordu. Ona göre Irak yeni bir yönetime kavuşunca halklar demokrasi için ayaklanacak ve Orta Doğu’daki tüm diktatörler birer birer devrilecekti. Bu görüşün kaynağında Amerika’nın doğru siyasal koşullar oluştuğunda demokrasinin her ülke için, her zaman uygun olduğu yönündeki derin inanışı yatmaktadır.” White’a göre, bu inanışın doğru olmadığı artık kanıtlanmış durumda.

Landis ise şöyle diyor: “Suriye ordusu bizim için adeta bir kara kutu gibiydi. Ancak istihbarat Esad’ın ayakta kalacağını öngörmüş olsaydı, Washington hiçbir şey yapmadan oturup – en azından söylem düzeyinde -- devrimcilere yine destek vermeyecek miydi? Son yıllarda biz bu rejime demediğimizi bırakmamıştık.”

Terrill “Bu, bir istihbarat fiyaskosu değildi.” sonucuna varıyor.

White ise sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bana göre bu aşamadan sonra Esad’ın daha ne kadar ayakta kalacağına dair gerçekçi bir zaman çizelgesi konamaz.” Başka bir deyişle, ufukta çok uzun bir savaş görünüyor.

More from Richard Sale

Recommended Articles