Ana içeriğe atla

Suudiler ziyaret daveti ile İran’a doğru ilk adımını attı

Suudi-İran ilişkilerindeki sorunların çözümü şu an mümkün görünmese de Suudi Arabistan’ın İran dışişleri bakanına yaptığı davet, gerilimin düşürülmesi için fırsat sunuyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Saudi Arabia's Foreign Minister Prince Saud al-Faisal attends the opening of an Arab foreign ministers emergency meeting to discuss the Syrian crisis and President Bashar al-Assad's regime, at the Arab League headquarters in Cairo, March 9, 2014. The Arab League on Sunday endorsed Palestinian President Mahmoud Abbas's rejection of Israel's demand for recognition as a Jewish state, as U.S.-backed peace talks approach a deadline next month. The United States want Abbas to make the concession as part of effort

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud El Faysal, İran için stratejik önem taşıyan Orta Asya ve Azerbaycan ile yapılan birinci Arap İş Birliği ve Ekonomi Forumu’nu fırsat bilip İran dışişleri bakanını ülkesine davet etti ve bölgesel anlaşmazlıkların çözümü için İran’la görüşmeye hazır olduklarını belirtti.

Suriye’de savaşın sürmesi, Irak’ta güvenlik durumunun kötüleşmesi ve Başbakan Nuri El Maliki’nin son Irak seçimlerinde beklenen zaferi, Sünni-Şii ihtilafını geri dönülmez bir noktaya taşıyabilir ve İran ile Suudi Arabistan dâhil herkesin istikrar ve güvenliğini tehlikeye atabilir. Dolayısıyla, tüm taraflar açısından mantıklı olan, çatışmayı kontrol altına almak ve çatışmanın daha fazla tırmanmasına izin vermemektir.

Faysal’ın İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’i ülkesine davet etmesi ve Riyad’ın bölgenin sıcak meselelerini Tahran’la görüşmek istediğini söylemesi, söz konusu gerilimi düşürme bağlamında anlam kazanıyor. Ancak bu, ihtilafı çözüme bağlamak için değil, kontrol altına almak için yapılan bir davettir. Nitekim Suudi Arabistan ile İran’ın Suriye, Bahreyn ve Yemen gibi konularda uzlaşıya vardığına dair hiçbir işaret yoktur. Suriye konusu başta olmak üzere iki ülke arasındaki derin anlaşmazlıklar sürüyor.

Eski bir Suudi yetkilisinin Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre, Suudi Arabistan ile İran arasında kapalı kapılar ardında Suriye konusunda düşük seviyede doğrudan görüşmeler başlamış durumda. Aynı kaynağa göre, bu düzeyde ilerleme sağlanırsa Suriye konusunda açık diyaloğun da zemini oluşabilir. Ancak iki İslami gücün Suriye’deki anlaşmazlıklarının derinliği düşünülürse bu, oldukça uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Suudi Arabistan, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın gitmesi konusunda ısrar ediyor, İran ise Esad’ın iktidarda kalmasını kendi nüfuzunun teminatı olarak görüyor.

Bölgesel güvenliğin sağlanması için Suudi Arabistan’la diyalog ve iş birliği arzusu beyan eden İranlı yetkililerin peş peşe gelen açıklamaları da aynı gerilimi düşürme çerçevesine oturuyor. Bu tür beyanlar, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Dışişleri Bakanı Zarif ve en son 11 Mayıs’ta Pakistan Başbakanı Muhammed Navaz Şerif’le görüşmesi sırasında Ekber Haşemi Rafsancani tarafından dile getirildi.

Şerif’in İran ziyareti, Suudilerin davetinde kilit bir rol oynadı. Yükselen mezhepsel çatışma, Pakistan’ı da kaygılandırıyor. Zira bu durum, Taliban’la mücadele eden Pakistan’ın da güvenlik sorunlarını artıracaktır. Ayrıca, Suudi Arabistan’la özel ilişkilere sahip olan Pakistan, Suudi Arabistan-İran ihtilafının derinleşmesi hâlinde bu ihtilafa taraf olma ve güvenlik açısından bedel ödeme noktasına gelmek istemiyor.

Dahası Pakistan-İran ilişkilerinin gerilmesi, Hindistan’ın İran ile bağlarını güçlendirir. Bu da muhtemelen Hindistan, İran ve Afganistan’ı bir araya getirir. Zira Afganistan’daki yeni hükümetin de Pakistan’a karşı Hindistan ve İran’la iş birliği yapması bekleniyor.

Pakistan’ın Suudi Arabistan-İran gerginliğini düşürmek için çabalaması, en çok kendi ulusal güvenlik kaygılarıyla ilgilidir. Pakistan mezhepsel çatışmalardan mustarip olduğu gibi, hem Suudi Arabistan hem İran’la ekonomik ilişki geliştirmeye muhtaçtır.

ABD yönetimi de Suudiler ile İran’ın yakınlaşmasını istiyor. ABD açısından bölgedeki çatışmanın seviyesi düşmeli ve İran ile Suudi Arabistan’ın güç dengesine dayanan bölgesel rekabete dönüşmeli. ABD Başkanı Barack Obama, New Yorker dergisine verdiği demeçte, Orta Doğu’da çekişme ve rekabeti koruyan yeni bir dengenin kurulmasından söz etti ve aşırı akımların güçlenmesini engellemek için ilgili tüm taraflarla çalıştığını belirtti.

İran basınında çıkan ve Rafsancani’ye yakın çevrelere dayandırılan bir habere göre, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in yeşil ışık yakması üzerine Rafsancani’nin ekibi, Suudi Arabistan’la uzlaşmak için bir ön çalışma hazırladı. Bu çalışmada, her iki tarafın medya üzerinden gerilimi tırmandırmaya son vermesi, iki ülkenin İran Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde imzaladığı güvenlik anlaşmasını hayata geçirmesi ve zorluğu en az olan Lübnan konusu üzerinden güven artırıcı adımların atılması yer alıyor.

Suudi dışişleri bakanı, 13 Mayıs’ta İranlı meslektaşını Riyad’a davet ederken tüm ülkelerin terörle mücadelede iş birliği yapması gerektiğinden söz etti. Suudi bakanın bu açıklaması, tıpkı Lübnan gibi terör konusunun da iki ülkenin güven krizinin çözümünde bir başlangıç noktası olabileceğine işaret ediyor.

İki bölgesel gücün diyaloğu, önce Lübnan’da meyve vermeye başlayabilir. Riyad ile Tahran, Lübnan’da cumhurbaşkanlığı krizini çözmek için birlikte çalışabilir. Lübnan, Suudi Arabistan-İran ilişkilerinde çok büyük bir çekişme konusu değildir. Zira Lübnan’ın uzlaşıya dayalı siyasal sistemi, her iki ülkenin de nüfuzunu büyük ölçüde gözetiyor.

İki ülke arasındaki çetrefilli konular – Irak, Bahreyn ve Yemen --  Suriye’de durumun nasıl gelişeceğine bağlıdır. Önce Suriye’de mutabakata varılmadan bu üç ülkede kesin çözümlere ulaşılması zordur.

Suriye’deki anlaşmazlıkların uzlaştırılması ise mümkün görünmüyor. Diğer bölgesel meselelerin çözülmesi için de Suriye’de anlaşmaya varılması gerekiyor. Dolayısıyla bölgede kapsamlı çözüm hâlen erişim dâhilinde görünmüyor. Ama çatışmadaki tırmanışın kontrol altına alınması mümkündür. Pakistan ve ABD, Suudi Arabistan ile İran’ı gerilimi düşürme ve bölgedeki yangını zapt etme istikametine yönelterek önemli bir rol oynuyor.

More from Abdulmajeed al-Buluwi

Recommended Articles