Ana içeriğe atla

Gülenistler konusunda Erdoğan’la aynı pozisyonda

Gülenistlere karşı Erdoğan ve Gül aynı fikirdeler. Her iki lider de devlet içinde örgütlü Gülenistlere hukuk içinde müdahale edilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Türk devleti Gülenistlere karşı tek ses.
France's President Francois Hollande (front R) shakes hands with Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan (front L) as they are accompanied by President Abdullah Gul during a dinner at the Presidential Palace in Ankara January 27, 2014. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS) - RTX17XCL

Türkiye’yi dışarıdan takip eden analistlerin inandığı bir hurafe var: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün farklı kutuplarda olduğu hatta birbirine rakip olduğu şeklinde bir algı pazarlanmak isteniyor. Bu algı pazarlamasının devamında Abdullah Gül’ün Fethullah Gülen’e ve devlet içinde örgütlü Gülenistlere yakın olduğu imajı oluşturulmak isteniyor. Gülenist medya da ısrarla bunu yapıyor. Gülenistler uluslararası ortamlarda Erdoğan’a karşı olup Gül ile ilişkilerinin çok iyi olduklarını ifade ediyorlar. Bu kesinlikle doğru bir bilgi değil.

Bilakis Gül'e çok yakın bir kaynağa göre 2009 yılında bile Abdullah Gül Gülenistlere çok mesafeliydi. Devlet içindeki Gülenist örgütlenmeye karşı Erdoğan hoşgörülü iken Gül bu duruma 2009’da bile tepkiliydi. Bazı kurumlardaki Gülenist egemenlikten kaygılıydı. Fakat bunu yine yumuşak ve diplomatik bir üslupla söylerdi. Mesela Gülenistlerle eskiden beri çok kavgalı olan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay Erdoğan’dan çok Gül’e yakın bir isimdir. Türkiye'de her gazetecinin farkında olduğu bu Gül-Atalay yakınlığı bilgisi dış basında hiç bilinmez. Türkiye'deki herhangi bir Güleniste Beşir Atalay'ı sorun anında hakaret etmeye başlayacaktır. Gülenist ideolojide en önemli sözde hakaret kalıbı da İrancı ya da ‘gizli Şii’ sözcüğüdür. Gülenistlerin Fars kökenlilere ve Ortadoğu'nun Şii halklarına yönelik mezhepçi bu tutumu da ayrı bir yazıyı hak ediyor. Bu konuda korkunç çok örnek var... Erdoğan'ın son Iran gezisine yönelik Gülenist tepkiler bile oldukça tuhaf...

Hem Gül’ü hem Erdoğan’ı yakından tanıyan bir Türk gazeteci olarak aradaki farklılıklara ben de işaret edebilirim. Bu iki ismin yaklaşım farkları vardır fakat devlet içindeki Gülenist paralel yapılanmanın varlığı konusunda Erdoğan ile Gül’ün görüşleri tamamen aynıdır. Her ikisi de devlet hiyerarşisine aykırı biçimde kendi imamlar hiyerarşisinden talimat alan Gülenist polislerin ve yargının bilincindedir.

Bana da Al-Monitor okurlarından ‘yakın zamanda Gülen’i övüyordun şimdi ne oldu?’ diye eleştiri gelmiş. Ben Gülen’in İslami aşırılığa karşı ve Batı-yandaşı tavrını her zaman övdüm. Yine överim. Fakat aynı şekilde uzun süredir Gülenistlerin vesayet rejimi kurmak isteyen ve Kürtlerle savaş isteyen kanadına karşı mücadele eden biriyim. Bu açıdan Gülenistleri hep eleştirdim. Yanılgım Gülenistlerin bu anti-demokratik ve barış karşıtı tutuma karşı çıkan liberal bir kanadı olduğunu sanmamdı. Hâlbuki şu an anlıyoruz ki Fethullah Gülen iyi polis-kötü polis şeklinde roller dağıtan bir film yönetmeni gibiymiş. Gülenistler içinde farklı kanatlar olduğu analizi büyük bir yanılgı. Gülenistler aynı hedefe yani vesayet rejimine yürüyorlar ama farklı enstrümanlar çalıyorlar. Orkestra şefi ise Gülen… Bu da demokrasi için büyük bir tehdit…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün devlet içinde örgütlü Gülenistlere karşı tavrına dönelim... Gül son gezisini İtalya’ya düzenledi. Seyahatte ülkenin yüksek tirajlı gazetelerine konuşan Cumhurbaşkanı Gül, paralel devletle ilgili soruya, “Devlet sistemi içinde bazı kurumlarda farklı dayanışmalar var, bunun bazı örnekleri var. Bunların hukuk çerçevesinde düzeltilmesinden daha normal bir şey olamaz. Bir hukuk devletinde görevlilerin hepsinin sadakati önce anayasa, kanunlar ve devlete olacaktır” diye konuşarak açıkça Gülenistlere işaret etti ve Erdoğan hükümetinin Gülenistlere olan müdahalesini meşru gördüğünü ifade etti.

Cumhurbaşkanı Gül, “Türkiye’nin reforma ihtiyacı var” başlığıyla çıkan Il Sole 24 Ore’ye yaptığı açıklamalarda ise, Türkiye’de son günlerde yaşanan krizin konjonktürel olduğunu ifade etti. Son yaşanan gelişmelerin ardından, kurucularından biri olarak AK Parti hükümetinin sağlığını nasıl gördüğü sorusu yöneltilen Gül, şunları kaydetti: “Demokratik ve muhafazakâr bir parti olarak AK Parti’nin dini değerlere katkısı olmuştur. Bazı üyeleri yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya kalmıştır. Önemli olan, her şeyin yasal çerçevede olması ve mahkemelerin bağımsızca karar almasıdır. Yolsuzluğun her türlü hali kabul edilemez. Şunu da ekliyorum: demokrasilerde her zaman aynı partiler desteklenmez, fikrinizi değişebilir. Devletin her kademesinde de, davranması gerektiği gibi davranmayanlar vardır, ama bunların hiçbiri bizim istikrarımıza zarar vermez. Türkiye’de siyasi açıdan hiçbir risk yoktur.” 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül İtalya’ya hareketinden önce yaptığı açıklamada ise, 5 yıldır Ergenekon’dan tutuklu bulunan yüksek şeker, karaciğer ve kanser hastası Prof. Fatih Hilmioğlu’nun affedilmesiyle ilgili soruya cevap verdi. Gül “Halkımız şöyle zannediyor. Cumhurbaşkanı birisini arzu ederse cezaevindeki bir hastayı affedebilir. Böyle bir yetkim yok benim. Yetkim olsa hemen kullanırım. Hapishanelerde cezaevlerinde hasta olan yaşlı olanların adli tıpa savcılar vasıtasıyla başvurması gerekiyor.” Hilmioğlu’nun hapisten çıkması konusunda Erdoğan hükümeti de Gül gibi düşünüyor ama Gülenistler Hilmioğlu’nun tahliye edilmesini istemiyor…

Cumhurbaşkanı Gül’ün bu konuşmalarını analiz edersek: 

  1. Cumhurbaşkanı, Gülenci paralel yapılanmayı kabul ediyor. 
  2. Meselenin dinle veya milliyetle alakalı olmadığını söylüyor. Devlet içindeki herkesin, tek bir otoriteye uyması gerektiğini söylüyor. 
  3. İkinci bir otorite belirdiğinde, buna müdahale etmenin doğru olduğunu ifade ediyor. 

Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz’ün de belirttiği gibi Cumhurbaşkanı, "Gülenci örgütlenme dağıtılmalıdır" demekte. 

Bunları söyleyen Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı... Hem de bazı kesimler tarafından Başbakan Erdoğan'a rakip yapılmak istenen bir siyasetçi... O bile böyle diyorsa... Daha fazla söze gerek var mı? 

Tam bu noktada önemli bir sorun var: Devlet memuru olan Gülencilerden söz ediyoruz: Polisler, savcılar, hâkimler, vs... Gülenci kadrolar başka görevlere ve başka şehirlere atanıyor.

Soru şu: Bu şartlar altında, Gülenci paralel yapılanmanın üstesinden nasıl gelinecek?

O zaman Gülen Hareketinin özelliklerini düşünmek gerekir. Grupta çok güçlü bir biat kültürü olduğunu biliyoruz.

Öylesine güçlü ki bu biat kültürü... Gülenciler icabında kamikaze gibi davranabiliyor... Mesela devletteki 20-30 yıllık kariyerlerini ateşe atabiliyorlar.

Ayrıca telefon dinlemeleri şunu ortaya koydu: Gayet sıradan işler ("ananas" olayı gibi) bile Fethullah Gülen’e soruluyor.

Ancak bu çok güçlü biat kültürünü tersten okuduğumuzda şunu görüyoruz: Az sayıda "beyin" yönetiyor hareketi...

Hani X kurumunun imamından söz ediliyor ya... O kurumda çalışan Gülenciler... Kurumun imamından direktif gelmedikçe, bir şey yapamıyor. Yani kendi başlarına davranamıyorlar.

Dolayısıyla, Gülenci yapılanma ile mücadele eden Hükümet cenahının, yukarıda sözünü ettiğim, nispeten az sayıdaki "beyni" (yani "imamı") etkisiz hale getirmesi yeterli olacaktır.

Onun dışında... Cumhurbaşkanı Gül'ün de altını çizdiği gibi: "Gülenci" olmanın bir sakıncası yok...  Yeter ki memur, memurluğunu bilsin. Emri imamlardan değil, amirinden alsın ve işini kanunlar çerçevesinde yapsın. Bu kadar basit... Bu konuda Gül ile Erdoğan arasında tam bir ittifak var...

More from Nagehan Alci