Ana içeriğe atla

AKP-Cemaat savaşında Erdoğan vuruluyor

AKP-Cemaat savaşında medyaya sızdırılan kritik haberler seçim dönemleri öncesinde Başbakan Erdoğan’ı zor durumda bırakıyor
Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan addresses members of his ruling AK Party (AKP) during a meeting in Istanbul December 5, 2013. REUTERS/Osman Orsal (TURKEY - Tags: POLITICS) - RTX164WX

Türkiye’de yakın bir geçmişe kadar iktidarın fiili ortağı konumunda olan Gülen Hareketi ile AKP hükümeti arasında iki yıla yakın bir süredir devam eden çatışma, son günlerde dramatik bir tırmanış göstererek gizli istihbarat belgelerin birbiri ardına ortaya döküldüğü, nasıl sonlanacağı belirsiz bir medya savaşı halini alıyor.

Kendisini laik Cumhuriyet’in bekçisi olarak gördüğünden siyasete müdahale hakkına da sahip olduğunu varsaya gelmiş orduyu, verdikleri ortak mücadeleyle etkisizleştiren Gülen Hareketi ve Erdoğan hükümeti arasındaki yeni iktidar savaşının başlangıcı olarak 7 Şubat 2012 tarihi kabul edilir.

Eski ortaklar arasındaki savaşın ilk dramatik hamlesi bu tarihte, Cemaat’in etkili olduğu düşünülen polis istihbaratı ve özel yetkili yargı cephesinden, Erdoğan’ın çok güvendiği Milli İstihbarat Teşkilatı’nın şefi Hakan Fidan’a karşı yapıldı. Hakan Fidan, Türk istihbarat örgütünün PKK’yla yasadışı ilişkileri olduğu iddiasıyla savcıya ifade vermeye çağrıldıysa da gitmeyi reddetti.

Bu olay Türk siyasi tarihine “7 Şubat MİT-Yargı krizi” olarak geçmiştir. 

Bu süreçte tarafların birbirlerine neler yaptıklarını Al-Monitor’da 18 Kasım 2013 tarihinde yayımlanan “Gülen Cemaati ve AKP arasında açık savaş” başlıklı yazımda özetledim; burada tekrarlamayacağım.

Bu, gittikçe çirkinleşen bir olaylı boşanma süreci. Gülenciler ve Erdoğancılar üçüncü taraflara karşı uzun yıllar birlikte, konspiratif karakteri belirgin bir mücadele verdiler, sırlar paylaştılar, birbirlerinin birçok açıklarını öğrendiler ve anlaşılan o ki ileride lazım olur diye birbirleri hakkında istihbarat çalışması da yapıp kritik bilgiler derlediler.

Şimdi ise bu bilgi ve belgeler ortalığa saçılmaya başladı.

AKP mahfillerinden, Erdoğan’ın başkanlık ettiği basına kapalı parti buluşmalarından, bakanlar kurulu toplantılarından, hükümet arşivlerinden, Cemaat’in kontrol ya da erişimindeki medyaya ve bazı gazetecilere kritik bilgi ve haberler sızıyor.

Bu sızıntı ve ifşaattan şimdilik en çok zarar gören karakter ise Başbakan Erdoğan

Kasım ayının başında Erdoğan’ı ülkesinde ve dünyada güç durumda bırakan, kız ve erkek öğrencilerin birlikte kaldıkları öğrenci evlerine devlet eliyle müdahale etme yönündeki arzusunu dile getirdiği parti toplantısı da basına kapalıydı... Ama Türk ve dünya kamuoyu, Erdoğan’ın bir “İslamcı Büyük Birader”e dönüşme yönünde olduğuna dair karine teşkil eden bu netameli ifadelerini, 3 Kasım tarihli Zaman gazetesinde, söz konusu kapalı toplantıyla ilgili haberin satır aralarında yayımlanınca öğrendi.

Bir milyon yüz bin tirajlı Zaman, Gülen Cemaati medyasının amiral gemisi.

Asıl büyük gümbürtü, AKP’nin Gülen Cemaati’nin insan kaynakları ve finansman konularındaki stratejik etkinlik alanı olan dershaneleri kapatarak cemaate varoluşsal bir darbe indirmek için bir kanun taslağı hazırlamış olduğu, yine Zaman tarafından 14 Kasım’da duyurulunca koptu.

Zaman gazetesi hükümetin dershaneleri kapatma girişimine karşı kampanyasını bu tarihten itibaren günlerce manşetten sürdürdü; Gülen medyası ve cemaatin sosyal medyadaki aktivistleri de bu kampanyaya yoğun destek verdi.

Sonunda AKP iktidarı dershaneleri kapatmaktan vazgeçmese de uygulamaya geçmeyi Türkiye’nin önündeki üç kritik seçimin (yerel, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler) ötesine, eylül 2015’e ertelediğini, 2 Aralık’ta ağırlıkla bu konunun tartışıldığı, 7,5 saatlik uzun bir kabine toplantısının ardından duyurdu.

Erdoğan’ın önceki kapatma takviminde uygulamanın Ocak 2014’ten itibaren başlatılmasının öngörüldüğü biliniyordu.

Hükümet bu kısmi geri adımı atmak zorundaydı çünkü dershanelerin yakın dönemde kapatılacağı bir sabit olarak kalmaya devam ettikçe Cemaat’in AKP’den kopuşu, önde gelenler seviyesinden tabana yayılmaktaydı ve bu da seçimlerin öncesinde AKP için kritik bölgelerde riskleri büyütmekteydi.

Dershaneler tartışmasının patlak vermesinin ardından, AKP-Cemaat kavgasında Cemaat’in gündemine omuz veren Taraf gazetesi ise son günlerde ön planda rol oynamaya başladı.

Taraf, 2010’da yaptığı habercilikle askeri vesayetin sonunu getiren, darbe planı yaptıkları iddia edilen askerlere karşı tertiplenmiş “Balyoz” operasyonu ve davası süreçlerinin tetikleyicisi olmuştur. Mehmet Baransu, o dönemde Balyoz davası iddianamesine konu olacak belgelerin koca bir bavul içinde kendisine teslim edildiği Taraf muhabiridir.

Mehmet Baransu şimdi gazetesinde bu kez AKP’yi ve liderini zor durumda bırakan belgeler yayımlamakla meşgul.

Bunlardan ilki, 28 Kasım Perşembe günkü Taraf’ta “Gülen’i bitirme kararı 2004’te Milli Güvenlik Kurulu’nda alındı” başlığıyla birinci sayfanın manşet haberi olarak yayımlandı.

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) askerlerle sivil yöneticilerin bir araya gelerek, adından da anlaşılacağı gibi ulusal güvenlik konularını görüşüp, çoğunlukla gizli tutulan “tavsiye kararları” aldıkları anayasal bir organ. Ordunun siyasete müdahale edebildiği yıllarda bu MGK, askerlerin kendi eğilim ve iradelerini sivillere empoze ettikleri bir vesayet organı olarak işlev görmekteydi.

Mehmet Baransu imzalı, gizli MGK belgelerine dayanan habere göre 25 Ağustos 2004 tarihli MGK toplantısında Gülen Hareketi’nin Türkiye ve yurt dışındaki faaliyetleri gündeme getirilmiş ve bunlara karşı bir eylem planı hazırlanması tavsiye kararı olarak benimsenmişti.

Kararın altında, Başbakan Erdoğan ve o dönemde Dışişleri Bakanı olan şimdiki Cumhurbaşkanı Gül ile beş hükümet üyesinin daha imzası vardı.

Bu haberin anlamı şuydu: Askerin siyasi baskı ve müdahaleleri karşısında hep dik durmakla övünen Başbakan Erdoğan ve hükümetinin, o toplantıda dik durmadığı ve Gülen Hareketi’ne karşı askerlerden gelen telkin karşısında boyun eğerek onların istekleri doğrultusundaki karara imza attığı ortaya çıkmıştı.

Bu haberin yayımlanmasının ertesinde hükümet sözcüleri “Gülen hareketini bitirme kararı”nın kendileri tarafından hiç uygulanmadığı ve yok sayıldığını söylediler. Ancak Taraf’ta iki gün sonra yine Baransu imzasıyla yayımlanan belgeler, “Gülen’i bitirme planı”nın uygulanması doğrultusunda o dönemde Başbakanlık Müsteşarı olan Ömer Dinçer’in imzasını taşıyan resmi yazışmaların yapıldığını kanıtladı.

Bu haberi Mehmet Baransu’nun 1 Aralık’ta Cemaat’in okul ve dershanelerinin 2004’ten 2010’a kadar Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in emriyle her ay fişlendiğini bildiren yeni bir haberi izledi.

Ertesi gün yine Baransu imzasıyla yayımlanan bir başka haberden ise bu kez devlet içindeki değişik İslami cemaatlere mensup olduğundan şüphelenilen bürokratların 2011’den günümüze kadar fişlendiğini öğrendik.

“Fişleme”, Türkiye Cumhuriyeti istihbarat ve güvenlik organlarının hukuka ve demokrasiye tamamen ters düşen geleneksel bir uygulamasıdır. Devletin istihbarat örgütleri, vatandaşlar, sivil toplum ve kamu çalışanları hakkında onların haberi olmadan bilgi toplar, onları etnik ve mezhepsel kökeni, ideolojisi, siyasi faaliyetleri, iş ilişkileri, özel hayatları vesaire bakımından kategorize eder, nitelendirir ve sonra bu bilgiler ilgili otorite tarafından fişlenen kişi aleyhine ya da kimi zaman lehine kullanılır.

Gülen Cemaati kadar diğer cemaatlerin de AKP iktidarı tarafından fişlendiğine dair bu haberin muameleye konu olan İslami camialarda burukluk yaratması muhtemeldir.

Bir de tabii Başbakan Erdoğan’ın “doğruları halktan gizleyen lider” durumuna düşürülmesi söz konusu. Erdoğan geçen 15 Ağustos’ta “Bizim fişleme gibi bir sanatımız yok. Böyle bir derdimiz de yok. Ben fişlendiğimi biliyorum; arkadaşlarımın fişlendiğini biliyorum ama biz böyle bir yola hiçbir zaman tevessül etmedik” demişti.

Taraf gazetesi Erdoğan’ın doğruyu söylemediğini ortaya koymuş oldu.

Nihayet söz konusu haberlerin ardından, Başbakanlık, Milli Güvenlik Kurulu, Milli İstihbarat Teşkilatı Taraf hakkında Ankara’da savcılığa 5 Aralık’ta suç duyurusunda bulundular. Taraf, işleme konulan suç duyurularında Türk Ceza Yasası’nın “devletin güvenliğiyle ilgili gizli kalması gereken bilgi ve belgeleri elde etme ve yayımlamayı suç sayan maddelerinin ihlali” çerçevesinde işlem yapılmasının istendiğini yazdı. Bu suclamalarin sonucu Baransu hakkin da ‘’casusluk’ sorusturmasi acilmasi oldu.  

Son olarak Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu, Cemaat’in en yüksek temsil seviyesindeki sivil toplum örgütü olarak bilinen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın 5 Aralık tarihli ilginç açıklamasından bahsetmek gerekiyor.

İktidar cenahından Cemaat’e yöneltilen suçlamalara cevap verilen bu uzun açıklamanın bizce en kritik cümlesi aşağıda:

“Önceki seçimler arifesinde denenmiş olan özel hayatın mahremiyetini ihlal edici ahlak dışı metot ve girişimlerin, tekrar denenebileceğine dair endişe verici işaretler görülmektedir.”

Kastedilen, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri öncesinde sağdaki Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP)çoğu Merkez Yürütme Kurulu üyesi dokuz üst düzey yöneticisi, evlilik dışı ilişkilerine dair gizlice kaydedilmiş seks videoları nedeniyle görevlerinden istifa etmek zorunda kalmışlardı.

Bu kapsamlı operasyonun amacının MHP’yi yüzde 10’luk seçim barajının altına düşürüp Meclis’e girmesini engellemek olduğu kanaati kamuoyunda yaygındır.

Halen failleri bulunmamış olan bu tür bir gizli operasyonun ise ancak çok güçlü bir örgüt tarafından düzenlenebileceği varsayılmalıdır.

GYV açıklamasında camialarının bu tür gayri ahlaki ve gayrimeşru yöntemlere karşı olduğunun aşikarlığı vurgulanıyor ve bu tür girişimler herkes tarafından reddedilmeye çağrılıyor.

Mamafih, bu ifadeler önümüzdeki günlerde Türkiye’de son derece gerilimli ve kırıcı bir ortamın oluşabileceği ihtimalini göz önüne almamızı gerektiriyor.

More from Kadri Gürsel