Ana içeriğe atla

Başörtülü milletvekilleri bir milata işaret ediyor

Türkiye’deki toplumsal kutuplaşmaların derinliğini bilmeyen birisi için pek fazla anlam ifade etmeyecek olan bu gelişme, hem bir dönemin kapandığını gösteriyor ve hem de Türkiye siyasal yaşamı için yeni gelişmelere işaret ediyor.
RTX14V4V.jpg

Perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisi genel kuruluna başı örtülü dört milletvekilinin katılması ile Türkiye siyasal yaşamında önemli bir dönüm noktası geçilmiş oldu. AK Parti Milletvekilleri Nurcan Dalbudak, Gönül Şahkulubey, Sevde Beyazıt ve Gülay Sabancı hacca gitmelerinin ardından başlarını örtmüşler ve Meclise de bu şekilde geleceklerini açıklamışlardı.

Dışarıdan bakan ve Türkiye’deki toplumsal kutuplaşmaların derinliğini bilmeyen birisi için pek fazla anlam ifade etmeyecek olan bu gelişme, hem bir dönemin kapandığını gösteriyor ve hem de Türkiye siyasal yaşamı için yeni gelişmelere işaret ediyor.

Türkiye’de her 100 kadından 61’i başını örttüğü halde, çok yakın bir zamana kadar başörtülü kadınların herhangi bir kamu sektöründe görev alabilmeleri mümkün değildi. Bir kaç yıl öncesine kadar başörtülü kadınları özel ya da kamuya ait olsun herhangi bir üniversiteye kayıt yaptıramıyorlardı. Başörtülü kadınlar, ki bunlara Cumhurbaşkanı ve başbakanın eşleri dahil olmak üzere, herhangi bir askeri binaya başörtüleriyle giremiyorlardı.

Ve işte geçtiğimiz Perşembe gününe kadar da başörtülü bir milletvekilinin Mecliste görev yapması mümkün değildi. Söz konusu olan milletvekilleri olunca, Türkiye’de yaşayan herkes için Mayıs 1999’da Meclisteki and içme töreninde başı örtülü Fazilet Partisi milletvekili Merve Kavakçı’nın maruz kaldığı muamele halen hafızalardaki yerini korumaktadır. Kavakçı, başbakan Bülent Ecevit’in “burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!” sözleri üzerine, iktidardaki Demokratik Sol Partili milletvekillerinin yoğun protestoları altında and içemeden meclisi terk etmek zorunda kalmıştı. Hemen ardından milletvekilliği düşürülmüş ve kendisinin ayrıca bir de Amerikan vatandaşlığı olduğu gerekçesiyle Türk vatandaşlığından çıkarılmıştı. 

Kavakçı’nın Meclis’e başörtüsüyle gelme “cürreti” göstermesi sadece siyasal yaşamının böyle trajik bir şekilde sona ermesine neden olmamış, ama aynı zamanda bu eylem, mensubu bulunduğu Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının önemli gerekçelerden birisi olmuştu. Başörtülü bir kadının kamusal alanda herhangi bir şekilde görünmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine inşa olduğu “laiklik” anlayışının bir ihlali olarak değerlendiriliyordu.

AK Parti’nin iktidara gelmesinden sonra da, askerlerin ve bürokratların başörtüsü karşısında gösterdikleri tavır uzun bir süre değişmedi. Örneğin, şu anda Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, eşinin başbakan yardımcısı ve Dışişleri bakanı olduğu 2003 ile 2007 yılları arasında askerlerin düzenlediği hiç bir resepsiyona davet edilmemiştir.

2003’den beri iktidarda bulunan AK Parti tedrici olarak son yıllarda başörtüsü yasağını ortadan kaldırıyor. Üniversetelerdeki başörtüsü yasağı 2011 yılında kaldırıldı. Başörtülü kadınlar için kamu görevinde bulunma yasağı 30 Eylül’de açıklanan “demokratikleşme” paketiyle ortadan kaldırıldı. Ancak bu konuda belli sınırlamalar getirildi. Buna göre başörtülü kadınlar üç sektör dışında diğer kamu alanlarında görv alabilecekler. Baş örütülü kadınların görev alamayacakları sektörler ise, polislik, askerlik ve yargı sektörleri olarak belirlendi.

İşte bütün bu gelişmelerin ardından Perşembe günü Meclise dört başörtülü vekilin gelmesi ve bu oturumun herhangi bir gerginlik yaşanmadan kapanmasıyla Türkiye yeni bir döneme girilmiş bulunuyor.

Son gelişmeler ışığında başörtüsü yasağının ortadan kalkmasının, önümüzdeki dönemdeki siyasal ve sosyal gelişmeleri nasıl etkileyebileceğine ilişkin şu saptamaları yapabiliriz:

Aslında başörtüsü yasağının ortadan kalkmasıyla birlikte iktidardaki AK Parti hükümetinin önemli bir siyasi araçtan mahrum kalacağını söyleyebiliriz. AK Parti hükümeti çok uzun yıllardan beri iktidarda olmasına rağmen, iktidarlarının Türkiye’deki askerler ve bürokrasi tarafından kısıtlandığını öne sürüyordu ve bu argüman son üç dört yıla kadar belli bir haklılık içeriyordu. Son yıllarda ise, askerlerin rejim üzerindeki güçleri neredeyse tamamıyla ortadan kalktığı halde AK Parti bu argümanları kullanmaya devam etti. Başörtülü kadınların kamu görevi alamaması, milletvekili olamaması, AK Parti’nin “hükmet olduk ama iktidar olamadık” tezini destekleyen en önemli göstergeydi. AK Parti sürekli olarak kendisini, Türkye’deki Kemalist-militarist rejimin kurbanı olan dindar-muhafazakar geleneğin bir devamı olarak sundu. Kemalist rejimin “mağdur ettiği” muhafazakar parti imajı hemen her zaman  AK Partinin en önemli “silahlarından” birisi oldu.

Meclise başörtülü kadın milletvekillerinin girmesiyle birlikte artık AK Partinin bu “mağduriyet” retoriğini kullanması neredeyse imkansız hale gelmiş bulunuyor. Başörtülü kadın milletvekillerinin meclisteki varlığı, AK Parti’nin önünde hiç bir engel bulunmaksızın, tek başına iktidar olduğunu tescil etmiş oluyor. Bu gelişmenin AK Partinin son yıllarda içine girdiği otoriter eğilimleri çok daha net bir şekilde görünür kılacağı ve AK Partiye yönelen eleştirileri daha sert bir hale getireceği ortadadır.

Ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi açısından da durum çok parlak görünmüyor. Her ne kadar genel başkanları Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyük gayretleri sonucunda, CHP’liler başörtülü milletvekillerine tepki göstermemiş olsa da, başörtülü vekiller karşısında alınacak tavrın parti içinde büyük tartışmalara yol açtığı biliniyor. Kulislerden sızan bilgilere göre partinin ulusalcı-Kemalist kanadı başörtülü vekillere sert bir tavır gösterilmesi gerektiğini savunurken, partinin sosyal demokrat üyeleri başörtüsü konusunda herhangi bir tepki göstermenin partinin imajını zedeleyeceği ve bunun bireysel bir özgürlük meselesi olduğunu savundular. Genel başkanın ağırlık koymasıyla birlikte parti içindeki “başörtüsü kirizi” şimdilik aşılmış görünüyor.

Ancak bu tartışmalar, ana muhalefet partisi içindeki siyasal ayrışmanın artık kontrol edilmesi zor bir noktaya geldiğini gösteriyor.

CHP’nin ulusalcı kanadı, sadece başörtüsü konusunda değil, daha önce gayrimüslimlere yönelik reformlar ve en son Kürtçe’ye ilişkin yasakların ortadan kalkması konularında da çok güçlü itirazlarla ortaya çıkmışlardı. Partinin sosyal demokrat kanadı ise bu konulardaki reformları açıkça destekliyorlar. Kemalist-ulusalcı kanatla, sosyal demokrat kanadın nasıl bir arada var olmaya devam edecekleri başörtüsü krizinden sonra tekrar tartışılmaya başlandı. Partinin bu iki kanadı arasındaki uzaklaşmanın başörtüsü tartışmalarıyla yeni bir ivme kazandığı söylenebilir.

Yine başörtüsü yasağının ortadan kalkmasının muhafazakar-dindar kesimler bakımından ciddi sosyoljik sonuçlarının olacağı öngörülebilir. Bu kesimdeki çalışan kadınların artmasıyla birlikte, Türkiye’de son on yıllarda ortaya çıkan Müslüman-feminist akımın güç kazanacağını öngörebiliriz.

Başörtüsü yasağının kalkmasının önümüzdeki dönem Türkiye’sinde pek çok sosyal ve siyasal sonuçları olacağı görünüyor. İleriden bakıldığında dört kadının Meclise başörtülü girmeleri muhtemelen bir “milat” olarak tescil edilecektir.

More from Orhan Kemal Cengiz