Sınır kenti Van: Türkiye’nin en büyük mülteci mezarlığı

İran’dan Türkiye’ye geçmeye çalışan sığınmacıların başlıca güzergâhı olan Van, ülkenin en büyük kimsesizler mezarlığına ev sahipliği yapıyor.

al-monitor .

Tem 14, 2020

Elime geçen dehşet verici fotoğraflar, Türkiye’nin İran sınırındaki Van ilinde çekilmiş. Bunlar, dağ yamaçlarında bulunan mülteci cesetlerinin fotoğrafları. Hava sıcaklığının bazen eksi 25 dereceye kadar düştüğü kış aylarında, sınırı geçmek isterken donarak hayatlarını kaybeden mültecilerin cesetleri… Mültecilerin hemen hepsi çıplak ya da üzerlerinde çok ince kıyafetler var. Ayakkabıları yok. En kötüsü uzuvlarının bir kısmı vücutlarından ayrılmış. Vücut bütünlüğünü hâlâ koruyan cesetler, anne karnındaki bebekler gibi cenin şeklinde duruyor. Ve tüm cesetler çürümeye yüz tutmuş.

Cesetler, havanın ısındığı bahar aylarında üzerlerindeki kar örtüsünün kalkmasıyla birlikte sınır köylüleri tarafından tesadüfen fark edilmiş. Köylülerin ayrı ayrı tarihlerde yaptığı ihbarlar üzerine bölgeye giden Van Barosu Göç ve İltica Komisyonundan Sorumlu Yönetim Kurul Üyesi Avukat Mahmut Kaçan, fotoğrafları çekerek bir süre önce benimle paylaştı.

Avukat Kaçan Al-Monitor’a verdiği mülakatta, insan kaçakçıları tarafından sınır boyunda kaderlerine terk edilen mültecilerin, karla kaplı dağlarda yollarını kaybederek yaşamlarını kaybettiğini anlatıyor. Kaçan inanmak istemiyor ama savcının kendisine verdiği bilgiye göre mülteciler burada donarak öldükten sonra üzerlerindeki ziynet eşyaları, cüzdanları hatta elbiseleri ve ayakkabıları çalınmış. Cesetlerin çıplak olmasının nedeni bu. Aylarca dağlarda kalıp karlar eridikten sonra bulunan cesetlerin vücut bütünlüğü ise vahşi hayvanların uzuvlarını kemirmesi nedeniyle bozulmuş.

Avukat Kaçan, bu şekilde son üç yılda 29 ceset tespit ettiklerini söylüyor. “Öyle kötüydü ki birkaç gün yemek bile yiyemedim” diyor.

Cesetlerin bu kötü durumu nedeniyle hemen hiçbirinin kimliği tespit edilemiyor. Şimdiye kadar bu cesetleri arayan da çıkmamış. Avukat Kaçan, sadece bir Afgan ailenin kendisine ulaştığını söylüyor: “Cesetler o kadar tanınmaz halde ki tespit yapabilmemiz için ailenin Van’a gelip DNA testi yaptırması gerekiyordu. Ancak Türkiye vize vermedi. Sadece bir girişim oldu, o da bürokratik engeller nedeniyle sonuçsuz kaldı.” 

Bir arayan olur diye cesetler mevzuat gereği 15 gün morgda bekletiliyor. Ardından da Van’daki Kimsesizler Mezarlığı’na gömülüyor. Kaçan bazen sadece bir torba kemik gömüldüğünü anlatıyor. Son yıllardaki artış nedeniyle Van’daki bu mezarlık bugün ülkenin en büyük kimsesizler mezarlığı olma özelliğine sahip. Üstelik her geçen gün daha da büyüyor. 200’ü aşkın mültecinin gömüldüğü mezarlık için geçen ay belediye yeni bir parsel daha satın aldı.

Mezarlığa gömülenler sadece dağlarda donarak ölenlerden ibaret değil.

Kent haziran ayının son günlerinde Van Gölü’nde bir mülteci teknesinin batmasıyla sarsıldı. 100’e yakın mültecinin burada öldüğü tahmin ediliyor.

Tahmin ediliyor diyoruz çünkü arama kurtarma çalışmaları hâlâ tamamlanmış değil. Bu konu ile ilgili olarak kamuoyuna ilk bilgiyi veren kişi gazeteci Ruşen Takva oldu. Takva Al-Monitor’a yaptığı açıklamada 27 Haziran’da batan tekneden sadece kaptan yardımcısı olan Medeni Akbaş’ın göle atlayarak kurtulduğunu anlatıyor. Akbaş’ın önce yüzerek kıyıya, sonra da köyüne ulaşması faciadan haber alınmasını sağlıyor. 1 Temmuz’da olay yerine giden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, kaçakçı Medeni Akbaş ile birlikte 11 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. 

13 Temmuz itibarıyla gölden 29 kişinin cesedi çıkarılmıştı. Soylu’ya göre Akbaş’la, köylüler ve muhtarla yapılan mülakatlar doğrultusunda teknede 55-60 kişinin bulunduğu değerlendiriliyor. Ancak gazeteci Takva’ya göre sayı daha yüksek. Kaptanın ifadesinin basından gizlendiğini öne süren Takva, teknenin altında gizli bir odaya 60 mültecinin kilitlendiği, geri kalanların da teknenin çeşitli bölümlerine dağıldığı yönünde bilgi aldığını söylüyor. Arama kurtarma dalgıçlarının video kayıtlarını da izleyen Takva, su altındaki dehşet verici görüntüyü de “Kayaların arasında sıkışmış kalmış mülteci cesetleri vardı” diye aktarıyor. 

Tekne tamamen gölden çıkarıldığında gerçek sayının ortaya çıkması bekleniyor.

Peki, açık sulara çıkmayan bir yerde, iki şehir arasındaki bir gölden tekneyle mülteci kaçırılmasının sebebi ne? Takva, “Mülteciler, Van’dan Tatvan’a geçecekler. Ancak bu yol üzerinde çok güvenlik noktası olduğu için kaçakçılar bu yolu göl üzerinden geçmek istiyorlar” diyor. 

2019 yılının Ekim ayında aynı yerde bir teknenin alabora olduğunu, mültecilerin kurtarıldıklarını, 2019 Aralık ayındaki bir başka tekne faciasında ise yedi mültecinin yaşamını yitirdiğini belirtelim.

Bir de sıkıştırılarak bindirildikleri minibüslerde trafik kazalarında ölen mülteciler var. 

Avukat Kaçan, sınırdaki hareketlilik nedeniyle insan kaçakçılığının giderek burada bir endüstri haline dönüştüğünü söylüyor. Bu insanlık dışı endüstri öyle boyutlara ulaşmış ki Kaçan, insan kaçakçılarının sosyal medyadan reklam vermeye bile çekinmediklerini anlatıyor.

Van’da pek çok kentlinin vicdanı ise paramparça. En son tekne faciasının ardından Van’da yaşayan bir grup kadın, göl kenarına gelip bir uğurlama düzenledi. Ellerindeki gülleri göle attı. O uğurlamayı düzenleyen HDP Parti Meclisi Üyesi Deniz Öztekin, “Orada bebekler ve kadınlar öldü. Hiç soranları olmayan o mülteciler için elimizden gelen son görevi, gıyaplarında bir cenaze törenini yapmak istedik” diyor.

Öztekin şöyle devam ediyor: “Daha iyi bir yaşam umuduyla yola çıkan insanların ölüme terk edilmesini, insan kaçakçılığına göz yumulmasını istemiyoruz. Bu hem ülkedeki mülteci politikalarına yönelik bir tepki hem de dünyaya ‘Barışı sağlayın, daha iyi bir yaşamı sağlayın, insanlar ölmesin’ çağrısıdır.” 

Van’da yaşamını yitiren sığınmacılar çoğunlukla Afganistan, Pakistan, Bangladeş ve İran uyruklu. Avukat Kaçan ve gazeteci Takva, ilginç bir şekilde bu yıl ilk kez Nijerya gibi Afrika ülkelerinden gelen mültecilerle karşılaştıklarını anlatıyorlar. Bunu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da doğruluyor. 

Bakan bu yıl sadece Van özelinde 21 bin kaçak göçmenden söz ediyor. Soylu, “Bu az bir rakam değil. Salgın var ve toplam 21 bin civarında göçmen baskısı oluyor. Bunun 16 bini sınırlardan bir şekilde engellenerek alınmadı. Geri kalan 4 bin 500’ü sınırı geçti ve yakalandılar” diyor.

Son üç yılda Türkiye sınırlarındaki göçmen sayısında çok yüksek bir artış olması dikkat çekiyor. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2017’de 175 bin, 2018 yılında 268 bin, 2019 yılında ise 454 bin kaçak göçmen yakalandı.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Ankara’nın Suriyeli sığınmacılar kartı etkisini neden yitirdi?
Kadri Gürsel | Mülteciler | Mar 19, 2020
İdlib’den kaçanlara Menbic’deki Kürt yönetimi el uzattı
Rana al-Ahmde | İdlib | Şub 18, 2020
Suriye yurt dışına kaçan parayı geri çekmeye çalışıyor
Mohammad Bassiki | Yaptırımlar | Şub 15, 2019
Türkiye’de seçimin kaderini ekonomi belirleyecek
Ayla Ganioglu | Türkiye seçimleri | Oca 28, 2019
İdlib’de insani kriz endişesi artıyor
Mohammed al-Khatieb | İdlib | Ağu 19, 2018

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Zombi ekonominin zombi patronları
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Eyl 26, 2020
al-monitor
İdlib’deki zamansız gerilimden savaş çıkar mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Eyl 25, 2020
al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020
al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020