Türkiye'nin Nabzı

“Rockçı imam” ve muhafazakar-olmayan Müslümanlar

By
p
Article Summary
Tasavvuf ile gitar sololarını harmanlayan “Rockçı imam” Ahmet Muhsin Tüzer, Türkiye toplumunda İslam’ın daha modern ve kozmopolit yorumlarını arayan kesimleri cezbediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Türk basını Mayıs 2013’te sıradışı bir din adamını manşetlerine taşıdı: Antalya’nın Kaş ilçesindeki küçük bir camide kadrolu imam olarak çalışan 42 yaşındaki Ahmet Muhsin Tüzer, aynı zamanda bir rock grubunda da yarı zamanlı olarak şarkı söylüyordu. “Rockçı imam” olarak anılan Tüzer kısa zamanda hem şöhret oldu hem de tartışmaların fitilini ateşledi. Diyanet İşleri Başkanlığı çok geçmeden Tüzer hakkında bir “soruşturma” başlattı. Şöhreti artan “Rockçı İmam” ise video klipler çekti, Türkiye’de, hatta New York’ta konserler verdi. Ve geçen hafta kendisinin hayat hikayesini anlatan bir kitap yayımlandı: Rock N İmam: Sıradışı Bir Yaşam.

Ahmet Tüzer’le hem yaşamını ve işini hem de sembolize ettiği eğilimin Türkiye’deki dini hayata dair ne anlama geldiğini konuşmak için geçen hafta İstanbul’da bir araya geldim. Gördüm ki, “Rockçı imam”, Türkiye’nin kendine “muhafazakar” ya da “İslamcı” diyen Müslümanlarının bir kısmı için rahatsız edeci bir figür olsa da başkaları için ilham verici bir isim.

Tüzer’in hikayesi doğup büyüdüğü Kaş’ta başlamış ve halen Kaş’a bağlı Pınarbaşı köyündeki küçük bir camide imam olarak çalışıyor. Yakınlardaki bir İmam-Hatip okulundan mezun olan Tüzer 90’ların sonunda kısa bir süreliğine Sultanahmet Cami’nde müezzinlik de yapmış.

Romanya göçmeni olan eşi Oana Mara ile bu sırada tanışmış. Çift 1999’da evlenmiş ve Oana hanım kendi rızasıyla İslam’ı seçmeden önce bir Hristiyan olarak yıllarca kiliseye gitmeye devam etmiş. Bu halleriyle sıradışı bir çift oluşturdukları söylenebilir, ama İslam’la çeliştikleri söylenemez. Zira İslam hukuku Müslüman erkeklerin Hristiyan ve Yahudi kadınlarla evlenmesine izin verir.

Kot pantalonu, uzun saçları ve Kawasaki motosikletiyle de sıradışı bir imam olan Tüzer’in 2010’da katıldığı rock grubunun ismi “FiRock”. En beğenilen şarkılarından biri tasavvufi sözlerle gitar sololarını harmanladıkları “Mevlaya Gel”.

Başta dediğimiz gibi, 2013’te basın tarafından keşfedildiği zaman bir gecede büyük bir şöhret kazanan “Rockçı imam” aynı zamanda tartışmaların odağı haline geldi. Zira koyu muhafazakarların gözünde İslam ve rock müziğin birleştirilmesi, İslam kültürünün yozlaşması ve Batı’nın zehrine teslim olması demekti.

Tüzer, böylesi olumsuz yorumlardan, hatta kimi internet forumlarında aldığı ölüm tehditlerinden dolayı üzgün olduğunu söylüyor. Mahmut Ustaosmanoğlu’nun (Mahmut Efendi) liderliğindeki koyu muhafazakar İsmailağa Cemaati’nin internet sitesinde “imam bozuntusu” diye yaftalanmış olması da, aldığı sert tepkilerden biri.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Rockçı imam”a Eylül 2013’te açtığı idari soruşturmanın altında da muhtemelen bu gibi gelenekçi tepkiler yatıyordu. Ancak Tüzer 8 ay sonra sonuçlanan soruşturma sonucunda sadece bir uyarı cezası aldı ve bu da müziği yüzünden değil, soruşturmanın gidişatına ilişkin basına yaptığı açıklamalardan dolayı verildi. Tüzer, Diyanet içinde kendisinin kovulduğunu görmek isteyen kişiler olabileceğini düşünse de başkan Mehmet Görmez’in kendisini desteklediğini ve koruduğunu memnuniyetle kaydediyor.

Öte yandan, “Rockçı imam”ın toplumun daha ziyade görece seküler kesimlerinin beğenisini kazandığını söylemek mümkün. Tüzer de “ateistlerden, deistlerden, , Atatürkçülerden pek çok olumlu mesajlar aldım” diyor. Bir başka deyişle, Tüzer toplumun kendisini “muhafazakar” ya da “İslamcı” olarak tanımlamayan kesimlerinden daha çok destek görmüş durumda.

Durum böyle, çünkü Türkiye toplumunun “laik” diye anılan kesimi, “muhafazakarlar” kadar yoğun ve geleneksel bir biçimde olmasa da, aslında dindardır. Yani ortalama bir “laik” başörtüsü takmaz, her gün camiye gitmez ve muhtemelen alkol kullanır; ama örneğin Ramazan boyunca ağzına içki koymaz, hatta belki de oruç tutar ve bayram namazlarını kaçırmaz. Rock müzik gibi Batılı tatlara da daha açık ve alışkındır.

İşte “Rockçı imam” da, Türkiye’nin muhafazakar olmasa da aslında kendince dindar olan bu kesimlerini cezbedebilecek bir din anlayışının sembolü gibi duruyor. Tüzer’in şarkı sözlerinin Allah sevgisi ve O’nun merhametine dair referanslarla dolu olması da, Allah korkusunu ve O’nun gazabını ön plana çıkaran geleneksel yorumlardan daha cazip geliyor muhtemelen bu kesimlere. Bunun Türkiye’de yeni bir İslami zemine işaret ettiği söylenebilir ki, son yıllarda dikkat çeken, mutasavvıf Cemalnur Sargut, filozof-ilahiyatçı Caner Taslaman ya da aktivist düşünür İhsan Eliaçık da benzer bir sosyolojik zemini yansıtıyorlar. Geleneksel yorumlara göre daha açık, esnek, rasyonel ve özetle daha modern bir din anlayışı arayan bir zemin bu.

Peki, ya Ak Parti iktidarıyla beraber devlete hakim olan “siyasal İslam” ve yine bu iktidarla güçlenen İslami muhafazakarlar? Söz konusu muhafazakarların cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar merkeze geldiğine ve hakimiyet kurduğuna kuşku yok. Ama bu, aynı zamanda güçlerinin zirvesi de olabilir. Çünkü aynı muhafazakarlar, içinde bulundukları iktidar sarhoşluğu ve onun getirdiği sert, kaba ve mütekebbir tutumlarla pek çok kesimi kendilerinden soğutuyorlar. Dahası, kendi içlerinde bile bazıları yaşanan kavgadan bunalarak daha huzurlu bir geleceğe özlem duymaya başlıyor. Yani, denebilir ki, muhafazakarların muzafferiyeti, aslında post-muhafazakar bir dönemin başlangıcının da alameti sayılabilir. Bu dönemde daha bireysel, daha özgürlükçü, daha dünyalı bir İslam anlayışı rağbet görebilir. İslam ile modernite arasında bir sentezi ima eden “Rockçı İmam” gibi figürler ise, muhtemelen, o “yeni” Türkiye’nin ikonları arasında olacaktır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, muslims, music, islam and democracy, imam, conservatives, atheism

Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarından olan Mustafa Akyol, aynı zamanda International New York Times ve Hürriyet Daily News gazetelerinde düzenli yorum yazıları yazmaktadır. Akyol’un makaleleri, Foreign Affairs, Newsweek, Washington Post, Wall Street Journal ve Guardian pek çok farklı yayında da yer almıştır. İstanbul’da yaşayan Akyol, Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve tarih okumuştur. Akyol’un İslami liberalizmi savunduğu “Islam Without Extremes: A Muslim Case for Liberty” isimli, Amerikan yayınevi W.W. Norton tarafından Temmuz 2011’de yayımlanan kitabı Financial Times'ın ifadesiyle,  “bir Müslümanın açık sözlü ve zarif özgürlük savunusu”dur.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept