Erdoğan Putin’in sıkışmışlığını nasıl kullanıyor?

Türklerin Kafkasya’ya dönüşü Rusya’ya alarm verdiren bir senaryo. Türkiye Azerbaycan’a askeri desteği sayesinde Karabağ’da fiilen denkleme girdi. Şimdi bunu müzakere sürecinde bir ortaklığa dönüştürmek istiyor.

al-monitor .
Fehim Taştekin

Fehim Taştekin

@fehimtastekin

İşlenmiş konular

caucusus, turkish intervention, russian influence, nagorno-karabakh, armenia, turkey-armenia relations, azerbaijan

Eki 8, 2020

Türkiye askeri danışmanları, teknik desteği ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) Kafkasya’daki savaşta dengeyi Ermenistan aleyhine bozarken çözüm sürecinin parçası olmak için de kendini dayatıyor.

Ankara, 1994 Bişkek Protokolü’nden bu yana AGİT Minsk Grubu’nun arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerden sonuç alınmadığı gerekçesiyle çözüm mekanizmalarını değiştirmek istiyor. Türk hükümeti, Azerbaycan yönetiminin yerine geçip uluslararası toplumun ateşkes çağrısına “Ermenistan işgal ettiği topraklardan çekilmeli” şartını koşarken Minsk Grubu’nun işlevselliğini de sorguluyor. Bu çıkışlara Türk SİHA’larının çok işe yaradığını teslim eden Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Türkiye Karabağ’daki çözüm sürecinde yer almalıdır” mesajı eşlik ediyor. 

Tartışmalar ve verilen mesajlardan hareketle birkaç varsayım üzerinde durulabilir:

  • Azerbaycan ve Türkiye’nin ortaklaşa idealize ettiği hedef, askeri olarak sadece işgal altındaki yedi rayon değil Karabağ’ı da tamamen ele geçirmek. Rusya’nın Suriye, Libya, Ukrayna ve Kırım gibi açık dosyalardan sonra Kafkasya’da çok temkinli hareket etmesi, Amerikan yönetiminin başkanlık seçimiyle meşgul olması, Avrupa Birliği’nin diplomatik ağırlığını yitirmesi ve Erivan’ın uluslararası toplumdan aradığı desteği bulamaması Türkiye’nin askeri çözümde ısrar etmesini kolaylaştırıyor.
  • Ancak çatışma süreci uzarsa aranan zaferin askeri, insani, ekonomik ve diplomatik maliyetleri Bakü ve Ankara’yı pozisyonlarını gözden geçirmek durumunda bırakabilir. O yüzden güney koridorunda Cebrayil ve Fuzuli gibi birkaç yerde kısmi zaferlerden sonra masaya dönmek kaçınılmaz hale gelebilir. Ki Aliyev’in Türkiye’nin kararlı tutumundan daha esnek bir yaklaşımla ateşkes için Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilme takvimi vermesini istemesi o noktaya yaklaşıldığının bir işareti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Bakü’ye gitmesi diplomasi yolunun yavaş yavaş açılacağını gösteriyor. Yine de her şey toz duman.
  • Türkiye’nin “sonuna kadar gitme” mesajıyla yapmaya çalıştığı şeylerin başında Rusya’dan Suriye ve Libya’da koparacağı tavizlerin dışında Kafkasya’da denkleme girmek geliyor. Öncelikle Fransa, ABD ve Rusya’nın eş başkanlığındaki Minsk Grubu’nu tamamen itibarsızlaştırıp çözüm sürecini Rusya ve Türkiye arasında ikili bir mekanizmaya dönüştürmek isteyebilirler. Çavuşoğlu, Bakü ziyareti sırasında ateşkes çağrılarına “Peki sonra ne olacak? Bugüne kadar ateşkes oldu da ne oldu? Ermenistan'a derhal Azerbaycan topraklarından çekil diyebiliyor musunuz? Çekilmesi için bir çözüm üretebiliyor musunuz? Hayır!" yanıtını verirken Minsk Grubu ile ilgili de şunu söyledi: “Minsk ülkeleri işgalciyle mağduru aynı kefede tuttu. Böyle gitmeyeceğini tüm dünya anlamalı.” Hâlihazırda Suriye’de Astana, Soçi ve Moskova mutabakatlarıyla işleyen bir Türk-Rus ortak mekanizması, Libya’da ise adı konulmamış bir diyalog süreci işliyor. Bu modellemeyi Kafkasya’ya taşıma ihtimali üzerinde duruluyor.
  • Bir tür Türk-Rus ortak mekanizması geliştirilemezse Türkiye’yi içine alacak şekilde Minsk mekanizmasının geliştirilmesi üzerinde durulabilir. Burada da başka bir sorun beliriyor. “Türkiye ile Azerbaycan birdir” beyanıyla çatışmada kendini taraf olarak tanımlayan bir devletin arabuluculuğu nasıl formüle edilecek? Amerikalılar bir kenara Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransızlara tahammülünün olmadığı sır değil.

Osmanlının kendini çok fazla kaptırmadığı Trans Kafkasya bölgesi, imparatorluk döneminde daha çok Ruslar ve İran arasında paylaşım savaşına sahne oldu. Maceralarıyla Osmanlı’ya ağır bedellen ödettirmiş Enver Paşa’nın 1918’de “Kafkas İslam Ordusu” ile Kafkasya seferi kısa sürmüştü. Erdoğan tıpkı Rusya lideri Vladimir Putin gibi imparatorluk döneminin stratejik değerlendirmeleriyle eski periferide kendi gücünü yeniden tahkim etme hevesleri taşıyor.

Rusların 1800’lerin başından beri oyun kurucu olduğu bu bölgede kontrol gücünü Türklerle paylaşması için müdahale yetenek ve seçeneklerini tamamen tüketmiş olması gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin Kafkasya’ya dönüşü Karabağ sorunundan çok daha fazlasını ifade ediyor. Türkiye’nin Kafkasya’ya yönelimi, Moskova’ya Türk hükümetlerinin Çeçenya’daki savaşla yakından ilgilendiği ve diğer Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerini projeksiyon altına aldığı 1990’ları hatırlatıyor. Suriye’den Azerbaycan’a milis taşınması da bu korkuları tetikledi. Siyasi liderlerden sonra Rus Dış İstihbarat Servisi (SVR) Direktörü Sergey Narışkin “Karabağ'ın teröristler için bir çıkış noktası haline gelebileceği” uyarısında bulundu. Bu, Moskova’da artık doğrudan Rusya topraklarıyla bağlantılı bir risk değerlendirmesi yapıldığını gösteriyor.

Yine de Putin’in Erdoğan’la orta yol bulmak zorunda kalacağı hesabının dayandığı birkaç nokta var.

Savaşın Ermenistan içine taşınması riski Rusya’yı kara kara düşündürüyor. O zaman Ermeniler, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (CSTO) “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” parolasını Ruslara hatırlatacaktır. CSTO üyeleri arasında Rusya dışında askeri değer ifade eden yegâne ülke Belarus iç isyanla boğuşurken bu örgütü harekete geçirmek de zor.

Çatışmalar Karabağ’la sınırlı kaldığı sürece Rusya müdahil olmadan ağabeylik rolünü sürdürebiliyordu. Savaşın Ermenistan ve ateşkes hattının dışında kalan Azerbaycan kentlerine sıçraması Türkiye’yi de içine çekme ihtimalini gündeme getiriyor. Bu durumda kriz bir NATO meselesine dönüşebilir. Rusya için ikinci kâbus senaryosu burada devreye giriyor. 

Ayrıca Rusya’nın 1990’larda kendisine oyun kurucu olma imkânını sunan, hatta 2016 ateşkesinde etkisini bir kez daha ispatlayan Sovyetlerden miras kontrol kapasitesini yitirdiği düşüncesi de Ankara’ya cesaret veriyor. Bir kere Türkiye’nin fiilen işin içine girmesi Rusya’nın Bakü üzerindeki etkisini sınırlıyor. Ermenistan tarafında ise Kadife Devrim’le iktidara gelen Nikol Paşinyan’ın ülkeyi Rus ekseninden taşıma arzusu son iki yılda Erivan-Moskova ilişkilerinde güvensizlik yaratmıştı. Fakat Paşinyan çatışmaların ilk 10 gününde Putin’le dört kez görüşerek Rus korumasına olan ihtiyacını hissettirdi. Paşinyan bir yandan “Bir taraftan Rusya'nın antlaşma yükümlülüklerini yerine getireceğinden eminim” derken diğer taraftan Azerbaycan’la karşılıklı taviz vermeye hazır olduğunu söylüyor. Paşinyan’ın içinde bulunduğu sıkışmışlığın bir benzerinin Bakü’de hissedilmemesi Rusya’nın ağırlığını koymasını önlüyor. 

Bunların dışında Putin, Azerbaycan’la Gazprom, Transneft, Lukoil gibi Rus devlerinin içinde bulunduğu geniş ticari çıkarlarını düşünmek durumunda. 

Putin’i ihtiyatlı davranmaya iten bu faktörler, Erdoğan’ın elinde avantaja dönüşüyor.

Hayli zorlu bir denklemin ortasında duran ve Türkiye’nin Kafkasya’da rol arayışından rahatsız olan Rusya, çatışmaların ikinci haftasına girerken Minsk çerçevesinde temaslarını artırdı. Bu da Rusya’nın Ankara’nın süreci Minsk zemininden Türk-Rus ortaklığına çekme arayışına prim vermek istemediğini gösteriyor. Öyle anlaşılıyor ki Putin hem Türkiye’ye istediği alanı açmamak hem de Batı ile buzları eritmek için Minsk Grubu üzerinden gitmeyi tercih ediyor. Hâlbuki bu tercih, “renkli devrimleri” Rus hinterlandına saldırı olarak görüp uluslararası kurumların çalışmalarını sonlandıran kuşkucu Rus algısına ters. Moskova 2008’de Gürcistan’la savaşın ardından BM, AB ve AGİT’in Abhazya ve Güney Osetya ile ilgili misyonlarını da baltalamıştı. AGİT’in 2015’te Bakü, 2017’de Erivan’daki ofislerini kapatması da Rusların işine gelmişti.

Putin, 2008 öncesine dönmek ister mi? Bu soruyu, “Türklerin engin heveslerine pencere açmak yerine Karabağ üzerinden Batı’nın Kafkasya’daki süreçlere ortak edilmesini bir ehveni şer olarak görebilir mi” sorusuyla birlikte düşünmek gerekiyor.

Bakü’nün ateşkes için ikna edilememesi Rusya’nın korktuğu senaryoların önünü açabilir. Aliyev’in halkına sunacağı bir başarı hikâyesi ve statükonun kısmen değiştiğini gösteren bir sonuç Rusların bu kilidi açmasını kolaylaştırabilir. Bu da Putin’in Ermenileri biraz üzmesini gerektiriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Sahaya inen Türkiye neden masada olamıyor?
Fehim Taştekin | | Eki 15, 2020
Rusya Suriyeli Kürtleri Karabağ’da savaştırır mı?
Kirill Semenov | Kürtler ve Kürdistan | Eki 14, 2020
İran’ın Yukarı Karabağ ikilemi
Ali Hashem | Sınır ihtilafları ve ilhak  | Eki 9, 2020
Azerbaycan’dan pay kapma rüyası
Mustafa Sönmez | Petrol ve gaz | Eki 8, 2020
Suriyeli savaşçılar niçin Dağlık Karabağ savaşına katılıyor?
Sultan al-Kanj | | Eki 7, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye Barış Pınarı’nda yeni bir sayfa mı açıyor?
Fehim Taştekin | türk-kürt çatışması | Kas 25, 2020
al-monitor
Döviz-faiz sıkışması ve yeniden küçülme
Mustafa Sönmez | | Kas 20, 2020
al-monitor
Azerbaycan’a asker tezkeresi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Kas 19, 2020
al-monitor
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020